fbpx
Kolayca uykuya dalıveren insanlardan olmak isterdim. Koltukta, sandalyede ve hatta masada bile uyuyuverirler. Hani yastığa başımı koyar koymaz uyurum diye anlatırlar hep. İşte onlardan.
Uykusuzlukla tanışmam çok erken yaşlarda başladı (12-13). Ve sanırım liseye giriş sınavının stresi (LGS) yüzünden karşı karşıya geldik kendisiyle. Eski günlüklerim doğrular bu bilgiyi. “İnşallah Anadolu Lisesi’ni kazanırım.” yazmışım yüzlerce kez. Kazanamadım. Ama yine de uyumayı başaramadım.
Klasik yöntemleri denedim elbet. Koyun sayma, tavşan sayma, yavaş yavaş hareket ettiği için uykumu getirir belki diye kaplumbağa sayma. Ama işe yaramadı, hem çitin üstünden de atlayamaz ki kaplumbağa. Altından geçmesini bekle de dur. Bekleyemedim.
“Uyuyamadığın zaman, sevdiğin filmi kafandan tekrar izle.” demişti annem. Dikkate değer bir öneriydi. Hemen ilk uykusuzluğumda denedim. Fakat beklenen sonucu vermedi. Aklım dağılıveriyor bambaşka şeyleri düşünürken yakalıyordum kendimi. Filme geri dönüp romantik sahneleri düşüneyim diyordum, sonra içimden bir ses; Meg Ryan da hep kısa saçlı ha, uzun saçlı filmi yok diyordu. Derken uzun saçlı erkekler de amma özen gösteriyor saçına diyordum. Yani saçmalık derecesi epey yüksek bir konudan diğerine atlıyordum. Zihnim pinpon topuydu sanki.
Uyuma taklidi yapardım belki beynimi kandırabilirim diye. Sahte sahte horlardım, gülerdim sonra. Uçuk kaçık hayaller kurardım. Cadılar vampirler uzaylılar ve daha nice tuhaf yaratığın olduğu evrenler düşünürdüm. Rüya görmeyince, insan rüyasını kendi yazıyor.
En nihayetinde uykusuzluğa alışınca, ona artık bir misafir gibi davranıyor insan. Sohbet edip oyunlar oynuyoruz. En sevdiği de yatakta sağa sola dönmece. Onun kovalamaca anlayışı bundan ibaret. Kalkmamı da istemiyor hiç, iliklerime kadar uykusuzluğu hissedeyim istiyor, öyle de anlayışlı.
Sorunlu insanlar uykusuz olur sanırsınız değil mi? Hayır uykusuzluk insanı sorunlu hâle getiriyor. Uyku sırasında beynimizdeki sinir hücreleri (nöronlar) arasında öğrendiğimiz yeni bilgileri hatırlamamıza yardımcı olan yollar oluşuyormuş. Uyku yoksunluğu beyni yoruyor, bu nedenle görevlerini de yerine getiremez hâle geliyormuş. Ve bu zararlarından sadece bir tanesi.
Uykusuz olduğumuz zaman olumsuz düşüncelere daha çok sahip oluyor ve onların arasında sıkışıyoruz.
“Ruhsal hastalıkların çoğunda uyku sorunları gelişiyor. Örneğin, depresyon hastaları sabahın çok erken saatlerinde kalkar ve tekrar uykuya dalma isteklerine karşın genelde bunu başaramazlar. Alınan uyku miktarı; ruhsal hastalık belirtilerini, şiddetini doğrudan etkiler. Manik depresif kişilerde uyku yoksunluğu manik dönemleri (saldırganlık ve aşırı aktivite) tetikleyebilir.” deniyor.
Alkol de uykuyu bozuyor. Uykusuzluk çeken insanların çoğu sorununu alkolle çözmeyi deniyor. Oysaki alkol sadece hafif uyku dönemini tetikler. Uykunun tamir işlevi olan diğer bölümlerinin miktarını azaltıyor.
İlk başta vücut tolere eder sanıyorsunuz ancak zararları ilerleyen günlerde kendini gösteriyor. Konuyla ilgili Insomnia filmini tavsiye etmeden geçemeyeceğim. Uyanıkken kâbus görmek istemiyorsanız uykunuza dikkat edin.
duygucump içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
duygucump içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]