Kayan yıldız, karanlık, kandil,
Sihir, çiğ tanesi, hava kabarcığı,
Rüya, şimşek çakması, bulut,
Tüm olup biten böyle görülmeli.

(Kitabın ilk sayfasında büyük harflerle yer alan şiir ya da bir şey.)

Dünya edebiyatında birçok ilkleri biliyoruz. Ancak daha geniş ve basit bakıldığında gözden kaçan ilkler var. Misal; dünya üzerinde ilk basılmış kitabı biliyor musunuz? Açıkçası büyük bir çoğunluğun cevabının ”Hayır.” olacağını düşünüyorum… Emin olun bilmenin kattığı zerre kadar bir şey de yok… Elmas Sutra, bugün bilinen en eski kitaptır ve basım tarihi 868 yılıdır. 11 Mayıs 868 tarihli Sutra’nın örneği Brisith Library’de bulunmaktadır. Eser, ahşap baskı tekniği ile 5 metre olan tomar şeklinde ince bir kağıda basılmıştır ve tekrarlıyorum; insanlık tarihinin ilk basılan kitabıdır.

Kitabın ismi Türkçeye “Elmas Sutra” olarak çevrilmiştir, orijinal dili Sanskrit’tir. Sanskrit dilinde bu eserin söylenişi “Vacraççhedika Pracnaparamita Sutra” şeklindedir. Önümdeki koca kitabın adını yazarken beş kere bakmış olmamı söylememe gerek yoktur. Vacra “elmas” demektir ama “şimşek” anlamı da vardır. Pracna “bilgelik”, paramita da “mükemmel” anlamında olsa da beraber kullanıldığında “aşkın bilgelik” diye çevrilmiştir. Sutra ise eski Hindu veya Budist edebiyatında bir eser türüdür. Yani Türkçeye tam çevirisi aslında şu şekildedir: “Elmas Gibi Kesen Mükemmel Bilgelik Sutrası”

Budist Sutralar içinde bir grup Sutra “Pracnaparamita” başlığı altında toplanmıştır. Onlar içinde en önemlilerden birisi Elmas Sutra’dır; bir başkası ise Pracnaparamitra Hridaya Sutra’dır (Kalp Sutra). Bu iki ismi için çok düşünülen eserler metafizik sorunlarını ele almışlar; yalnızlık, her şeyin boşluğu (Şunyata) ve her türlü zıtlıktan doğan anlamsızlığa anlam vermenin yanılgısı efsane bir şekilde işlenmiş. Öyle ki 25 bölümden oluşan ve bölümleri kısacık olan, gerçekten bazen birkaç cümleden oluşan bu kitaba dışarıdan baktığınızda ”Yarım saat sürmez bunu bitirmem.” diyebilirsiniz. Ama günlerce bitiremeyip sonunda ”Ben ne okudum anasını satayım!” diyeceğiniz kadar güzel işlemiş “hiçlik, boşluk” konularını.

Bilimsel olarak fazlasıyla hakkında bahsedebilirim ancak kitabın yarısı zaten okuyan en azından okuduğunu anlasın diye sözcük anlamlarıyla dolmuş ve bir o kadar da bilgilerle. Çünkü sizi direkt iki kişinin arasındaki bir konuşmayla konunun içine alıyor. Ve kısa oluşuyla Elmas Sutra kitabının sonuna 3 sayfalık Kalp Sutra da eklenmiş. Yani böylesine kısayken böylesine derin konuları anlamak çok zor ki Türkçeye çevirisi yapılırken birçok kaynak yardımı alınmış. Orijinali, Çin basımı, İngilizce basımı… Eserin Sanskrit orijinalinden yapılan 6 büyük çevirisi var zaten. Bunlardan ilki 1881 yılında Max Müller tarafından yapılmış. Her neyse bütün bu çevirilerden yardım da alınsa okurken bir sayfayı yazıdan çok dipnot kapladığını görüyoruz. Şu 5 dakika sürmeyecek olan yazıyı yarım saattir yazmaya uğraşıyorum arkadaş, öylesine okunmuyor, yazılmıyor!

