Kişisel Alan Nedir?

“Kişisel alan” genellikle aile, iş ortamı veya sosyal bir ortamda iki kişi arasındaki fiziksel mesafeyi ifade eder. Kişisel alanınız; karşınızdakini ne kadar tanıdığınızdan, o kişiyle olan ilişkiniz, ona ne kadar güvendiğiniz, kültürünüze kadar çeşitli faktörlere bağlıdır.

Sizin ve iyi tanıdığınız biri arasındaki kişisel alanınız, muhtemelen az tanıdığınız birine olan kişisel alanınızdan küçük olacaktır. Bir yabancıya karşı daha büyük kişisel alanınız olması doğaldır. Aynı zamanda kalabalık şehirlerde yaşayan insanlar, geniş açık alanlarda yaşayanlara göre daha küçük kişisel alan tercihlerine sahiptir.

kisisel alan bublogta

Kişisel Alanın Genel Kuralları

  • Asla tanımadığın birine dokunma

kisisel alan 2 bublogta

  • Niyetiniz ne olursa olsun başkalarının çocuklarına dokunmayın
  • Karşınızdakini iyi tanımadığınız sürece o kişiden en az 1,5 metre uzak durun.

friends standing with space themselves due social distancing

  • Biri sizden uzaklaştığında, muhtemelen onu rahatsız eden bir mesafedesinizdir. Bir adım geri atın.
  • Kalabalık olmayan bir tiyatro, sinema salonuna girerseniz bir sonraki kişi ile aranızda fazladan bir koltuk boşluk bırakın. Salon kalabalıksa yanına oturmanız kabul edilebilir.

kilyan sockalingum nW1n9eNHOsc unsplash

  • Davet edilmedikçe bir şeyler okumak için asla bir kişinin omzuna yüklenmeyin.
  • Sürüş esnasında da kişisel alan olduğunu kabul edin. Trafik olmayan yolda önünüzdeki arabaya yapışmayın.
  • Kişiyi çok iyi tanımadığınız sürece kolunuzu birinin omzuna dolamayın.
  • Önce kapıyı çalmadan bir odaya girmeyin

little kids trick treating

  • Sırada beklerken önünüzdeki insanları geçmeye çalışmayın ve aranıza mesafe koyun.

levi jones n0CTq0rroso unsplash

Türkiye’de Kişisel Alan

Türkiye’de kişisel alana saygıyı bırakın, kimsenin kimseye saygısı yoktur. Koca ülkede ”özel”in ne demek olduğunu bilen yok denecek kadar az insan var.

ATM sırasında beklersiniz, arkanızda narkotik köpeği gibi biri biter. Rahatsız olur, biraz ileriye gidersiniz; arkanızdaki de bir o kadar öne gelir. Rahatsız olduğunuzu hissettirmek için arkaya bakarsınız, oralı bile olmaz. Geriye “Gelin hesabıma ortak olun.” demek kalır sadece.

atm sirasi bublogta

Odanızın, kişisel mekanınızın kapısı açıksa merakla içeri bakar, öyle geçerler. Bu konu hakkında Amerika’da “Odanın önünden geçerken içeri bakıp da geçiyorsa kesin Türk’tür.” diye bir söz vardır.

pexels the coach space 2977547

Toplu taşımada dakikalarca telefonda yüksek sesle sohbet ederler. Öyle bir noktaya gelir ki artık onu ondan daha iyi tanırsınız.

Yanınızdan geçecekse “Pardon geçebilir miyim?”, “Müsaade eder misiniz?” demek yerine, beş dakika önce nereye dokunduğu belli olmayan elleriyle ya sizi dürterler ya da ittirirler.

Bu konudaki en büyük problemlerden biri de bakışlardır. Birine bakıyorsanız ve o kişi bunu fark ederse artık bakmamanız gerekir. Temel görgü kurallarından biridir. Otobüs terminali, havalimanı, herhangi bir yerde saatinizi beklerken bir şeyler okumak istersiniz. Üç metre ötede oturan teyze, gözlerini size diker. Rahatsız olduğunuzu belli edersiniz, fark ettiğinizi anlar. Yine de sizi gözetlemeye devam eder. Teyze, hâlâ neye bakıyorsun ya? Hayatında kitap/dergi okuyan birini hiç mi görmedin?

baykus bublogta

Bir yerde şöyle bir anı okumuştum: O sıralar 30’lu yaşlarında olan ve Türkiye’de yaşayan bir kadın California’ya geziye gider. California sokaklarında dolaşırken ayakkabılarından birinin tabanı patlar. Ayakkabıyı çıkarır ve en yakın ayakkabı mağazasına tek ayağında sadece çorapla gider. Yol boyunca tek bir insanın bile ayağına bakmadığını fark eder ve şaşkınlığını gizleyemez. Oysaki Türkiye’de ayakkabısının ucundan küçük bir yırtık olsa bile gelen geçen ayağına bakacaktır. ”İnsanların bakışlarına o kadar alışmışım ki başkalarının gözünü üstümde hissetmeyince inanılmaz özgür hissettim.” diye ekler.

