fbpx

Temmuz ayı NBA dinamikleri için her zaman en kritik aylardan biri olmuştur. Bu seneki de pek farksız değildi. Aslında bu yazıyı çok daha önceden yazmayı planlamıştım ama bu serbest oyuncu döneminin en gözde ismi olan Damian Lillard’ın yeni takımının kesinleşmesini bekliyordum ancak an itibarıyla hâlâ Lillard takasında belli bir aşama kaydedilebilmiş değil. Oyuncu hem sözlü olarak hem de menajeri aracılığıyla birçok kez Miami Heat’den başka bir takımda oynamak istemedeğini belirtti. Hatta eğer Miami dışında başka bir takıma takaslanırsa “mutsuz” bir oyuncu alacaklarını da yine menajerleri vasıtasıyla diğer takımlara iletti. Ki senelerce ligin takımına en sadık oyuncusu olarak, Portland taraftarları hariç herkes ona yüzük kazanmak istiyorsan daha iyi bir takıma gitmelisin demesine rağmen takımda kalan süperstarın bu isteğini de oldukça doğal karşılamak gerekiyor. Ancak, Blazers da her ne kadar en büyük efsanesine kolaylık sağlamak istese de henüz mantıklı bir takas paketi onlara sunulmadı. Heat’in sunacağı en muhtemel paket olan Tyler Herro, Caleb Martin ve gelecekteki birinci tur draft hakları karşılığında Damian Lillard gibi ligin kaderini belirleyebilecek oyunculardan birini almayı beklemek hayalcilik olur. Dolayısıyla 3. bir takımın da ilerleyen haftalarda bu takasa dahil olması bekleniyor. Sürpriz bir gelişme olmazsa er ya da geç Damian Lillard Miami Heat forması giyecek. Bu sezon zaten bir mucizeye imza atıp NBA Finali’ne çıkan Heat kadrosuna bir de Lillard’ı eklerse Doğu Konferansı’ndaki takımların işi çok zorlaşır. Yazın resmileşen en çarpıcı hamlesi ise Bradley Beal’ın sonunda Washington’dan ayrılıp şampiyonluk adayı bir takıma gitmesi oldu. Chris Paul ve draft hakları karşılığında Phoenix Suns’a katıldı. Suns, son 3 senedir şampiyonluk adayı olarak mücadele ediyor ancak özellikle son 2 sezonda “elimination” maçlarında kendi sahalarında fark yiyerek kaybetmeleri artık büyük bir kaos yaratmıştı. Şubat ayında takımın yeni sahibiyle birlikte hamle yapmaktan çekinmeyen bir takım haline gelen Suns Kevin Durant’i kadrosuna katmıştı ama en azından kısa vadede yine istedikleri noktaya gelememişlerdi. Yüklü bir kontratı olmasına ve Pacers’ın ilgisine rağmen DeAndre Ayton’ı da takımda tutmayı başardılar. Beal-Booker-Kevin Durant üçlüsü kağıt üzerinde muazzam gözükse de bu üç süperstar’ın da oyununun birbirine tamamen paralel olduğu ortada. Dolayısıyla her ne kadar gösterişli olursa olsunlar üç tane benzer tipli süperstar’dan marjinal verimi nasıl alacakları şu anlık soru işareti. Bu konuda da takımın yeni koçu, 2020 Bubble şampiyonu Frank Vogel’a güveniyorlar. Vogel gerçekten de Monty Williams sonrası dönem için en uygun koçlardan biri. Pacers ve Lakers döneminde yaptığı gibi takıma bir savunma disiplini getireceği aşikar ve özellikle Lakers’la şampiyonluk sezonunda yaptığı başarılı rol dağılımlarını Phoenix’te de oturtabilirse istedikleri nokta olan NBA Finali’ne ve şampiyonluğa kısa vadede ulaşma şansları artar. Hatta bu takıma bir de Eric Gordon gibi playoff’ta maç kapatan beşe koyabilecekleri tecrübeli bir oyuncuyu da eklediler. Phoenix Suns bu yapısıyla eğer 2-3 sezon içinde bir yüzük kazanamazsa tıpkı birkaç sene önceki Brooklyn Nets gibi NBA tarihinin en hayalkırıklığı yaratan takımlarından biri olurlar. Phoenix’in gönderdiği ve artık bütün tecrübesine, liderliğine ve yeteneğine rağmen eski günlerinden iyice uzaklaşan Chris Paul’ün Washington’a takaslansa bile orada kalmayacağı biliniyordu ve nitekim bu takastan bir hafta sonra Warriors cesur bir hamle yaparak Jordan Poole ile onu takas attı. Golden State’in o hanedanlığını kurduğu dönemdeki başarılı Genel Menajeri Bob Myers bu yaz takımdan ayrıldı. Ligin en iyi yöneticilerinden biri olan ve hep en doğru ve faydalı kararları vermesiyle tanınan Myers’tan sonra Warriors’ın artık 38 yaşına gelmiş olan ve özellikle playoff’ta hem sakatlık hem de performans düşüklüğüyle ön plana çıkan Paul’ü alması pek de iyi bir karar gibi değil. Olumlu tarafından bakarsak, geçen sezonki müthiş playoff çıkışıyla ve gelişimiyle birlikte öne çıkan Jordan