fbpx

Bazen ne yapacağımı bilmiyorum. Kafam o kadar karışık oluyor ki saatlerce boşluğa bakabilecek durumda oluyorum. Yaşadıklarımın, hissettiklerimin gerçekliğini sorguluyorum. Kendi içinde bulunduğum durum haricinde bununla nasıl başa çıkacağımı bilmemek de beni hayli yoruyor. Eminim çoğumuz zaman zaman böyle hissediyoruz.

Bazılarımız planlı yaşamaktan hoşlanırlar. Belirli bir düzen, planlanan kariyer, gerçekleştirilecek hedef; bu tür insanlar için genel anlamda belli olur. Bu düşüncede olan insanlar olası bir yeniliği veya birden ortaya çıkan sürprizlerden, kendilerini planlamadıkları bir durumda bulmaktan hiç hoşlanmazlar ve koşar adımlarla kendilerini iyi hissettiklerini düşündükleri yere giderler. Bu tür insanlar çoğu zaman asosyal kişiler olur. Çünkü onlara göre her şeyin bir sırası vardır ve boş zaman geçirmek onlara korkunç derecede zaman kaybıymış gibi gelir. Aradığınızda bahane üretirler. Duygusal olarak kendilerini çoğu zaman korurlar. Bu onlar için güvenli yoldur çünkü.

Bazılarımız sosyaldir. Bu tür insanlar her türlü ortama ayak uydurabilirler. Yaşadıkları süre zarfında hayattan alabilecekleri maksimum seviyeyi yaşamak isterler. Asosyal kişilere göre daha cesaretli ve kontrolsüz olurlar. Duyguları yaşamaktan, gelecekten veya “genel” anlamda hiçbir şeyden korkmazlar. En azından dışarıdan görünen budur. Sosyal insanlar için nefes aldığımız sürece her şey için imkan varmış gibi gelir. Elbette geleceklerini düşünürler. Onlar da endişelenir. Ancak planlı ve programlı yaşamaktansa daha şansa bırakmayı tercih ederler. Plan yapmanın gereksiz olduğunu düşünürler. Yani bence en azından dışarıdan görünen bu şekilde anlatılabilir. Ancak benim dikkat çekmek istediğim bu ikisinin arasında kalmış insanlar.

Bazılarımız da hem sosyal hem asosyal davranabilir. İnsan ilişkilerinde asosyal iken içsel anlamda en sosyal kişilerden biri olabilirler. Ya da bunun tam tersi olabilir. Topluma gösterilenin dışında hepimiz çok farklı konular hakkında saatlerce, haftalarca veya yıllarca düşünüyoruz. Bu bir diğerini kıskanıp ”Keşke ben de böyle düşünebilsem.” diyebileceğimiz türden bir şey değil. Düşüncelerimiz şahit olduğumuz olaylara göre şekilleniyor. Herkes aynı olayları yaşamıyor, dolayısıyla farklı karakterler ortaya çıkıyor. Basit bir matematik gibi kısaca. Ufak bir sayı tüm işlemi değiştirebilir.

Bence “Keşke böyle olsam.” demek yerine kendimize odaklanıp böyle olduğumuzu kabullendiğimiz zaman çok daha rahatlayacağımızı düşünüyorum. Bunu uzun bir süre deneyimlemiş biri olarak söylüyorum ki bu sizin zamanınızı çalan gereksiz düşüncelerden biri sadece. Birilerine iyi gözükmek için öyleymiş gibi davranmak yerine kendiniz olduğunuzda kazanmaya başlıyorsunuz. Kazanmaya başladığınızda da bir daha asla geriye bakmıyorsunuz. Her şey önce kabullenmekten geçiyor. Biri ”Neden böylesin?” diye sorduğunda ”Ben böyleyim.” demek utanç verici değil. Sizin düşünceleriniz utanç verici değil. Karşınızdaki insandan farklı düşünüyorsunuz diye siz garip değilsiniz. Aslında düşündüğünüzde birbirinin aynı tepki veren robot gibi birbirine benzeyenler farklılığı kabul etmeyip popüler kültürde yer bulmaya çalışan kişiler. Onlarla aynı olmak zorunda değilsiniz.

Kendimiz olduğumuz sürece kazanabiliriz. Sadece kendimize güvenmemiz gerekiyor. Tek bir adım her şeyi değiştirmeniz için iyi bir başlangıç olacaktır. Buna eminim.

Sevgiler.

Eda içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Eda içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]