fbpx

– Ben bugün bir şey gördüm. Şok oldum, aslında anlayabilirmişiz ama akla gelmez işte. Ne yapacağım bilmiyorum. Anlatayım da bana akıl ver. Hoş çok büyük bir olay yok da insan şaşırıyor hâliyle.

“Bugün Erdem ve ‘Gri’ sahne ismini kullanan Sinan, bir televizyon programına konuk olmuştu biliyorsun. Uzun zamandır bir araya gelemeyen iki sanatçı artık denk geldi, demiştik. Gelemediler ayrıca, yazmıştım mesajımda. Erdem’in hastalandığını söylediler. Üzüntülerini ve acil şifalarını dileyip başladılar programa. Diğer konuklar da var tabii. O sırada Sinan’la da konuşuyorlar. Kendisinin konuk olduğu ilk program olduğunu söyledi. Herkesin aklında da aynı soru var zaten. Öncelikle neden bir araya gelemiyorlar, ikinci olarak da maskesini neden takıyor ve ne zaman çıkaracak? Vakit ilerledi sorular geliyor, hoş sohbetler ediliyor. Bir ara lavaboya gitmek için kalktım. stüdyoda olmadığım sırada program bitmiş, herkes dağılmaya başlamış. Ben de işimi bitirip çıkarken Gri’nin maskesini yüzünden çıkaran ve Engin’e çok benzeyen birisini kulise girerken gördüm. Fotoğrafını da çektim zaten. Sonra hızlı adımlarla stüdyodan çıktım. Heyecanlı bir şekilde yolda seninle mesajlaşarak buraya geldim. Şimdi ne yapmam lazım bilmiyorum. Ya Gri gerçekten Engin’se ve bu zamana kadar iki karakter olarak rol yaptıysa? Çok ilginç ve güzel değil mi sence de?

– İlginç gerçekten. Bence sosyal medya hesabından yaz, fotoğrafı gönder. Görür belki, hem ne kaybederiz ki. Olmazsa sosyal medyada böyle bir söylenti yayarız. Saat bir hayli geç oldu. Benim hemen çıkmam lazım, tekrardan görüşürüz. Dediğimi yap derim ben.

– Olabilir. Dediğin gibi ne kaybederiz ki?

Fotoğrafı gönderip olanları teker teker yazdım ve beklemeye başladım. Beklemek ikinci işimdi gün içinde. Öyle değil midir zaten? Gün içinde yaptığımız işlerin ikincisi bir şeyleri beklemektir. Bekleme işini yaparken zaman geçirmek için yaparız sanki diğer işleri.

Aradan geçen yaklaşık bir hafta sonra tüm umutlarım tükenmek üzereydi. Nergis de gelsin konuşalım diye beklerken bir bildirim sesiyle irkildim. Attığım mesaja dönüt almıştım.

– Gel, gel hemen gir. Çok heyecanlıyım. Hemen otur da mesajları oku.

“Evet, yazdıklarınız tamamen doğru. Ben de sizi fark ettim orada. Şunu da belirteyim bundan rahatsızlık duymuyorum. Bugünü uzun süredir bekliyordum. Ben aslında Engin isimli kişiyim ve lakabı Gri olan Sinan diye birisi yok. Şimdi bu sohbet ekranını paylaşıp yakın zamanda bir söyleşi yapmayı da düşünüyorum. Teşekkür eder, iyi günler dilerim.”

Sonrasında Engin’in paylaştığı sohbet ekranını gösterdim. Tüm hayranlar şaşkınlık içerisindeydi. Gündem basamaklarını hızlıca çıkıyordu bu konu. O kadar ki hesabın çalınmış olduğu, böyle bir şeyin olamayacağı bile söyleniyordu. Tüm bunların yanında Sinan’ın hesabında da uzun süredir herhangi bir etkileşim yoktu. Sinan kanalla anlaşmıştı, tekrar aynı programa çıkacaktı. Herkes sabırsızlıkla beklemeye başlamıştı.

