fbpx

Çevirdi anahtarı, girdi içeriye. Ben geldim, dedi. Geçti odasına, çıkardı akşama kadar lanet okuduğu elbiseleri. Giydi içinde kendini rahat hissettiği eşofmanını. Elini, yüzünü yıkadı. Rahatladı bi’ nebze. Oturdu koltuğa ve açtı karşısındaki televizyonu. Mutfaktan seslendi eşi “Yemek hazır!” diye. Kalktı koltuktan ve masadaki yerine oturdu bu sefer. Çocuğu da geldi odasından. Yemek esnasında hiç ses çıkmadı masadan. Çocuk kalktı masadan. “Eline sağlık.” diyerek adam da ayrıldı masadan. Tekrar başına geçti televizyonun, ellerini yıkadıktan sonra. Beynini uyuşturmasına izin veriyordu âdeta. Kulağına televizyon sesi dışında su ve tabak, çatal sesleri geliyordu. Vakit epey geç oldu. Yatak odasına yöneldi. Yorgun, bıkmış adımlar atarken hesabını vermeyeceğini bildiği cuma akşamını düşünüyordu. Yattı yatağına. İçten içe küfrederek açtı gözünü. Kapattı usanmadan çalan alarmı. Giydi elbiselerini. Çevirdi anahtarı ve dışarı çıktı. Dünkü otobüse bindi yine. Uzun botlu, siyah kabanlı kadın, her gün oturduğu koltuğa oturmuştu. Arkasında güneş gözlüğüyle oturan sıska adam. Onlar da değişmemişti. Herkes aynıydı otobüste. Girdi içeri, oturdu sandalyesine. Aldı önüne gerekli belgeleri. Çaycı geldi. Kahvesini bıraktı. Orta şekerli, kahve de aynıydı. Afiyet olsun, kolay gelsin. Çaycının tekmili de aynıydı her gün. Bitirdi işini. Durağa yürüdü aynı 104 adımla. Otobüse bindi. Geçti en arka koltuğa. Ortadaki boş alanda arkadaşıyla beraber kırmızı çantalı lise öğrencisi vardı. Arkadaşının bir kulağında kulaklık vardı. Onlar da değişmemişti. Herkes aynıydı otobüste.

Açtı gözünü mahmurlukla. Yürüdü uyuşuk adımlarla lavaboya. Yıkadı uykulu gözlerini. Geçti mutfağa kahvaltıyı hazırlamak için. Çocuğunu çağırdı kahvaltıya. Oturdu sofraya. Kahvaltıdan sonra hemen hazırlanmasını söyledi çocuğuna. Topladı sofrayı. Çocuğunu uğurladı. Bulaşıkları yıkarken telefon görüşmesini eksik etmiyordu. Bitti bulaşıklar. Yemek hazırlaması gerekiyordu. Öncesinde çamaşırları yıkayacaktı. Makineyi çalıştırdı. Yarın yapacağı temizliği düşünerek yemeği hazırlamaya başladı. Kapı çaldı. Açtı kapıyı. Çocuğu gelmişti. Odasına geçti çocuk. Çamaşırları çıkardı, astı. Sofrayı kurmaya başladı. Anahtar çevrildi, kapı açıldı. Ben geldim, dedi bir ses. Sandalyeleri düzenledi. Yemek hazır, diye seslendi ev ahalisine. Eşi geldi, çocuğu geldi. Yemek yerken hiç ses çıkmadı masadan. Çocuğu kalktı masadan. “Eline sağlık.” diyerek eşi de yalnız bıraktı kendisini. Sofrayı topladı. Kulağına televizyondaki programın sesi geliyordu bulaşıkları yıkarken. Bitti bulaşıklar. Oturdu televizyonun karşısına. Kendini bıraktı uyuşturucusuna. Eşi kalktı bir süre sonra. Bu sefer kumanda kendi emrindeydi. Ne değişirdi ki aynı uyuşturucu biraz daha keyifli olacaktı sadece. İzledi sevdiği yarışmanın günlük finalini. Yürüdü yatak odasına. Her şey aynıydı odada.

Açtı gözünü annesinin sesiyle. Kahvaltı masasına geçti elini yüzünü yıkadıktan sonra. Annesinin “Hemen hazırlanmalısın!” ihtarını duydu sersem bir şekilde. Sofradan kalktı. Çantasını hazırladı. Formasını giydi. Annesiyle görüşüp evden ayrıldı. Servise bindi aynı ağacın altında. Gözlüklü, zayıf ve en yakın arkadaşı en ön koltukta oturuyordu. Oturdu her gün kendisine ayrılmış zannedilen koltuğa. İndi, servis durunca. Sınıfa yürüdü. Oturdu sırasına. Sağ ol, dedi iyi dersler diyen öğretmenine. Dersler aynı sıkıcılığıyla onu hapsediyordu. Tüm öğrenciler aynı yüzle, zamanında aynı yüzü kullanan kişiye bakıyordu. Yine dümdüz anlatıyordu konuları. Dersler bitti aynı saatte. Sistemin amacı düzeni sağlamaktı. Bu yüzden aynı saatteydi teneffüs, aynı saatteydi giriş ve çıkış. Sanki ayarladıkları program robotlar içindi. Bindi aynı servise aynı saatte. İndi, aynı ağacın altında. Cuma gününü düşünerek evin kapısını çaldı. Açtı annesi kapıyı. Geçti odasına yüzünü yıkadıktan sonra. Çantasını boşalttı. Ödevlerine başladı. Anlamadan yapmaya başladı. Öğretmeni dedi diye yapıyordu sadece. Anahtar çevrildi, kapı açıldı. Ben geldim, dedi bir ses. Bir süre sonra yemek hazır, sesini duydu. Elini yıkayıp her gün oturduğu sandalyeye oturdu. Sofradan kalkıncaya kadar hiç ses çıkmadı masadan. Kalktı masadan. Ellerini yıkayıp her gün ona acırmış gibi bakan sarı duvarlı odasına geçti. Masasına otururken kulağına televizyonun sesinin yanında su ve tabak, çatal sesleri geliyordu. Çalar saatine baktı. Annesi saatten önce gelse de, aynıydı kurduğu alarm. Her şey aynıydı hayatında.

@HLTYNR içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
@HLTYNR içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.