fbpx

Çarelerin sonuncusu olarak düşündüğümüzü de yapmıştık. Tükenen umutlarımız da akıyordu gözyaşlarımızla beraber. Bir noktaya odaklanıp yaşananları düşünmeye başladım. Anlaşılan odadaki herkes aynı şeyi yapıyordu. Planlarımız, eğlenmelerimiz, tartışmalarımız… Her biri özlemle el sallıyordu. Odada sadece kalbin bağlı olduğu cihazdan gelen ritimli ses duyuluyordu. Her seste yeni bir anı canlanıyordu gözümde.

Uzun süren dalgınlığımdan uyandım. Hâlâ odadaydık ve kimse kılını bile kıpırdatmamıştı. Hâlâ yatakta yatıyordu ve hayattaydı. Üzülsem mi sevinsem mi bilemiyordum. Tüm çarelerin bittiğini, beklemekten başka bir şey yapamayacağımızı, söylemişti doktor. Etrafıma bakındım, onların da şaşkınlık içinde olduğunu fark ettim. Doktoru çağırmaya gönderdik en küçüğümüzü.

Muayenesi bitti ve çok ilginç bir şekilde, aksayan organlardan bazılarının şu an sağlam olduğunu belirtti. Şaşkınlığımız katlanarak artmıştı. Ne yapacağımızı bilememiştik.

Eve geldiğimizde televizyonu açtık. Maksat ses olsundu. Arkada akıyordu yayın. Yemeğe oturduğumuzda dikkat kesildim ve gün içinde yaşadığımız olayın benzerlerinin görüldüğünü öğrendim. Olayın sayısı ciddi derecede fazlaydı ve çeşitli ülkelerde ölüm döşeğinde olan kim varsa iyileşmeye başlamıştı. Günün o saatinden beri de ölen insan yoktu. Nasıl olurdu? Her an birisi gelirken başka birisi gitmiyor muydu şu dünyadan? Doktorlar, bilim insanları, yetkili diğer kişiler ellerinden gelen bir şeyin olmadığını, daha olayın ne olduğunu bile tespit edemediklerini söylüyorlardı. Dünyada küresel çapta yaşanmayan olay kalmamıştı. Toplu musibetlerle insanlık olarak baş başaydık. Hoş buna musibet denir miydi onu da bilmiyoruz.

İnsanların yaraları, yara derinliğine göre değişen sürelerde iyileşir olmuştu. Bu yaraların basit yaralar olması şart değildi. İnsanlarda rejenerasyon da başlamıştı. O günün üstünden 3 ay geçmişti. Ölüm o zamandan beri sıfırdı. Ölümsüzlük başlamıştı dünyada. Şimdi de iyileşme haberleri duyuyorduk. Dünya nüfusu çok hızlı artıyordu. Her yer tam anlamıyla doluydu. Ölümsüzlük denen şey, artık herkesin başındaydı. Dünya bu kadar insanı taşıyamıyordu artık. Rejenerasyondan önceki dönemde yaşı ilerlemiş olanlar çok çirkin yüzlere sahiptiler. Yeni doğan kronik hastalık sahibi çocuklar her gün ölemedikleri için taptaze acılarla yaşıyorlardı. Şimdi ise hastalıkların sonsuzluğu da bitiyordu. Artık sadece genç ve sağlıklı insanlar deposuydu dünya. Tüketim oranı çok uzun süre önce tamamen dolmuştu. Buna karşılık üretim periyodik olarak azalıyordu. Dünya kirleniyor, tahammül azalıyordu. İnsanlar ölüm yolu arar olmuştu. Yaşam amaçları umurlarında değildi insanların. Silahlar artık işlevsizdi. Halatlar intihar eder olmuştu. Kan sadece basit bir sıvıydı artık. Zamanın da bir önemi yoktu şimdi. Herkesin sınırsız zamanı vardı. Yeni nesil nasıl büyüyecekti artık? Okulsuz, eğitimsiz, işsiz… Herkesin arzu ettiği ölümsüzlük böyle olmamalıydı. Bu kadar vahşice olmamalıydı bu günler.

@HLTYNR içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
@HLTYNR içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.