Gri, maskesiyle beraber stüdyoya girdi. Herkes suspus olmuştu. Seyirciyi selamladıktan sonra kendisine ayrılan yere oturdu. Sunucunun heyecanı ve endişesi yüzünden okunabiliyordu. Ne yapması gerektiğini o da bilmiyordu. Gri izin alarak söze girdi.

“Öncelikle herkese iyi akşamlar diliyorum. Bana söz hakkı verdiğiniz için teşekkürü borç bilirim. Farkındayım herkesin kafasında birkaçı ortak olan çok sayıda soru işareti var. Birazdan maskemi çıkaracağım ve her şeyi anlatacağım.”

Gri ve sıkıca bağlanmış maskesini çıkarırken hayranları olarak inanılmaz duygular içerisindeydik. Maskeyi çıkarırken toplu olarak aynı anda nefes alıp veriyorduk âdeta. Maskeyi çıkardı ve şok olmuştuk, o gün tamamıyla doğru gördüğümü fark ettim. Karşımızda Engin vardı.

“Öncelikle ben Engin Sersu. Sinan isimli Gri lakabını kullanan kişi de aslında bendim. Zamanında internet üzerinde Sinan isimli sahte bir kişi oluşturdum. Güvenli olmadığını düşündüğüm sitelerde o karakterin elektronik posta adresini, doğum gününü, hobilerini kullanıyordum. Zamanla iş büyüdü ve sahte kişinin bir de ailesi oldu. Ardından hayatına ait çeşitli anıları. Tamamen hayal ürünü ama asla çelişmeyen olaylardı bunlar. Bunlar olurken zaman içinde Engin -yani ben- müzik piyasasına girdim. Pozitif ve enerjik parçalar yapmaya başladım. Çok iyi dönüşler aldım. Bunların yanında yaşantım herkeste olduğu gibi inişlerle ve çıkışlarla dolmaya başladı. Sıkıldığım, bunaldığım, zora düştüğüm zamanlar oldu. Bu tür zamanlarda da içimden gelenleri yazmaya başladım ve zamanla bunların da şarkıya dönüşme potansiyeline sahip sözler olduğunu fark ettim. Bu eserleri Engin Sersu olarak yayınlayamazdım çünkü Engin bu tarz parçalar üreten bir kişi değildi. Ne kadar saçmaydı aslında, bir insan her daim mutlu olamaz ya. Toplum böyle zannediyor. Mutlu birisi her zaman mutlu, o üzülemez; mutsuz, depresif birisi her zaman üzgün ve agresiftir, onun gülmeye ve de güldürmeye hakkı yoktur. Ben de zamanında oluşturduğum ve sosyal dünyada gerçekten de var olan Sinan karakterini piyasaya sürdüm. Engin olarak Sinan’ı beğendiğimi söyledim ve bu sayede onun popülerliğini arttırdım. Düetleri var ama hiç bir araya gelemiyorlar. Hep bir aksaklık oluyordu planlarında. Bu gece ise iki karakteri bir araya getirdim. Sonunda ben de rahatım artık. Toplum bilsin bunları. İnsanlar anlasın artık. İnsan duygusal bir varlıktır biliyorsunuz, stabil bir hâlde değildir ki yaşantısı. Değişkendir insanın düşünceleri ve duyguları. Düşünceler aynı kalsaydı nasıl olurdu dünyamız? Düşüncelerin farklılığıdır beyinlerimizi geliştiren. Buradan Sinan’ı öldürmüş birisi olarak çıkacağım birazdan. Açığa kavuşmamış herhangi bir şey kalmadığını düşünüyorum. Tekrardan iyi akşamlar dilerim.”

Az önce yaşananları hazmetmemiz uzun sürebilirdi. Çok ilginç bir hikâye dinlemiştik. Suratlarda kararsızlık ve şaşkınlık asılıydı. Program bitmiş, herkes evine dönüyordu. Bu zamana kadar böylesine büyük bir kesime bu denli ders veren ikinci bir kişi yoktu.

@HLTYNR içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
@HLTYNR içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.