Elleri titrediği için tepsideki fincanların altlıklara çarpmasıyla çıkan ince ses kulaklarında yankılanıyordu İlayda’nın. Tepsiyi daha az önce aldığı tezgâhın üstüne koydu yeniden, sesli bir şekilde nefes alıp verdi ve tekrardan tepsiyi ellerine aldı. Gözlerini kırpıştırdığı anda bir yaş tanesi firar etmişti hızlıca sol gözünden, çenesine inen yaşı sağ omzuyla sildi ve sırtını dikleştirdi oturma odasına doğru yönelirken.

Öz annesini henüz beş yaşındayken kanserden kaybettiği için hatırlamayan, üvey annesi tarafından uzunca bir süre hizmetçi gibi kullanılan, üvey annesi ile babası boşandıktan sonra evin tüm işlerini görmeye başlayan ve şu anda kendi isteme kahvesini taşıyan İlayda, liseyi babası yüzünden terk etmiş olan henüz 17 yaşındaki bir genç kız.

İlayda oturma odasına girdiğinde müstakbel eşine baktı Veli, çarpık bir gülümsemeyle. Çelimsiz kız, doğru dürüst ev işi yapabilecek gibi görünmüyordu ama babası çoktan her işte nasıl becerikli olduğunu anlatmıştı ona. Kahve tepsisine doğru uzandı, kahvesini aldı. “Kız, tuz koymadın di mi kahveme?” derken yavan bir kahkaha atmıştı. İlayda “Yok.” derken sesi kahkahaların arasında kaybolmuş gitmişti, duyulmamıştı bile.

İlayda babası ve amca diyeceği yaşta olan müstakbel eşine olabildiğince uzak olan koltuğa oturmuştu. Gözleri kilimde, kulakları ise sohbetteydi. Dedikleri şeyler bir süre sonra anlamsızlaşmaya başlamıştı. İlayda dinlemeyi bırakmıştı, sadece düşünüyordu.

“Dayıma dürüst olsaydım keşke.”

İlayda dayısını hayal meyal hatırlayabiliyordu, aslında dayısından çok kendisinden bir yaş büyük olan dayısının kızını hatırlıyordu. Annesi kanser tedavisi görürken onu hep dayısına bırakırdı. İlayda o zamanlar annesinin nereye gittiğini bilmezdi, sadece sevinirdi. Şehre geldiği için ve kuzeniyle oyun oynayabileceği için sevinirdi. Annesi öldükten sonra birkaç defa daha görüşmüşlerdi ama yıllar geçtikçe bu görüşmeler azalmış ve hiç olmamaya başlamıştı. Anneannesi de ölünce dayısının köyle bağı tamamen kopmuştu, bu İlayda’yı da bıraktıkları anlamına geliyordu.

İlayda büyüdükçe dayısından nefret etmeye başlamıştı, ona sahip çıkmamıştı çünkü. Kardeşinin kızının yabancıların elinde hizmetçi olmasına göz yummuştu. Yıllar sonra evlilik meselesi duyulduğunda çıkmıştı tekrardan karşısına. İlayda ise sırt çevirmişti. “Bunca yıl neredeydiniz?” diye sormuştu. Dayısının gözlerindeki şaşkınlığı görmeyi o an çok istemişti, şu anda birazcık pişmandı. “İlayda, bu evliliği gerçekten istiyor musun? Adam senin baban yaşında, hayır dersen bu evliliğe engel olacağız. Reşit bile değilsin!” dediğinde dayısı “Evet.” demişti İlayda, babasının ikna edici tembihleri aklına geldiği için. Ayrıca dayısına güvenememişti, yine onu bırakıp gider diye korkmuştu.

Kuzeni onunla konuşmaya geldiğinde ona da “Evlenmek istiyorum.” demişti. Oysa ona imreniyordu, üniversiteyi kazanmıştı. İlayda da okumak isterdi, İlayda da okumuş bir babanın şehirli kızı olmayı isterdi ama o kuzeni kadar şanslı değildi. Onu kıskanıyordu.

Kuzeninin odadan umutsuzlukla çıkışını izlerken kapının arkasında çatık kaşlarıyla duran babasını görmüştü. İlayda’nın ”Evlenmek istemiyorum!” demesine karşılık her an karşılığını vermeye hazırmış gibi duruyordu, İlayda başını yere eğince gülümsedi. Kızı dediklerine karşı çıkmamıştı. Sırtını dikleştirdi ve İlayda’nın kuzeninin ardından evin giriş kapısına doğru yürüdü. İlayda babasının olay çıkarmasından korkuyordu, oturduğu yerden hızla kalkıp kapıya yöneldi. Haklıydı, daha kapıya varmadan babasının sesini duydu. “Ne sandın toprağım, benim kızımın da seninki gibi yoldan çıktığını mı? Biz iyi yetiştirdik evelallah!” İlayda sırtını koridor duvarına yaslayıp başörtüsünün uçlarını ısırmaya başladı, hiçbir şey yapamayacağını bildiği için bir adım daha atmamaya karar vermişti.

