fbpx

Bahar gelir, muhteşem güzellikteki çiçekler açıverir bir anda. Kuşlar en tatlı şarkılarını söylerler birbirleriyle yarışırcasına. Her şey harikalığının doruğundayken, yaz görünür ufukta. Mevsimlerin kralıdır “Yaz”.

Yaz başlar, ruhum saklandığı yerden çıkar. Yaz başlar, aşkı çağırır yanına, keyif katılır onlara, zaten dünden razılar. Yaz’ın bir el şıklatması yeter güneşin daha fazla ısıtmasına. Deniz suyunun sıcaklığını ayarlayan, karpuzları olgunlaştıran, çileklere olması gereken tadı veren hep O’dur.

Merhametli Yaz, insanlara çok çalıştıklarını, dinlenip tatil yapmaları gerektiğini hatırlatmak için var gücüyle uğraşır durur. “Eğlence”nin de işler kadar, para kadar gerekli olduğunu fısıldar şarkıların içine girerek. Yaz, görevini yerine getirirken de eğlenmeyi ihmal etmez çünkü bu dünyanın da mevsimler gibi geçici olduğunu hep bilir.

Neden aşk, Yaz’ın peşinden geliverir hiç düşündünüz mü? Çünkü insanların aşka vakit ayırabildiği, aşka değer verdiği tek mevsimdir Yaz. İnsan Aşk’a yer açmalı, onun yüceliğinin farkında olabilmelidir, ona bir nebze sahip olabilmek istiyorsa. Bilirsiniz, siz çağırdığınızda değil kendi istediğinde gelir yüreğinize. Ona tümüyle sahip olmak ise imkânsızdır.
Belki de Aşk, Yaz’a aşıktır kim bilir. Çoğu zaman ondan vazgeçtiğinizde belki kendinizden dahi vazgeçtiğinizde, sizi bulur, sizi sarar, iyileştirir, dönüştürür. Evet acı çektirir, yeri geldiğinde süründürür, birini kendinizden daha çok sevmek kulağa korkutucu gelebilir. Kıymetli şeyler risklidir, her sahip olunanla beraber kaybetme korkusu da artar. Zaten bir şeyin değeri de ona ulaşmanın zorluğu ile ölçülmez mi her zaman? Nadir ve zor bulunan değerlidir.

Kendinden daha çok sevdiğin bir diğer insan da evladındır diye tahmin ediyorum. Bu da bir aşktır bana göre. Aşkların en güzeli. Aşkı güzel yapan koşulsuz olması sanırım. İllaki kan bağına gerek yok bir çocuğa bakıp yardım edip onu koşulsuzca sevip desteklemek de aşk değil midir?

İnsanı zora sokan “beklentisiz olmanın” doğamıza uymamasıdır. Karşılık beklemeden günahımızı bile vermeyiz, yaradılış gereği benciliz. Bu bir eleştiri değil. Aşkın burnumuzu yere sürte sürte öğretmeye çalıştığı şudur: Sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart değil. Yani sevilmediğinde Tahir’liğinden bir şey kaybetmezsin. Zühre’yi de suçlamaya gerek yok sevmemiş olabilir.

Duygular da mevsimler gibi geçicidir. Yaşayıp, içinden çıkmak gerekir. Aşkı yaşayayım acısını ameliyatla aldırayım seçeneği maalesef günümüz teknolojisinde dahi geçerli değil. O duyguyu deneyimleyip bünyeden atmak her zaman en sağlıklısı. Acıya tutunmak, onu canlı tutmak aslında. Efkar hissetmek, bitmemiş acıların sinyali gibidir. Tutunmak yerine, affetmek, bırakmak, yükten kurtulmanın anahtarıdır. Yüreği hafifletir ve tertemiz boş bir sayfa açmayı kolaylaştırır.

Kocaman bir yaz bekliyor bizi. Yaz’a, Aşk’a ve kendinize kıymet verin. Yalnızken de hayata âşıkmış gibi yaşamanın bir yolunu bulursanız aşk daha kolay bulur sizi. Çünkü hayat da âşık olunacak kadar güzel, bunu görebilecek gözlere.

duygucump içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
duygucump içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]