fbpx

Geçmişe dönüp bakmayı her insan sevmez. Otuzlu yaşlarının sonunda biri için lise yıllarını anmak bazen o kadar da kolay olmayabilir. Çocukların acımasızlığı, gençliğin verdiği zorbalık insanda derin yaralar bırakabilir. Nedenini bilmesem de henüz yirmili yaşlarının başında biri olarak benim için de lise yıllarımı anmak kolay değil. Eğer uzun uzun düşünmezsem, inanılmaz bir tarihe sahip bir liseden mezun olmanın verdiği şatafatlı bir etiket yapıştırarak bu konuyu, çok güzeldi, keşke tekrar lisenin başına dönebilsem diyerek kapatabiliyorum. Fakat yalnız kaldığımda düşündüğüm lise yıllarımla, bir başkasının bana sormasıyla anlattığım lise yılları birbirine pek de benzemiyor. Lise arkadaşlarımla bile konuşurken bu akıl oyununu oynuyor zihnim. Önceleri bu konu hakkında yalan söylüyormuş gibi hissederek kendimi kötü hissederdim. Şimdiyse bu konu hakkında düşünmemle ilgili düşününce, anılarımı kafamın içinde yeniden şekillendirdiğimi fark ettim. Bu konu hakkında minik bir araştırma yaparak geçmiş yıllarda net bir şekilde hatırlayamadığımız olayları boşluk doldurma yöntemiyle insan zihninin makul şekilde tamamladığını öğrendim.
Psikolojide konfabulasyon ismini alan bu durum, çoğu uzmana göre bir hastalık değil, zihin yanılmasıdır. Bu durumu yaşayan insanlar yazdıkları senaryoya önce kendileri inanırlar ve bunu yaşadıklarından yüzde yüz emin bir şekilde konuşurlar. İnsan zihni boşluklardan hoşlanmazmış ve o boşlukları hatırladığımız gerçek ayrıntılara dayanarak dolu hâle getirirmiş. Konfabulasyon, hakkında okuduğum yazılardan ve psikiyatrist ve psikologların yaptığı açıklamaları dinledikten sonra bana gerçekten ilginç gelen bir durum oldu. Hatırlayamıyorum demek, bir insan zihni için çoğu zaman kabul edilebilir olmadığı için mi yaparız bunu? Yoksa sadece o anıda takılıp kalmamak için mi hikâyeler uydururuz? Belki de yarım bırakmak insan beynine ters düşen bir durumdur.
Tıpkı aklımıza takılan bir şarkıyı eğer kafamızın içinde sonuna kadar söylemezsek günlerce zihnimizden atamadığımız gibi. Bu da ilk duyduğumda bana inandırıcı gelmeyen zihin oyunlarından biriydi. Aynı gün içinde kafede pek de hoşlanmadığım bir şarkıya saatler sonra kendi içimde rastladım. Bir türlü söylemeyi bırakamıyordum ve bırakmaya çalıştıkça daha da fazla aklıma takıyordum. Komik olansa, şarkıyı tam olarak bilmiyordum ve şarkıyı bitirmeyi deneyimlemek için internetten şarkı sözlerine baktım. İşe yaradığını fark ettiğimde gözümün önüne bir görüntü geldi.
Bir çocuğa yapmaması gereken bir şeyi bağırarak tekrar tekrar söylemek yerine; lütfen, rica ediyorum gibi ifadelerle, sakin bir ses tonuyla bir kez söylemek yeterli oluyordu. İnsan beyni de kendi çocuğumuz gibi ve ona karşı nasıl hissedersek; isteklerini, ihtiyaçlarını gözetirsek bizi mutlu edebileceğine inandım. Bir başka örnek ise beden yorgunluk belirtisi gösterdiğinde, gözlerimiz küçülmeye başladığında uyuduğumuzda, o sabah uyanmak istediğimiz saatte, alarmdan birkaç dakika önce kendi kendimizi uyandırabiliyoruz. Uyumadan önce uyanmamız gereken veya uyanmak istediğimiz saati düşünmek yeterli olabiliyor. Tecrübe etmemiş biri için bu durum da diğerleri gibi komik gelebilir fakat her insanın deneyebileceği, her zaman olmasa da benim bedenimde çoğu zaman işe yarayan bir durum. Tüm bunlardan öğrendiğim birkaç çok faydalı bilgi oldu: İnsan beyni, insana karşı gelme niyetinde değil. Eğer insan, zihnini yeterince çalıştırırsa, aşırı zorlamazsa ihtiyacı olan enerjiyi, sağlığı ona aktarabilirse zihin insan hayatını iyileştirir ve daima daha iyisi için hiç durmadan çalışır. İhtiyaçları karşılanmayan bir zihin ise insanı geriye çeker ve en küçük zorluklarda bile kaynayana kadar karıştırılması gereken bir tencere çorbaya döner. Beynim yandı, söylemini de buna bağlarsak yanlış olmaz bence. Sağlık sorunları, depresyon belirtileri, bütün olumsuz düşünceler baş gösterir. Sonuç olarak insan kendini, bedenini sevmeye zihninden başlamalı ve ondan, özenli bir bakım karşılığında beklentileri olmalıdır. Amerikalı yazar Gore Vidal’ın da dediği gibi: “Beslenmemiş zihin, kendini yutar.”

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.