fbpx

Merhaba! Bu yazımda toplumda bir farkındalık oluşsun istiyorum. Anlatacağım kitap her ne kadar savaş konulu bir kitap olsa da pek çok insan bu konuda ne yazık ki yeterli bilgiye sahip değil. Savaş denilip geçiliyor, derine inilmiyor. O insanları anlamak ve onlar için empati kurabilmek için illa o savaşın ülkemizde de mi olması gerekiyor? Anlamaya çalışmıyor çoğu insan bu durumu. Duygularını yitirmişler resmen, bu durum beni gerçekten üzüyor.

Kitabımın ismi Zlata’nın Günlüğü. Savaş yıllarında yaşayan ve yaşadıklarını günlüğüne aktaran tatlı mı tatlı küçük bir kız çocuğunun kitabı. Duygu yoğunluklu ve okurken göz yaşlarınıza da hâkim olmanızın pek mümkün olmadığı bir kitap.

Saraybosna’da henüz 10 yaşında iken Zlata; normal, gündelik yaşamından sıyrılıp savaş gerçeği ile karşı karşıya kaldı. Dünyası başına yıkılsa da yaşadıklarını günlüğüne yazmaktan vazgeçmedi.

Kitapta olay şu ki savaş çıkıyor. Savaşı çıkaranlar neredeyse aynı bölgede yaşayan Sırplar yüzünden.

28 Ocak 1992 tarihinin Salı günü ortalıkta bir grip salgını başlıyor. Zlata pazar gününe kadar iyileşiyor. Ancak anne ve babası da grip oluyor. Cumartesi gününe kadar babası da iyileşiyor. Annesi zatürre oluyor ve işe de gidemiyor.

1 martta bir grup asker bir Sırp düğününde 1 kişiyi öldürüyor. Bu televizyonda duyuluyor. Kesinliği ile ilgili bir netlik yok. Ve 2 martta tüm şehre barikat kuruluyor.

Diğer tüm detaylara girmek istemiyorum. Ancak kitapsever insanlar şunu bilmeli ki bu kitap sıkıcı bir tarih romanı veya klasik bir kurgu değil. Savaşın göbeğinde yaşam ile ölüm arasında giden bir ailenin yaşamı. Üstelik bu savaş dost gördükleri insanlar yüzünden çıkıyor.

Kim 11 yaşında savaş gerçeği ile iç içe yaşamak ister ki.

Mutlu bir yaşam bir anda sona eriyor. Yerini elektrik, su, yiyecek olmayan; doğum günlerinin kutlanmadığı, insanların korku içinde aç bir şekilde yaşadığı yaşama bırakıyor.

Çocukluğu bir yana savruluyor. Henüz 11 yaşında iken bir olgunluğa ulaşıyor. Çoğumuz Zlata’nın yaşlarında iken bahçe veya parklarda neşe içinde mutlu bir çocukluk geçiriyorduk. Çok sayıda arkadaşımız ve dostumuz vardı vakit geçirebileceğimiz. Ancak Zlata arkadaşı olarak sadece Mimmy ile birlikteydi. Mimmy kim mi? Zlata’nın yaşamını kaleme aldığı günlük.

Bu kitap sadece bir günlük değil. Bir günlükten çok daha fazlası.

”Geçmiş çok gaddar, zaten bu nedenle onu unutmamız gerekiyor.”

”Sırplara bir ‘S’, Müslümanlara bir ‘M’ ve Hırvatlara bir ‘H’ damgası vurmakta, onları birbirinden ayırmak istemekte. Bunu yapmak için de dünyanın en kötü, en kara kalemini seçmiş bulunuyor, savaşın o sadece ölüm ve ızdırap heceleyen kara kalemini kullanıyorlar.”

“Sıkıntı. Ateş etme. Bombardıman. İnsanlar. Öldürülüyorlar. Üzüntü. Açlık. Sefalet. Korku. İşte hayatım. Masum 11 yaşındaki kız çocuğunun hayatı. Oyunsuz, arkadaşsız, güneşsiz, kuşsuz, doğasız, meyvesiz, çikolatasız, şekersiz ama sadece biraz süt tozuyla idare eden bir çocuk. Kısaca çocukluğu olmayan bir çocuk.”

Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.