Şu an bu yazıyı okuyan sen. Belki kahveni içiyorsun, belki yürüyorsun, yemek yiyorsun, şarkı dinliyorsun, çocuğuna bakıyorsun yani yaşıyorsun değil mi? Sen de ben de bu hayatın bir parçasıyız. Her gün aynı şeyi yapıyoruz bu da nefes almak yani yaşamak. Peki nefes alırken sence neler katıyoruz hiç düşünüyor musun? Mesela birçok şair, yazar bu dünyadan ayrılırken bizlere birçok güzel eserler bıraktılar ruhumuzun beslenmesi adına. Peki diğer insanlar yani biz neler katıyoruz? Ha, öyle hemen “Ben bilim insanı veya yazar olamam.” diye düşünmene gerek yok. Çünkü hepimizin illaki büyük bir insan olmasına gerek yok. Hatta hayatta yaptığın işe de gerek yok. Ben size asıl önemli meseleyi en iyisi söyleyeyim. ”İyi”ye sahip olmak. ”İyi”yi bulundurarak biz katkımızı zaten sağlıyoruz. Çok basit düşünelim: günlük gerçekleştirdiğimiz şeyler. Gün içerisinde yapabileceğimiz birçok şey var. Örneğin yolda yürürken biri düştü. Ona yardım etmek bir erdem değil midir? Ben ”iyi”yle hayata birçok şey katacağımıza inanıyorum. “İyilik, insanlık sanatıdır.” demiş Nizami. Sizce de ”iyi”yi benimsemek yaşamak demek değil midir?

Biz ”iyi”yle hayata birçok şey katabiliriz insanlar. Yüreğinizde kin, nefret, acı ve en önemlisi kötülüğü tutmayın. Eğer tutarsanız kötünün kölesi olursunuz, bağımlısı olursunuz. Her gün yiyip bitirecek sizi ve aslında dünyaya hiçbir şey katmamış olacaksınız. Bu yüzden izin vermeyin. Bırakın gitsin. Özgür olun kuşlar gibi, uçun. Yaşadıklarımız her zaman bir derstir. Her ne yaşadıysak iyi veya kötü, işte biz bu derslerle de hayata birçok şey katmış oluyoruz. Lütfen hayata bir şey katamadığınızı asla düşünmeyin. ”İyi”yi temsil etmek bu hayatta yaşarken birbirimize katacağımız şeydir.

”Kötü”yü temsil etmek isteyen arkadaşlarım! Siz daha hayatın anlamını bilmiyorsunuz bunu bilmiş olun isterim. Hayat, insanların arkasından kötü konuşmak, onları oldukları gibi değil de olmadıkları gibi yani sizin kötü düşünceleriniz uyarınca nitelendirmek, insanlara kötü davranmak değildir! Siz böyle yaşayamazsınız. Yaşarsınız ama sizi gerçekten kimse sevmeyecektir bunu belirtmek isterim. Herkes sizden öteye kaçacaktır. Bir bakmışsınız etrafınızda kimsecikler yoktur veya vardır ama kuru kalabalıktır; çıkarları için sizinle birliktelerdir. Bu hep böyledir ve dünyanın sonuna kadar da böyle olacaktır. O yüzden size tek sormak istediğim ve üzerine düşünmenizi istediğim bir soru var: Bugüne kadar insanlığa ne kattım ve neler katacağım? Ve kendinizdeki o ”iyi”yi çıkarmanızı aynı zamanda görmenizi isteyeceğim. O zaman belki yaşamaya başlayabilirsiniz. İyilikle kalın…

Okuyucularımız bu yazıyı çok sevdi.
Yorumları göster Yorumları gizle
Yorumlar Yaşamak Üstüne

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Resim ekle - Yalnızca PNG, JPG, JPEG ve GIF uzantıları desteklenir.

