fbpx

Bir serüven başka bir tanesi için bitiyordu. Nasıl geçmişti bunca zaman? Bıçak gibi keskindi bazen, bazen bir ok kadar hızlı. Hayatımda çok önemli bir yer kaplıyordu buradaki yedi ay. Şimdi de son zamanlarımı yaşıyordum burada. Havalimanına girip bagajı teslim etmiştim. Pasaport kontrolü için ilgili sıraya girdim. Önümde yurttaşlarımı fark edince ‘’Giden yolcu sırası mı?’’ diye sordum. Evet, cevabını alınca elimde pasaportumla beklemeye başladım. Zaman geçmiyor, arkamdaki kişi sayısı artıyordu. Bir sıkıntı vardı anlaşılan. En az yarım saat oldu, sıra hâlâ aynı yerindeydi. Önümdeki kadına, neden bekledik, diye sordum en öndeki kişi geçip insanlar doğrulunca. İnternet kesilmiş, cevabını aldım. Aman Allah’ım koskoca havalimanının interneti nasıl kesilebilirdi? Sorun bunca zamandır nasıl giderilmedi? İşte böyle bir yerdi burası. Uzun süren kontrolden sonra servise bindim. Uçağın yanında indik. Planımızda İstanbul’a indiğimde otogara gidip oradaki acentelerden Denizli için uygun biletleri seçip aileme internetten aldıracaktım. Uçakta Türkiye hattımı taktım. Telefonu açtığımda çaresiz bırakan bir manzarayla karşılaştım. Çok kıymetli telefonum artık yüzde dört şarjdaydı. Tam da zamanıydı bu aksiliğin. Belki de zincirin ilk halkasıydı. Yetmezmiş gibi PIN kodunu soruyordu bana. Bilmiyordum ki, yedi aydır hiç düşünmemiştim bile. ‘’Şimdi ne yapacaktım?’’ sorusunu, inince düşünürüz, diyerek beynimin bir köşesine ittim.

Bu manzara bambaşkaydı. Harika parlıyordu İstanbul. Geceyi aydınlatıyordu âdeta. Koridor tarafındaki koltuğumdan mümkün olduğunca camdan dışarı bakıyordum. İyice zemine yaklaştık. Sert bir iniş yaptık. Sanırım bu iniş sert sayılıyordu. Kapılar açıldı, yolcular inmeye başladı. Sağ salim varmıştım vatanıma. Bagajımı alıp Havaist biletiyle Esenler Otogarı’na gitmeye hazırlandım. Bagaj alım levhasını gördüm. Okla gösterdiği yöne yürümeye başladım. Yürüdüm, yürüdüm. Evet, bir tane daha aynı levhadan vardı. Yürümekle bitmiyordu. Biraz daha yürüdüm. Biraz daha derken bagaj bantlarının olduğu yere geldim. Burada biraz bekledikten sonra bantların hareketlendiğini gördüm. Çantamı alıp Havaist biletinin satış noktasına gittim. Esenler biletini alıp otobüsümü buldum. Koltuğa oturup yolculuğun başlamasını bekledim.

Yolculuk başladıktan bir süre sonra ailemle görüşmek için önümdeki beyefendiden telefonunu istedim. Veremiyoruz, diyerek reddetti. Öyle olsun, dedim içimden. Otogara ulaştık. Zaman kaybetmeden gördüğüm ilk turizm acentesine girdim. İçerdeki bir kişiden telefonunu istedim. O da vermedi. Şaka mıydı bu? Olsun, dedim. Ne sabrım biterdi ne de telefon sahibi insan. Başka bir kişiden de istedim. Bu sefer olumlu dönüt aldım. Babamla görüşüp telefonu teslim ettim. Bir şeyler eksikti. Böyle gelmemiştim o kadar yolu. Çantam? Neredeydi? Hay Allah! Otobüste kaldı. Seri bir şekilde otobüse döndüm. Az daha gelmeseydin çantanı havalimanına gönderirdim, cümlesiyle çantamı aldım. Dalgınlık işte, insanlık hâli. Bir de bunun yurtdışı çıkış işlemleri vardı. Kaç gündür uğraşıyorum, dedim üstünkörü.

Tekrar acenteye döndüm. Babam, bulunduğum acentenin yakın bir saatte Denizli’ye seferi olmadığını söyledi. Telefon sahibinin otobüsü kalkıyordu. Teşekkürlerimi iletip ayrıldık. Dışarı çıktım. Başka bir yer bulmalıydım. Başka bir telefon. Yolda bulunan bir kişiden telefonunu istedim. Önce numarayı istedi sonra hoparlöre alıp telefonu uzattı. Güven sıfıra inmişti toplumda. Babam telefonu açınca hemen dolabımdan buldukları karttaki PIN kodunu denememi söyledi. Kalan son şarjımla kodu denedim ve sim kartım açılmıştı. Zincire biraz da olsa ara vermiştim. Teşekkür edip uzaklaştım. Yanımdaki banka kartının da son kullanma tarihi geçtiğimiz aylarda gelmişti. Kartla da bilet alamıyordum. Otomat bulup telefonumu şarj etmem lazımdı. İlk bulduğum otomatı denedim ve olmadı, çalışmıyordu. Ardı arkası gelmedi. Denediğim otomatların hiçbirisi çalışmıyordu. Açık bir büfeden prizlerini kullanmayı rica ettim. Sağ olsunlar izin verdiler. Oturdum ve biraz dinlendim.

Şarjım biraz doldu ve aileme ulaştım. Tarifemin bitmemiş olması zincire bir aralık daha eklemişti. Şimdi de bileti satın alabilmek için HES kodum gerekiyordu. Neydi ki? En son ne zaman kullanmıştım onu bile hatırlamıyordum. Aileme ulaşıp durumu bildirdim. Kimlik numaramla yeni kod çıkartmışlardı. Artık önümde hiçbir şey yoktu. Bilet alıp memleketime gitmeliydim. Bilet alındı ve saati bekledim. Beş saatlik bu süreç beni çok yormuştu. Dinlenmek istiyordum. Otobüse bineceğim perona doğru yürüdüm ve hareket saatini beklemeye başladım.

@HLTYNR içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
@HLTYNR içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]