fbpx

Ne düşüneceğini kendi belirleyebilen insanoğlu neden hislerine yön vermekte bu kadar zorlanır? Bireysel kontrol mekanizmamızın bu konuda daha gelişmiş olması hayatı sizce de daha yaşanılır kılmaz mıydı?

Bazen duyarlılık seviyesi yüksek, hassas insanların gün içerisinde duygusal olarak çok fazla yorulduklarını ve kimi zaman bunu taşıyamayacak hâle geldiklerini düşünürüm. Kimileri bu kişileri aşırı duygusal olarak nitelendirebilir ama ben bunun çok sığ bir bakış olduğunu düşünüyorum. Çünkü duyarlılığı yüksek insan sadece duygusal olarak etkilenmez, tecrübelerime ve gözlemlerime dayanarak bunu kolayca söyleyebilirim ki hassas insanın tüm duyuları yüksek ölçüde etkilenir, o her konuda belli bir hassasiyete sahiptir. Yüksek sese, parlak ışığa, yoğun tatlara, verilen sözlere, kırıcı konuşmalara, hadsiz yorumlara…

Ne yazık ki bu insanlar kendilerini ve etrafındakileri korumak için çoğu zaman her tür ilişkide kendilerini baskılamaya çalışırlar hatta bazen kendi benliklerine yabancılaşacak kadar… Empati kurmak onlar için otomatik bir rutin hâline gelmiştir, kendileri duyarsız insanlarla karşılaştıklarında yaşadıkları buhranları çok iyi bildiklerinden kimseye de bunu yaşatmak istemezler. Bu yüzden de çoğu zaman kendilerinden çok etraflarındaki insanları düşünür, onları kıracak bir şey yaptıklarını duyduklarında ise aşırı bir şaşkınlık yaşar ve kahrolurlar.

Sakın yanlış anlamayın, hassasiyeti düşük insanlara kızmıyorum. Hiçbir şeyin sebebi onlar değil. İdeal düzende herkesin kendisini koruyabilmesi beklenir. Kimse, kimsenin içinde yaşadığı çelişkilere cevap bulmak için doğmadı. Ya da en ufak bir davranışının senin hayatını ne denli etkilediğinin farkında olmak zorunda da değil. Hassas insanın kızgınlığı aslında temelde her zaman kendinedir.

Bu tarz insanlar; birbirlerini gözlerinden dahi kolaylıkla tanıyabilirler. Bu, sizi kendileri gibi insanlar bulmada zorlanmadıkları anlayışına itmesin sakın. Çünkü duyarlı insan sayısı günümüzde hiç de fazla değil. Ya da o eski hassas düşünüşler kalmadı mı demeliyim? “Yaşamak için güçlü olmalıyım.” içgüdüsü çoğu zaman onları, kendilerini gizlemeye ve diğerleri gibi olduklarına inandırma çabasına iter ve bunun acı yanı da bir süre sonra bazı yanlarının körelmesi ve canlarını yakan insanlara benzemeye başlamalarıdır.

Salt olumsuz düşüncelerden bahsetmeyeceğim sizlere.

Hassasiyet sahibi olmanın sadece kötü yönleri olduğunu sanmayın sakın. Bu insan yediği güzel bir yemekten diğer insanlardan çok daha fazla keyif alacak, dinlediği müzik daha da derinden etkileyecek onu, bir tebessüm bile kalbini sıcacık yapmaya yetecek, yaptığınız hiçbir iyiliği unutmayacak, düşünceli davrandığınız her anın karşılığını katbekat alacaksınız bu insandan, hiçbir zaman beklentilerinizi boşa çıkarmayacak çünkü hayal kırıklığının ne demek olduğunu en iyi o biliyor olacak.

Bu insanlara “Sadece kendiniz olun ve istediğiniz hayatı yaşayın.” diyebilmeyi o kadar isterdim ki… Ancak böyle söylersem etraftaki diğerlerinin onlara vereceği zararı göz ardı etmiş olurdum. Bu yüzden sadece, kendinizi koruyun diyebiliyorum ama lütfen sizi benliğinizden çok uzaklara sürükleyecek insanların peşinde savrulmayın, nitekim herkesin onlar kadar can yaktığını düşünmek de aldatıcı bir yaklaşım olur.

Hayatında ilk defa gerçekten duyarlı bir insanla karşılaşmış birine ise elinde büyük bir hediye tuttuğunu söylemek isterim. Lütfen onu küstürme ve kendisini sana tamamen açmasına izin ver. Hem bunu görebilmek senin için de bir başarı olmaz mı?

Aylin içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
6 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Aylin içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.