fbpx

Güneş acıyarak yerini aya bıraktığında etrafı çoktan yıldızlar sarmıştı bile. Bizim yıldızımız acaba hâlâ aynı yerinde miydi? Yerinde olsa bile fark edecek miydi ki? Ben edemiyordum, mesela.

Yavaşça yutkundum. O, arkadaşlarıyla yaz ateşinin başında gülümserken ben bir köşede onu izliyordum. Islak saçları alnına yapışmıştı, tıpkı beyaz tişörtünün vücuduna yapıştığı gibi. Kolunu içtenlikle yanındaki arkadaşının omzuna atarken onun yıldızlardan değerli gülüşünde takılı kalmıştım. O gülüş bir zamanlar bana özeldi, şimdi ise özel olan tek şey ona ait anılarımdı. Bir daha tekrarı olmayacak o güzel anılar…

Avuç içimi sıcak kum taneleri ile doldururken yalnızlığıma dalga sesleri eşlik ediyordu. Beni görmüştü ama görmezden gelmeyi tercih etmişti. Beni üzen bu muydu yoksa onu hâlâ önemsemem miydi? Hâlbuki beni geride bırakan oydu. Onu gördüğümde ilk günkü gibi kalbim çapmamalıydı. Ateşten yükselen kıvılcımlar geceye karışıyordu. Kahkahalar dalga seslerini bastırıyordu. O yine sessizce gülümsemekle yetiniyordu. Belki de onu izlediğimi biliyor, benden rahatsız oluyordu. Ya da umurunda bile değildim.

Gözleri ilk kez gökyüzüyle buluştu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Daha önce huzuru gökyüzünde bulduğunu söylerdi. İnsan huzur bulduğu şeye bakarken neden bu kadar mutsuz olurdu ki? Galiba gökyüzü ona iyi şeyleri hatırlatmıyordu. Mesela beni… Acıyla gülümsedim. Gözlerim dolsa da ağlamamak için büyük bir çaba sarf ettim. Yaz hüznü onu görmemle başlamıştı. Her şeyi geride bıraktığımı sanırken meğer her daim yanımda taşımanın verdiği ağır yükün altında boğuşuyormuşum. Ruhum bir zamanlar onunla mutluydu. Artık mutlu olmak için bir çabası yoktu. Bu hâlim hoşuma gitmiyor değildi. Yoksa Lana Del Rey’in şarkıları bu kadar anlamlı gelmezdi.

Esen rüzgâr saçlarımı birbirine katarken bir an bana baktığını sandım. Ama hayır, o sadece ateşin sinir bozucu dansını seyrediyordu. Belki bir kere baksa her şeyin üstesinden gelebilirdim.

İkimizin hikâyesi bu plajda başlamıştı. Sanırım aynı yerde de sona ermişti. Önce aya, sonra yıldızlara baktım. Usulca yerden kalkıp kum tanelerini üzerimden silkeledim. Bu kum tanelerini gibi yalnız ve değersizdim. Çünkü hayatımın adamı artık hayatımda değildi.

aydayasayanokur içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
aydayasayanokur içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]
CEMAAT, İSTİKRAR, ÖZDEŞLİK Cesur Yeni Dünya, teknolojinin ve bilimsel teknik bilginin kontrolünde olan bir toplumda birey düşüncesinin ve özgürlüğün olmadığı ama bunun yerine sistemin istediği biçimde yaşayıp ve düşündüğünü sanan edilgen insanların olduğu bir dünyadır. Roman, Londra merkezli ve yöneticisinin Mustafa Mont olduğu Dünya Devleti’nde geçmektedir. Dünya Devleti de diğer birçok distopik romanda olduğu gibi […]
Bildiğimiz üzere II. Dünya Savaşı’nın sonunda Soğuk Savaş süreci başlıyor ve dünya, ABD ve Sovyet Rusya’dan oluşan iki kutuplu bir düzenin etrafında şekilleniyor. Bu kutuplar arasında her alanda olduğu gibi uzay ve havacılık alanlarında da rekabet yaşanıyor ve pek çok ülke bu alanlara yönelik ajanslar kurarak gerekli çalışmalara başlıyor. Günümüzde de devam eden bu çalışmalar, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.