Gelgelelim ilk eser olduğu için verilen değerin yanı sıra kitabı okumuş biri olarak neden bu kadar kötü lanse ettiğime. Açıkçası sadece kitabın hiçbir işe yaramamasından dolayı böyle düşünüyorum. Çünkü ”Acaba ilk insanlar ne düşünüyordu?” diyerek bir dergide gördükten sonra meraklanmaya başladığım bu kitabı hiç beklediğim gibi bulmadım. Hele bir de yalnızca İstanbul’un bir caddesinde bulunabileceğini söyleyen malum mağazanın kasiyeriyle uzun uğraşlar sonucu bulup aldığım kitap için beklediğim gibi çıkmamasından sonra ne diyebilirim ki? Gerçekten kitaptan bir parça yazdığımda bana hak vereceksiniz.

Kitabı daha da ilginç kılan mantıklı ve bir o kadar mantıksız düşündüren olay ise baştan sona orijinalinde “şunyata” denilen boşluk kelimesini işliyor olsa da bu kelime kitapta hiç yok. Yani kitabın ana konusu “şunyata” ama değil. Yani var ama yok, aynı kelimenin anlamı gibi değil mi? Kitap aynı zamanda 1 asır gibi yakın bir geçmişte bile dilin daha güzel konuşulmasını düşünürsek fazlasıyla güzel bir konuşma diliyle anlatılmış. Öyle ki kitap şu şekilde başlıyor: “Benim tarafımdan şöyle işitildi…” 

Kitapta ”Bhagavan” -”Efendimiz ”anlamına geliyormuş ancak internette aratınca ”tanrı” anlamına geldiğini de görebilirsiniz- ile soylu ”Subhuti” denilen iki kişi arasında geçen konuşmaya dahil olan birinin bunu anlatımı yer alıyor. Yani tamamen bu iki insanın diyaloglarından oluşan bir kitap. Gelgelelim anlatıcınız için bile ne diyor bu diyeceğiniz, kitaptan bazı alıntılara… Öncelikle geniş zaman için ekleri değil, direkt kelimeleri kullanmışlar. Zaman kavramından bahsederken konuşmaların başında usanmadan hep şu söyleniyor: “Gelecekte, geçmişte, şu son zamanda geçen beş yüz yılda…”

“Geçmiş düşünce kavranmamıştır, gelecek düşünce kavranmamıştır, şimdiki düşünce kavranmamıştır.”

“Düşünce biçimi, düşünce biçimidir.”  Teşekkürler bilgi için.

“Yararlılık toplamı, yararlılık toplamıdır.” İşte günümüzün bir şey biliyor gibi konuşan biz neslini temsilen.

“Görünür bedenin biçimi, görünür bedenin biçimidir.” Şimdi heyecanla kitabı alan benin şunları okuduğu ilk anları gözünüzün önüne getirmeye çalışın.

“Bhagavan; gelecekte, son zamanda, son beş yüz yılda, iyi Dharma’nın (Buda’nın öğretilerinin bütünü) çöküş zamanlarında bu Dharma’yı işittiklerinde ona inanacak varlıklar olacak mıdır?” Bhagavan dedi ki: “Subhuti, ne varlıklar ne de varlık olmayanlar. Neden? Çünkü Subhuti, varlık varlıktır, onlar varlık olmayanlardır, bu yüzden onlara varlık denir.” Bence inanmayacaklar demek istemiş.

“Bhagavan, yararlılık toplamı bir Bodhisattva (aydınlanmış kişi) tarafından kazanılmamalı mıdır?” Bhagavan dedi ki: “Kazanılmalıdır Subhuti, kazanılmamalıdır; o yüzden ona ‘kazanılmalıdır’ denir.” Yazım yanlışı yok, ne okuduysanız o…

“Maddeyi kavrayış olarak öğretilen şey, maddeyi kavramayış olarak öğretilmiştir. O yüzden ona ‘maddeyi kavrayış’ denir.” 

Sonunda anlamayacağımızı biliyor olacak ki Bhagavan şöyle de aydınlatmış bizleri: İyi ailenin bir erkek veya kız evladı bu Dharma öğretisinin, bu Pracnaparamita’nın bir Gathası’ndan dört satır öğrenerek onları aklında tutsa, anlamını bilse, başkalarına açıklasa bunların sayısız ve ölçülemez değerdeki yararlılık toplamı diğerinden daha büyük olur. O başkalarını nasıl aydınlatacaktır? Böyle bir aydınlatma yoktur. O yüzden ona ‘aydınlatma’ denir.”

