fbpx

Ece okuldan eve dönerken, bu sefer farklı bir yoldan gitmeye karar verdi. Hava iyiden iyiye ısınmıştı. Baharın vadettiği neşe şimdiden etrafı sarıvermişti. Belki bu yüzden belki bambaşka bir nedenden yolunu uzatmak istemişti işte.
Leke olan üniformasının eteğine baktı. Kendisinden bir sınıf büyük havalı kız grubu onu gözüne kestirmiş, farklı işkencelerle hayatını mahvetmeye ant içmiş gibi davranıyordu. Bugün de ona ”yanlışlıkla” çarpmışlar ve ”hiç istemeden” çamur birikintisine düşmesine sebep olmuşlardı. Yapmacık sesiyle, bebek gibi konuşarak özür bile dilemişti çete reisi. Ağlamamak için kendini sıkma çabasında olduğu için tek kelime dahi edememişti.
“Hafta sonuna ne kadar kaldı?” diye düşündü önce. Sonra da “Yaz tatiline ne kadar kaldı?” diye hesaplamaya koyuldu. İki aydan fazla vardı. İçi biraz daha sızladı. Eve yaklaşmakta olduğunu anlayınca ceplerini kontrol etti. Dondurma yemek geldi içinden. Çubuklu dondurmalara yetecek kadar parası vardı. Okulda parasını kaptırmamak için ayakkabısına saklıyordu. Henüz burayı keşfedememişti aptallar.
Mahallenin bakkalında istediği dondurmadan yoktu ama en sevdiği üçüncü dondurmayı buldu: çilekli Max. Artık yüzü gülüyordu. Parka doğru seyretti. Kendisinden oldukça küçük çocuklar salıncak kavgası yapıyordu, bir süre onları izledi dondurmasını hüpletirken. Sonra aniden başlayan ağlama sesine doğru çevirdi kafasını. Kardeş oldukları tahmin edilen iki erkek çocuk nasıl olduğunu bilmediğimiz bir şekilde üzmüştü birbirini. İçinden güldü Ece, “Daha bunlar iyi günleriniz, bir okula başlayın da göreyim ben sizi.” dedi.
Fazla gecikmişti eve, içini bir huzursuzluk kapladı. Dondurmanın çöpünü atıp çubuğunu çantasına koydu ve eve doğru koşmaya başladı. Zaten iki üç sokak ötedeydi evleri. Ayak ucunda yükselip zile uzandı. Kapıyı açan olmadı. Böyle zamanlarda alt komşu Zehra Teyzelere giderdi. Onların zilini çaldı. Hemen açıldı kapı.
– “Ececiğim hoş geldin, gel bakalım canım.” dedi Zehra teyze.
– Annemler sizde mi?
– Annenler bi’ yere kadar gitti. Sen bize gel Ececim.
– Nereye gittiler ananem yukardaydı.
– Eee ananen biraz rahatsız, onu doktora götürmeye gittiler.
– Ben de gitçem beni de götürün nerde ananem
– Ben bilmiyorum sonra annenler gelip seni alır hadi gir içeri.
Zehra teyze yine patates kızartması yapmıştı ama Ece yiyemedi. Çünkü bu kadar oyalandığı için içi içini yiyordu. Doğruca eve gelsem bütün bunlar olmazdı dedi içinden ve ağlamaya başladı. Komşu Zehra onu avutmaya çalışıyor ha bire sarılıyordu. Kötü bir şey olduğunu anlamıştı. Ama ne olduğunu çözemiyordu bir türlü.
Cehennem gibi geçen iki buçuk üç saat sonra Ece’nin babası onu almaya geldi. “Anneannenlere gidiyoruz annen orda.” dedi. Korkudan bir şey soramadı babasına. Ece anneannesinin evine varınca bütün odaları taradı, annesini sonunda buldu. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu annesi, hayalet gibi görünüyordu. Koşup ona sarıldı. “N’oldu anne?” diye sordu. “Ananenin en sevdiği vazo kırıldı da ona üzüldüm.” diye yanıtladı kadın gözyaşlarını apar topar silerken. “Ananem nerde?” dedi Ece. “Yeni bir vazo almaya gitti.” dedi annesi. “Biz de gidelim, nerde vazocu?” “Biz gidemeyiz annecim çok uzak, haydi sen git biraz babanla otur.”
Ece o gün ve aklı erene kadar hep kendini suçladı. “Okuldan erken dönseydim o vazo kırılmaz ananem de ölmezdi.” dedi hep çocuk aklıyla.

duygucump içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
duygucump içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]