“Doğru konuş, haddini bil Ferat! Kızımın adını ağzına alma!” İlayda’nın gözleri dolmuştu, kavganın büyüyeceğinin farkındaydı. “Ayrıca çocuk yetiştirmek demek onun hayatını senin yönetmen demek değildir. O kız, daha reşit bile değil! Kendi hayatına kendi karar vermeli.”

“Lan duymadın mı kızın dediğini, evlenmek istiyor işte! İyi ki babasının kızı da kanı size çekmemiş. Maazallah senin yanındakine benzerdi falan.”

“Siz kimsiniz ki benim hakkımda atıp tutma hakkına sahip olduğunuzu düşünüyorsunuz. Bir daha…”

“Serap, kızım gidelim.”

“Gidin, s…ktirip gidin mümkünse!”

İlayda sırtını dayadığı duvara sürtüne sürtüne kapıya kadar gelmişti, kuzeninin ona bakışlarındaki hayal kırıklığını görünce kendinden utanmıştı. Hala daha da utanıyordu.

“İlayda!” İlayda babasının kendisine seslenmesiyle şu anki zaman dilimine geri dönmüştü. Hemen sırtını dikleştirip bakışlarını yerdeki kilimden babasına çevirdi. “Efendim baba?”

“Nerelere daldın gittin yosma, öp bakayım yeni ailenin ellerini. Hadi hadi!” Babası cümlesini tamamladıktan sonra ağabeyine çevirdi bakışlarını İlayda, yardım istiyordu. Sonunda babasına karşı çıkabilme cesaretine sahipti. Ağabeyine gülümsedi, gülümsemesindeki cesareti görmesini dilemişti ama ağabeyi anlamamıştı. İlayda yalnız kalmış gibi hissediyordu.

***

“Neden bana yardım etmedin?”

“İlayda bağırma be, ne yardımı!”

“Sana baktım, beni orada kurtarman için sana baktım! Evlendirme beni diye sana baktım!” İlayda dizlerinin üstüne çökmüş, ağlarken konuşmaya çalışıyordu. İlk defa sesli bir şekilde kabullenmişti yardıma ihtiyacı olduğunu, ilk defa söylemişti evlenmek istemediğini. Ağabeyi elini başına koymuştu İlayda’nın, o da elinden bir şey gelmeyeceğini biliyordu. Üniversiteyi bitirmesine bir sene vardı, bir sene sonra yaşansaydı bunlar kardeşini de alır giderdi ama hala bağlıydı bu eve, bu yüzden sesini çıkarabilecek durumda değildi. Kardeşinin yanına oturdu ve konuşmaya başladı. “Neden dayına evlenmek istemediğini söylemedin?”

“Söyleseydim de babam beni mi dövseydi!”

“Ben ne yapabilirim İlayda, konuşsam beni de dövmez mi?”

“Polise git, bir şeyler yap!” İlayda cümlesini tamamladıktan sonra tepkisini görmek için bakışlarını ağabeyine cevirdi. Kaşları çatıktı, ona bakmıyordu. Karşısındaki boş duvara bakıyordu biraz boş biraz da düşünceli bir şekilde. Dudaklarını araladı, bir şey söyleyecekti. İlayda gülümsedi. “Sen git polise, yiyorsa.” Gülümsemesi ağabeyinin cümlesinden sonra yarım kalmıştı. Sürünerek gerisin geri ağabeyinden uzaklaştı, bir türlü yutamadığı tükürüğünde boğulmak istiyordu ama tükürük boğulması için yeterli değildi. Ağabeyinin arkasına bile bakmadan odadan çıkışını izledi. Artık sadece yalnız olduğunu hissetmiyordu, yalnız olduğunu biliyordu.

Ülkemizden istemediği halde evliliğe sürüklenen ve hikayesini duyamadığımız nice İlaydalar geçip gidiyor her yıl, kim bilir sayılarını. Daha da küçük yaşta yaşı büyütülüp evlendirilen kim bilir kaç küçük gelinin ölü ruhunu taşıyor sırtında bu ülke, kim bilir kaç genç kızın ruhunun öldürülüşüne şahit oldu. Sokaktan yanımızdan bir İlayda yürüyüp gidiyor belki de biz farkında olmadan. Biz görmüyoruz, duymuyoruz belki ama oralarda bir yerlerde olduklarını biliyoruz.

Lütfen okulunuzdaki, çevrenizdeki İlaydaların yalnız olmadığını onlara hissettirin, onlara yardım edin, onların hayatlarına dokunun. Tamamen çaresiz olduklarını düşündükleri anda ellerinden tutun. Lütfen gençleri, küçük çocukları bilinçlendirelim. Hiç kimsenin hayatlarına zorla yol çizmesine izin vermemesi gerektiğini öğretelim. Lütfen, bir şeyler yapalım.

