fbpx

Hayattan alıntılanmış kısa bir hikâye
UMUTLU EV KADINLARI

Canan, Leyla, Ahu, Ayten ve Feride… Bu beş kadın aynı dairede komşulardı. Pandemiden önce çok sık görüşemiyorlardı aslında ama pandemi bu beş kadını tanıştırmış ve bağlamıştı. Her gece birinin evinde buluşurlar ve mutfak masasında hayatlarını paylaşırlardı. Yine her gece olduğu gibi  mutfak masasının etrafında buluşmuşlar kahvelerini yudumluyorlardı. Mutfak masasının anlamı çok büyük bir şey değildi aslında sadece samimi bir ortam oluşuyordu. Kahvelerini yudumlarken günün kritiğini yapıyorlardı ama bundan çok sıkılmışlardı artık çünkü hep aynı şeylerden bahsediyorlardı. Sebebi ise herkesin evde olması ve hep aynı şeyleri yapıyor olmasıydı. Masada oturan, sosyal medyada dolanan Leyla tiz sesi ile mutlu bir şekilde birden:

-Aaa bugün Hıdırellez’miş.

diyerek bağırdı. Feride’nin aklına geçen yıllar ablaları ile yaptığı gül ağacının dibine dileklerini gömdükleri geldi ve bu anısını kızlara anlatarak tekrardan yapma fikrini sundu. Kızlar hemen kabul etti ve aldılar ellerine kâğıt kalem hemen yazmaya çizmeye başladılar. O kadar mutlulardı ki sanki o an yazdıkça dilekleri gerçekleşiyordu, kendi aralarında bu hâllerine de çok gülüyorlardı. Canan üniversite sınavına hazırlanıyordu ve bu dönem tek derdi üniversiteyi kazanmaktı. Bu yüzden kazanmak isteği üniversitenin adını büyük harflerle yazdı, yanına hangi bölümü kazanmak istediğini belirtti, ne olur ne olmaz çünkü istediği bölümü okumak istiyordu. Feride kocasına fabrika çizmişti hatta işçilerin sayısını fabrikanın adını her şeyi belirtmişti, fabrikadan gelen kazançla kendisine araba almayı hayal etti ve araba çizdi. Oğlunu ve kocasını araba konusunda unutmadı tabii. Canan da oradan annesine kızıyordu beni unutma, benim içinde bir şeyler çiz belki senin dileklerin gerçekleşir, diyordu. Ahu pandemiden dolayı gidemediği Van’daki üniversitesini çizmişti, yanına başka üniversiteler de çizdi o bölümü bitirdikten sonra başka bölümde okumak istiyordu ama bu sefer istediği şehirleri de belirtti. Van çok uzak olduğu için uzak bir yerde okumak istemiyordu. Yurt dışına çıkmak istiyordu, bu yüzden kendisine kolay bir şekilde pasaport da çizdi. Leyla’nın pandemiden dolayı mezuniyeti olmamıştı, bir kep atmayı geç, diplomasını bile alamamıştı. O yüzden diplomasını çizdi. Tabii diplomayı aldıktan sonraki işini de çizdi. Ayten de kendine son model araba çizdi. Bunların yanında sağlık, mutluluk, huzur da eklemeyi unutmadılar. Bu yazdıklarını ve çizdiklerini sabah namazından önce gül ağacının dibine gömeceklerdi ama sanayinin içinde oturdukları için biraz zor olacaktı. Feride’nin aklına sanayinin biraz dışında kalan tek park olan Botanik Park gelmişti ama orada gül ağacı var mı yok mu belli değildi. Bu durum morallerini bozamazdı, yine de kararlıydılar çünkü yazdıkları, çizdikleri her şeye çok inanmışlardı ve yaptıkları şeyi tamamlamak istiyorlardı. Sabah namazında buluştular ve yola koyuldular. Yolda Ayten’in aklına Botanik Park’taki güvenlik geldi, acaba kızar mı diye düşündüler ama yine de bu durumda engel olmadı hatta kendi yaptıkları şeyleri düşünüp gülerek eğlenerek gittiler. Gittiklerinde güvenlik kulübenin içinde uyuyordu ve parkın kapısı kapalıydı, etrafta gül ağacı sadece kapının arka tarafında vardı, kapının altından güvenliği uyandırmadan geçtiler. Hepsi sırayla gül ağacının dibine dileklerini, hayallerini, umutlarını gömdü.

Gömdüklerinde çok mutlulardı, çok inanmışlardı yazdıklarına çizdiklerine çünkü artık böyle küçük şeylerden bile umutlanmaya ihtiyaçları vardı.

Elif Naz Orhan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Elif Naz Orhan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.