fbpx

İnsanların belirli yaş aralıklarında belirli amaçları vardır. Aynı şekilde belirli hayalleri. Neredeyse her insanda bu amaçlar ve hayaller aynıdır çünkü ne yazık ki, hepimiz aynı yollardan aynı hislerle geçiyoruz. Çocukluk denilen dönem için ortalama 0-14 yaş denilebilir. Bu dönemde amaçlar, çevremizde gördüğümüz kişiliklere bağlıdır. Eğer yakınınızda gerçekten hayatında başarılı olmuş bir insan varsa, örnek alınan ve olmak istenilen kişiye dönüşür. Eğer yakınınızda geliri en iyi olan kişi bir marketçiyse, ileride market sektöründe olmak istersiniz. Eğer bu kişi bir doktorsa, ilerideki yaşamınızda kendinizi tıp camiasında rolü olan bir insan olarak görürsünüz. Nitekim aynıdır bu amaçların şekillenme biçimi. Lakin hayaller bazen en uçuk kaçığı, bazen ise en olağan lakin bir yandan hiç olmayacağı bilinenlerdir.

Bu çocukluk dönemi öyle paha biçilemez olur ki… Her insan hayatının belirli bir dönemi bitinceye kadar değerini fark etmekte güçlük çeker. Yaşlılıkta gençliğe, gençlikte çocukluğa özlem duymak bundandır. Hayaller, çocukluk döneminde çok da uğramaz aslında insana. Hayat aileden, arkadaşlardan, evinin önünde oynanan oyunlardan, okuldan ibarettir. Neredeyse her erkek çocukluğunda futbolcu olmanın hayalini kurar lakin bunlardan çok azı şu anda futbolcudur. Her kadın küçüklüğünde moda tasarımcısı olmak ister, aynı şekilde çok azı şimdi bu işle uğraşıyor. Çünkü anlaşılmasa da içten içe çocukluk döneminde her şey hayaldir, öyle kalmaya mahkumdur. Ve zaten o hâliyle çok güzeldir. En güzel, en iyilik dolu hayaller bile şu an yaşadığımız çağda hayata uyarlanmak istendiğinde, içine pislik dolar. Bu yüzden bu masum hayaller, o hâliyle çok güzel. Öyle de kaldı bütün insanlığın ardında. Henüz bir yük yok iken omuzlarda, midenize oturan o sıkıntı yokken; her şey henüz masumken… Yani çocukken, herkes çok güzeldir.

Sonra büyürsünüz. Yine yük yok gibi gelir omuzlarda ama vardır. Gençliğin ilk dönemlerinde, ergenlikte en büyük yük; kendini kanıtlamak arzusudur. Kötü alışkanlıklar gençlikte başlar, kin tutmak, sahipsiz duygular; gençliğinin ilk yıllarında bulur insanı. Arkadaş ortamında sanki bu çok güzel bir şeymiş gibi argo kelimeler kullanılmaya başlanır. Ne kadar ağırsa kullanılan bu kelimeler, o kadar saygın olduğunu düşünür insan. Sonra sigaraya başlar, havalıdır. İçten içe öldürmeye başlar kendini, bazen istemeyerek. Acı olan, bunun olması gerekiyormuş hissi… Çünkü çocuklukta etraftaki insanlar doğrultusunda yalnızca amaçlar şekillenmez, kişilik de şekillenir. Bir küfür ortamında büyüdüğünde insan, o çok güçlü resmettiği baba rolünün küfrettiğini gördüğünde; o zarif resmedilen annenin sigara içtiğini gördüğünde hemen kapar bunları. Ne kadar kötüdür, değişir. Lakin insana zararı aynıdır.