[Hikayedeki karakterin gerçek adı İlayda olmamakla birlikte olay tamamen gerçektir. Hikayeyi ağabeyinin arkadaşından duyduktan sonra izin almak şartıyla yazıya döktüm. Ağabeyi sadece bir kere “İlayda evlenmek istemiyor.” diyerek durumu kabullenmiş daha sonrasında ise bu dediğini reddetmiştir, hala İlayda’nın kendi rızasıyla evlendiğini söylemektedir. İlayda da bu durumu doğrulamaktadır.]

Büşra içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Okuyucularımız bu yazıyı çok sevdi.
Yorumları göster Yorumları gizle
Yorumlar Yaşanmışlıklar – 1
  • 1 Ekim 2020

    Çok iyi…

    Cevapla
    • 2 Ekim 2020

      Teşekkürler

      Cevapla

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Attach images - Only PNG, JPG, JPEG and GIF are supported.

Büşra içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]
”Anne, ben çıkıyorum. Ne zaman gelirim, bilmem. Geç kalırsam bekleme, uyu tamam mı?”Kapının ağzından seslenmiştim anneme. Neye, nereye, kime gittiğimi ben bile bilmiyordum o an. Sadece gitmek, kaçmak, uzaklaşmak istiyordum. Neyden, kimden? Var olan herkesten, her şeyden… Kendimden bile… Nereye gittiğimi bilmeden çıkmıştım ancak karar vermem uzun sürmemişti. İşin aslı, gittiğim yer hiç değişmemişti. Güneşi […]
”Yine mi altını ıslattın? Bıktım senden. Nedir bu çektiğim çile? Bitmek bilmiyor!” 11 yaşımdayken en sık duyduğum cümleleri okudunuz az önce. ”11 yaşında altını mı ıslatıyordun?” demeyin hemen. Büyümemiştim ki ben. Büyüyememiştim. Korkumdan, endişemden, hissettiğim suçluluk duygusundan uyuyamazdım çoğu gece. Bazen minik bedenim yorgunluğuma dayanamazdı da sızar kalırdım çekyatta. O zaman da altımı ıslatırdım işte. […]
Zeynep KUŞ ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Mustafa S. Kaçalin, 1957 İstanbul doğumludur. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çayırdüzü köyünden göç etmişlerdir. 1972 yılında girdiği Hasköy Lisesi’nden 1975 yılında mezun oldu. 1976 yılında başladığı lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde 1980 yılında tamamladı. Doktorasını aynı bölümde Prof. Dr. Muharrem ERGİN’in […]

İlgini Çekebilir

SAÇ ÖRGÜSÜ Kitap Adı: Saç Örgüsü Orijinal Adı: La Tresse Yazar: Laetitia Colombani Çeviri: Gülşah Ercenk Yayınevi: Yan Pasaj Yayınevi Sayfa: 188 Baskı: 2020 Tür: Roman İtalya, Kanada ve Hindistan… Üç farklı ülke… Smita, Giulia ve Sarah… Üç farklı kadın… Bu üç kadın, üç farklı kıtada, üç farklı hayat yaşıyorlar. Birbirlerinin varlıklarından bile haberleri olmayan […]
“Doğurup doğurup bir köşeye fırlattığın şeylerin çocuğun olduğunu görmüyor musun?” Hayatımda bir kez olsun bütün cesaretimi toplamış ve bunu da anneme başkaldırabilmek için harcamıştım. Ancak yüzümde ateşten çıkan bıçağın acısı gibi hissettiğim bir acıyla savrulmam alabileceğim en iyi cevap olmuştu. “Sizi bir babanız dahi olmadan, ellerimle ben, yalnız ben büyütmedim mi? Bir de ablaları olacaksın, […]
Başka olur Anadolu’da kış… Yaşamlar da farklıdır tıpkı yüzler gibi. Havalar sert, soğuk ve yıkıcıdır. Ama yüzler, gönüller bir o kadar içten ve samimidir. Anadolu’da hayatın her anı engellerle doludur ama o engelleri aşmak için insanlar ellerini, tırnaklarını, kuvvetlerini kullanırlar. Aldıkları her soğuk hava ciğerleri yakar ama inandıkları yoldan dönmezler, işlerini asla yarım komazlar. Kar […]
Sağa sola koşturan insanlar, geçim derdine düşmüş, değerlerini kaybetmiş insanlarız bizler. Gün geçtikçe dini ve millî bütün değerlerimizi kaybediyoruz fark etmeden ya da yenilenen, değişen dünya döngüsü bizi bu yöne itiyor mu dersiniz. Evet evet! Bence de öyle, teknoloji geliştikçe yeni dünya düzeniyle biz insanlar da değişmeye başladık sanırım. Yerimizi robotların almasından korkarken sanki robotlara […]
 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.