Evet gerçekten okumadığınız için bir şey kaybetmeyeceğiniz tek kitaptır belki de, yine de gülmek için alabilirsiniz… Sonunda bulunan Kalp Sutrası’nın trajikomik bir kısmıyla da kafanızı tamamen allak bullak ederek yorumu size bırakıyorum… “Biçim boşluktur, boşluk biçimdir. Boşluk biçimden ayrı bir şey değildir. Biçim ne ise boşluk odur, boşluk ne ise biçim odur.” “Bilgi yoktur, cehalet yoktur, cehaletin yok edilmesi de yoktur. Yok oluş ve ölüm yoktur, yok oluş ve ölümün yok edilmesi de yoktur. Acı yoktur, acının kaynağı yoktur, acının giderilmesi yoktur, gidermenin yolu yoktur.”

Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Yorumlar Yav He He

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Attach images - Only PNG, JPG, JPEG and GIF are supported.

Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]
”Anne, ben çıkıyorum. Ne zaman gelirim, bilmem. Geç kalırsam bekleme, uyu tamam mı?”Kapının ağzından seslenmiştim anneme. Neye, nereye, kime gittiğimi ben bile bilmiyordum o an. Sadece gitmek, kaçmak, uzaklaşmak istiyordum. Neyden, kimden? Var olan herkesten, her şeyden… Kendimden bile… Nereye gittiğimi bilmeden çıkmıştım ancak karar vermem uzun sürmemişti. İşin aslı, gittiğim yer hiç değişmemişti. Güneşi […]
”Yine mi altını ıslattın? Bıktım senden. Nedir bu çektiğim çile? Bitmek bilmiyor!” 11 yaşımdayken en sık duyduğum cümleleri okudunuz az önce. ”11 yaşında altını mı ıslatıyordun?” demeyin hemen. Büyümemiştim ki ben. Büyüyememiştim. Korkumdan, endişemden, hissettiğim suçluluk duygusundan uyuyamazdım çoğu gece. Bazen minik bedenim yorgunluğuma dayanamazdı da sızar kalırdım çekyatta. O zaman da altımı ıslatırdım işte. […]
Zeynep KUŞ ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Mustafa S. Kaçalin, 1957 İstanbul doğumludur. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çayırdüzü köyünden göç etmişlerdir. 1972 yılında girdiği Hasköy Lisesi’nden 1975 yılında mezun oldu. 1976 yılında başladığı lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde 1980 yılında tamamladı. Doktorasını aynı bölümde Prof. Dr. Muharrem ERGİN’in […]

İlgini Çekebilir

SAÇ ÖRGÜSÜ Kitap Adı: Saç Örgüsü Orijinal Adı: La Tresse Yazar: Laetitia Colombani Çeviri: Gülşah Ercenk Yayınevi: Yan Pasaj Yayınevi Sayfa: 188 Baskı: 2020 Tür: Roman İtalya, Kanada ve Hindistan… Üç farklı ülke… Smita, Giulia ve Sarah… Üç farklı kadın… Bu üç kadın, üç farklı kıtada, üç farklı hayat yaşıyorlar. Birbirlerinin varlıklarından bile haberleri olmayan […]
“Doğurup doğurup bir köşeye fırlattığın şeylerin çocuğun olduğunu görmüyor musun?” Hayatımda bir kez olsun bütün cesaretimi toplamış ve bunu da anneme başkaldırabilmek için harcamıştım. Ancak yüzümde ateşten çıkan bıçağın acısı gibi hissettiğim bir acıyla savrulmam alabileceğim en iyi cevap olmuştu. “Sizi bir babanız dahi olmadan, ellerimle ben, yalnız ben büyütmedim mi? Bir de ablaları olacaksın, […]
Başka olur Anadolu’da kış… Yaşamlar da farklıdır tıpkı yüzler gibi. Havalar sert, soğuk ve yıkıcıdır. Ama yüzler, gönüller bir o kadar içten ve samimidir. Anadolu’da hayatın her anı engellerle doludur ama o engelleri aşmak için insanlar ellerini, tırnaklarını, kuvvetlerini kullanırlar. Aldıkları her soğuk hava ciğerleri yakar ama inandıkları yoldan dönmezler, işlerini asla yarım komazlar. Kar […]
Sağa sola koşturan insanlar, geçim derdine düşmüş, değerlerini kaybetmiş insanlarız bizler. Gün geçtikçe dini ve millî bütün değerlerimizi kaybediyoruz fark etmeden ya da yenilenen, değişen dünya döngüsü bizi bu yöne itiyor mu dersiniz. Evet evet! Bence de öyle, teknoloji geliştikçe yeni dünya düzeniyle biz insanlar da değişmeye başladık sanırım. Yerimizi robotların almasından korkarken sanki robotlara […]
 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.