Bu sosyal bozukluklara çocuklar da sıklıkla maruz kalmakta. 4-5 yaşlarındaki çocuk kendini öptürmek istemez, gidip zorla öperler. Başka insanların pis ellerini öpmek saygı göstergesidir. Garip el şakaları yapılır, saçlarını elleriyle bozarlar. Sonra neden bu çocuklar akrabalar eve gelince odasından çıkmak istemiyor? Neden acaba!

Benzer olaylar aslında ailede başlıyor. Türkiye’de anne, babaların büyük bölümü çocuklarının odasına izin almadan girer. Çocuk dinlenmek için beş dakika odasına girse “Neden burada tek başına oturuyorsun?”, “Niye bizimle oturmuyorsun?” soruları yöneltilir. Böyle bir yapıda büyüyen çocuk, gelecekte de başkalarının kişisel alanına saygı duymaz.

Kişisel alana saygısızlık sadece fiziksel değil, sosyal ilişkilerde de kendini gösterir. Her işine karışıp fikir belirtir hatta sizin fikrinizi değiştirmeye çalışırlar. Çocuğu olmayan bir çift görürler, “Neden çocuk yapmıyorsunuz?” diye sorarlar. Çocuğu olanı görürler, “Neden ikinciyi yapmıyorsunuz? Kardeşsiz olmaz.” derler. Yatak odanıza burunlarını sokarlar.

Çiftler arasında da zuhur eder bu durum. Duygusal bir ilişkide olmak, hayatınızda kişisel alanınız olmayacağı anlamına gelmez. İlber Ortaylı bir röportajında ona “Evlenmeyi düşünür müsünüz?” diye soran adama şu cevabı vermiştir.

“Ne gerek var? Bizde özel yaşam alanına saygı yoktur. İnsanın yalnız kalmaya da ihtiyacı vardır. Türkler bunu beceremez.”

Neden Kişisel Alana Dikkat Etmiyoruz?

Kırsal kesimde onca boş arazi varken su kaynakları da olmasına rağmen, evler birbirine neredeyse bitişiktir. “Sürüden ayrılanı kurt kapar.” Yani hâlâ sürü psikolojisiyle hareket eden bir milletiz. 35 yaşına gelse de insanımız birey olmayı başaramıyor. Kendi hayatıyla ilgili bir karar alacağı zaman, kaç yaşında olursa olsun anne ve babasından çekiniyor. Sosyal hayatında da kendisinin karşısındaki insanların karar mekanizmalarına etki edebilecek, onların kişisel alanlarına müdahil olabilecek yetkisi olduğunu düşünüyor.

Berkan İnan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Berkan İnan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

-Şahsiyet dizisine dair spoiler mevcuttur. Tetikleyici unsurlar içermektedir.- 2018 yılına damgasını vuran ”Şahsiyet” dizisini birçoğumuz izledik. Başlarda ne olduğunu anlayamadık hiçbirimiz, sadece birkaç tahminimiz oldu. 11 bölüm boyunca hiçbir şeyden emin olamadık ancak 12. bölümünde izlediklerimiz her birimizi paramparça etti. Dizinin finalinde, 11 bölüm boyunca Agâh Beyoğlu’nun ne için onca cinayeti işlediğini tüm çıplaklığıyla izledik. […]
Dostoyevski’nin Prusya Savaşları’nda yaşadıklarını eserlerine nasıl aktardığı, Danzig cephesinde şahit olduğu dramı, Kresy cephesinde tanıştığı ilk aşkını romanlarında hangi karakterlerle betimlediği üzerine olan makalemi yetiştirmeye çalışırken arkadaşımdan gelen bir telefon akademik gündemimin alt üst olmasına yol açtı. Eski uygarlıkların dilleri üzerine uzman olan arkadaşım son iki senesini Latince üzerine bir lügat hazırlamakla geçirmekte fakat lügat […]
Elif İnci TUTKUN ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Latif BEYRELİ Kimdir? Latif Beyreli, Yükseköğrenimini, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü mezunu olarak 1986 yılında tamamladı. Yüksek lisans eğitimini 1988 yılında, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili Ana Bilim Dalında “Lehcetü’l-Lügat” adlı teziyle; doktora eğitimini 1994 yılında, MÜ Türkiyat Araştırmaları […]
Öykü ve romanlarıyla çağdaş yazarlar arasında ön plana çıkan Ayfer Tunç’un “Aziz Bey Hadisesi” isimli öykü kitabını Yapı Kredi Yayınları’ndan sonra 2006 yılında Can Yayınları basmıştır. Can Yayınları bu basımında Ayfer Tunç’un sadece Aziz Bey Hadisesi hikâyesine değil, beş hikâyesine daha yer vermiştir. Bu hikâyeler şunlardır: Kadın Hikâyeleri Yüzünden, Soğuk Geçen Bir Kış, Kar Yolcusu, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.