Poole bu sezon o performansın yanına bile yaklaşamadığı gibi kritik anlarda attığı anlamsız şut tercihleriyle de takıma zarar veriyordu. Özellikle yarı finaldeki Lakers serisinde Curry’in bu kadar yalnız kalmasının en önemli sebebi Jordan Poole’un felaket performansıydı. Dolayısıyla öyle bir oyuncunun kontartından kurtulmak önemli. Kaldı ki bence eğer Chris Paul bench’den gelecekse gayet de fayda verebilecek bir rolde oynama fırsatı elde eder. Ne olursa olsun Curry gibi bir ismin arkasına Chris Paul’ü eklemek artı yaratacak bir hamle. Bir diğer önemli hamle de Boston Celtics- Memphis Grizzlies ve Wizards arasındaki üçlü takasta yaşandı. Celtics zor bir kararla öz evladı ve takımın ruhu olan Marcus Smart’ı Memphis’e göndermek zorunda kalırken Wizards’tan da NBA’in en tartışmalı uzumlarından ve yıldızlarından biri olan Kristaps Porzingis’i aldılar. Porzingis her türlü menzilden şut atabilen ve dolayısıyla hücumda alanı açabilen önemli bir oyuncu ve kağıt üstünde her ne kadar playoff’ta yürek koyup iyi performanslar sergileyen ama yaşlanmış Al Horford’ın yerine onun ilk beş başlayıp Tatum&Brown ikilisini tamamlaması önemli bir artı olarak gözükse bile bence bu hamle Celtics’e o çok arzulanan NBA şampiyonluğunu getirmesi açısından aman aman olumlu bir hamle olmayacak gibi. Çünkü Porzingis özellikle de playoff’ta savunmada zaaf yaratan bir oyuncu ve rakipler pick&roll ve switch’den sonra hep onun üzerinden oynamayı hedefleyeceklerdir. Ayrıca çember savunması da ortalama bir oyuncu. Celtics’in artık iyice taraftarın sabrını taşıran, kritik anlardaki aşırı top kayıplarıyla ünlü Jaylen Brown’ ı takaslayıp Tatum’ın yanına düzgün bir süperstar getirmediği sürece şampiyonluk şansının fazla olduğunu düşünmüyorum. Yine konferans finaliyle, nba finali arasında gidip gelen bir takım olacaklar gibi ama yine de sezon başladıktan sonra daha farklı şeyler konuşabiliriz. Washington Wizards ise sizlerin de farkettiği gibi bu kadar önemli takasların içinde olup hemen hemen hiçbir olumlu parça alamadan bu süreçten çıkmış oldu. Ellerinde sadece maksimum kontrat verdikleri Kyle Kuzma ve Jordan Poole kalmış oldu ama asıl önemli nokta ise geleceğe yönelik geliştirebilecekleri parçalar da pek yok kadroda ve tamamen çorba gibi karışık bir takım olmuş oldular. Zaten son 20 yılın en kötü yönetilen takımı oldukları için bu durum çok da şaşırtmadı. Diğer hamlelere de kısaca değinmek gerekirse, oluşan cap space’den dolayı fazlasıyla para harcamaya müsait durumda olan Rockets’ın Dillon Brooks ve Fred VanVleet’e yüklü kontartlar vermesi bence tartışmaya çok açık ve uzun vadede bir şey getirmeyecek hamleler. Lakers ise sezon ortası yaptığı doğru takaslardaki trend’i devam ettirerek, Gabe Vincent, Jaxson Hayes,Cam Reddish ve Tauren Prince gibi gösterişli olmamasına rağmen çok iyi katkı verebilecek yan parçalar ekleyip Austin Reaves ve Rui Hachimura’yla tekrar imzalaması oldukça olumluydu. Cleveland ise malum olan şutör eksikliğini Max Strus ve Georges Niang ile kapattı. Bu sezonun Euroleague MVP’si Sasha Vezenkov ise belki de kendisi için en doğru sistem olan Sacramento Kings’e gitti. Yakından tanıdığımız ve Avrupa’yı son 5 sezonda kasıp kavuran Vasilije Micic’in de sonunda NBA hayali gerçek oldu ve OKC’ye gitti. Bu iki yıldızın da kelepir kontratlarla NBA’e gitmesi iki kıta arasındaki maddi anlamdaki basketbol uçurumunu tekrar ortaya koydu. Tüm okuyucularıma teşekkür ederim, sağlıklı ve mutlu kalın.

Teoman Oğuzhan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Teoman Oğuzhan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Çoğumuzun, adını belki de hiç duymadığı fakat yaşamımızda denk gelebileceğimiz, farkında ve bilinçli olduğumuz takdirde erken tanı ve tedavi seçeneklerini düzenleyebileceğimiz, benim ise özel eğitim alanında tanıştığım bir sendromdan bahsetmek istiyorum sizlere: DiGeorge Sendromu. DiGeorge Sendromu (DGS) 22. kromozomun (22q11) delesyonu (kromozomun bağlı bulunduğu parçadan kopup silinmesi, yok olması) ya da translokasyonu (kopan veya kaybolan […]
“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]