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]
”Anne, ben çıkıyorum. Ne zaman gelirim, bilmem. Geç kalırsam bekleme, uyu tamam mı?”Kapının ağzından seslenmiştim anneme. Neye, nereye, kime gittiğimi ben bile bilmiyordum o an. Sadece gitmek, kaçmak, uzaklaşmak istiyordum. Neyden, kimden? Var olan herkesten, her şeyden… Kendimden bile… Nereye gittiğimi bilmeden çıkmıştım ancak karar vermem uzun sürmemişti. İşin aslı, gittiğim yer hiç değişmemişti. Güneşi […]
”Yine mi altını ıslattın? Bıktım senden. Nedir bu çektiğim çile? Bitmek bilmiyor!” 11 yaşımdayken en sık duyduğum cümleleri okudunuz az önce. ”11 yaşında altını mı ıslatıyordun?” demeyin hemen. Büyümemiştim ki ben. Büyüyememiştim. Korkumdan, endişemden, hissettiğim suçluluk duygusundan uyuyamazdım çoğu gece. Bazen minik bedenim yorgunluğuma dayanamazdı da sızar kalırdım çekyatta. O zaman da altımı ıslatırdım işte. […]
Zeynep KUŞ ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Mustafa S. Kaçalin, 1957 İstanbul doğumludur. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çayırdüzü köyünden göç etmişlerdir. 1972 yılında girdiği Hasköy Lisesi’nden 1975 yılında mezun oldu. 1976 yılında başladığı lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde 1980 yılında tamamladı. Doktorasını aynı bölümde Prof. Dr. Muharrem ERGİN’in […]

İlgini Çekebilir

Düştüm… Tam ilerlerken en son noktaya ulaşmışken evet, ben en dibe düştüm, dibe çakıldım. Yılmadım kalktım, tökezledim, yürüdüm tekrar düştüm. Nefes nefese kaldım ve evet tekrar düştüm, tekrar kalktım, ”Olmaz” dediğim an koşmaya başladım. Ben, işte şimdi gerçek ben oldum. Ben düşe kalka büyüdüm ve kendimi tanıdım. Hiç ummadığımız bir anda gelir hayatın tokadı ve […]
Zaman kavramını ele aldığımızda birçok farklı alanda tanım ve yorum ile karşılaşırız. Zaman; bir oluşun geçtiği, geçeceği ve geçmekte olduğu belirli bir sürenin parçası olarak tanımlanır. Herkese eşit olarak verilmesi nesnel bir görüş olduğu gibi, söz konusu insanlar olduğunda tamamen öznel bir durum oluşmaktadır. Bireylerin, etkili ve verimli bir şekilde zamanı değerlendirebilmesi için zaman yönetimi […]
Çalışmaya katkılarından dolayı Hüseyin Recep DEMİRCİ‘ye teşekkür ederim. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Ben, Elif Köse, 1992 yılında KTÜ’yü bitirip mimar olmuş biriyim. Safranbolu’da yaptığım ilk iş mimarlıktı. Ailemle birlikte 1992 yılında Safranbolu’ya taşınmıştık. Annem Safranbolu’nun Akçasu Mahallesi’nde büyümüş. Babam Trabzonlu. Ondan önce burada değildik. ‘92 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra buraya geldik. Direkt serbest piyasada […]
Son dersin bitiş ziliyle dağılan kalabalığın arasında telefonu açmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Sonunda okulun bahçesinden dışarı adım attığımda arayanın annem olduğunu görmüştüm. Okulum eve yakındı, bir yandan yürürken anneme telefon açtım. Gelirken almamı istediği şeyler vardı, nedir hiç hatırlayamıyorum… Eve yakın bir mesafede bir markete girip isteklerini alıp çıktığımda kapıda arkadaşımın beklediğini gördüm. Adı Efe idi […]
Şüphesiz Türkiye’de sinema sektörü pek çeşitli değildir, bunun en büyük nedeni arz-talep dengesidir. Günümüzün Türk sinemasına baktığımızda filmlerin çok büyük bölümü komedi ya da romantik-komedi olmaktadır. Bu kadar çok bu konuya odaklanmamızın en büyük sebebi hiç şüphesiz izleyicinin bu yönden rağbet göstermesidir ve rakamlarla sabittir. Recep İvedik 5 – 7 milyon 437 bin 50 seyirci […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.