Gençlik yıllarında özlem duymaya başlar insan çocukluğuna. Nasıl geçti bitti der, oysa gençliğini doyasıya yaşaması gerekirken… İleride şimdiki zamanlarına hasretlik kalacağını tahmin edemez belki, belki gerçekten kötü dönemler geçiriyordur. Lakin o ilk aşkların tadı, ilk arkadaş ortamlarının, ilk tatlı gülünç konuşmaların, ilk kısa gecelerin, ilk mutlu günlerin tadı asla bulunamaz. İnsan gençliğinin son demlerine gelmeden önce, artık olgunluğa yavaşça erişmeye başladığında hayat çok güzeldir. Ne çocukluk vardır çünkü ne de sorumluluk… Sonra çöküş dönemi başlar, bu evre herkeste farklı dönemlerde nükseder lakin ortalama 18-22 yaşları arasında dadanır kapınıza. O güzelim yılların katilidir işte…

Omzunuza bir yük biner, hiç bitmeyeceğini sandığınız eğitim hayatı son bulmaya yanaşmıştır. Hayatı ilkokuldan ibaret sanıyordunuz lakin bitti, ortaokul keza bitti. Her yılı ayrı heyecan dolu lise, bitti. 2 saatlik bir sınav bütün hayatınızı şekillendirecek. Dört duvar arasında terleyen, korkan, huzursuz bakışlarla dolmuş yaşıtlarınız arasında geçireceğiniz 2 saat ve sonrasında koskoca bir ömür. Geçim korkusu vuku bulacak içinizde. Artık oraya tatile giderim, şurada hayat kurarım, burada gezerim diyemez olmaya başlarsınız. Artık nasıl hayat kuracağım, evimi geçindirebilecek miyim, bu çağda çocuk yapılır mı, bakabilir miyim? Artık bu sorunlar yerini alacak kafanızda. Belki delicesine aşıksınız, lakin bir yerden sonra artık o tatlı eğlencenin yanına sıkıntılar eklenecek. Artık rahata ermek değil konu, yaşamak. Yaşayabilecek miyim?

Belki iyi gelirli bir işiniz oldu, sonra ne olacak? Bu maaşınız, kiranıza mı yetecek, telefon faturanıza mı, elektrik-su-doğalgaz faturanıza mı, yiyeceğe mi? Mesela geliriniz, çocuğunuzun çok beğendiği bir oyuncağa yetecek mi? Gurur diye bir duygu vardır ki, insanlığın baş tacı.. Bir anne, bir baba; çocukları için en iyisini isterler. Şunu kaldırabilir misiniz mesela, çocuğunuzun şunu dediğini düşünün; “Onun var, benim neden yok?” Çocuk yaşta hayaller uçuk kaçık olur demiştik. Artık öyle bile değil, artık hayaller bir oyuncak araba oldu. Bir ebeveyn için hayallerin gerçek bir araba olmasından bahsedebilirdik burada… Lakin ne yazık ki, bir ebeveyn için de bu raddede artık tek hayal; oyuncak arabadan ibarettir.

Çocukluk en saf dönemdir, gençlik en eğlenceli dönem, yaşlılık olgunluğa erişilen dönemdir. İnsanın yaşamında her bir dönemin ayrı güzellikleri, ayrı acıları vardır. Çağımızda, dünyamızda, toplumumuzda artık hayaller, amaçlar o kadar değişti ki. Ve bu dehşete düşürmesi gereken durumlar artık takdir ediliyor. Bir çocuk ailesinden oyuncaklar isteyebilmeli, bir genç hayatını doyasıya tadabilmeli, bir yaşlı geriye baktığında ah vah etmeye bir şey bırakmamalı… Lakin ne acı değil mi, artık asıl hayal, hayal edebilmek oldu. Artık her dönemde insanlar şunu diyor, hayal edebilmeye vaktim olsa… Bu koşuşturmacadan, bu hızdan, bu sorumluluktan, bu dünyanın acımasızlığından yakamı çekip kendimi kurtarabilsem ve hayal etmeye vaktim kalsa… Gece yatağıma girdiğimde saatlerce tavana bakmasam, huzurla kapatsam gözlerimi.

Belki de gençler uykuyu bu yüzden sevmiyorlar. Çocukluğun sorumsuzluğu bitmişken ve henüz sorumluluk da başlamamışken, gecenin ırağında sonsuz güzelliklerde hayal kurabildiği için. Bir tek karanlık çöktüğünde, yatağına girdiğinde kendi olabildiği için. Yalnız kalabildiği için. Hayallerde yaşamak, her ne kadar kötü olsa da; bu hayatı yaşamaktan çok daha güzel geliyor.

Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]