fbpx

Nasıl anlatayım, nasıl ağlayayım ki? Bilmiyorum. Nasıl unutayım, nasıl eski ben olayım ki? İnanamıyorum.

Şimdi yaşananları bir kağıda yazsam, her şey apaçık dökülse meydana kimin içi rahatlayacak? Bunca acı içimde düğüm düğüm olmuşken hangi sözcükler beni yeniden yaşamaya ikna edecek? Her cümlemin sonu bir soru işareti ile biterken bu kadar cevabı bana kim verecek? Aslında ben kiminle konuşuyorum? Bilmiyorum. Kendime mi anlatıyorum bunca şeyi? Belki evet. Belki de kafamdaki bunca dağınıklığı toplamaya çalışıyorum bir kağıt parçasında. Peki bunca bilinmezliği sıraya dizmek sonuca gitmeye yetecek mi?

Ne kadar karışık cümleler değil mi? Oysa ben toplamak için gelmiştim. Oysa ben toparlanmak için yazmak istemiştim. Oysa yazmayı çıkarlarım için değil de güzel işler başarmak için düşlemiştim. Ama yazıların neden bu denli acılar barındırdığını şu an daha iyi anlıyorum. Mutlu sonla bitenlerin bile aslında mutlu sona gelene kadar çekilen çileleri anlatmak için yazıldığını anlıyorum artık. Şimdi her şeyi yazmaya çalışsam yeniden bunca yükü kaldırabilir miyim? Söylesene ben buna hazır mıyım? Yine de yapacağım. Yapmalıyım.

Hayatımda bir ilkem şuydu, ”Ya hep ya hiç.”. Ve ben sonu pişmanlık bile olsa denemek istediğim şeylerin peşinden gittim. Bazen de korkup gidemedim. Olsun, yine de gerçekten istediklerimin bir şekilde peşinden gitmeyi başardım. Birde korkularım var tabi. Mesela yazmaktan korktum. Neden mi? Çünkü yazarken ne kadar tükendiğimi, kendimi yazılarıma ne denli kaptırdığımı fark ettim. Ve yazılarımın içinde suskunlaştım. Kelimeler ya eline ya da diline dolanırmış insanın. Elim dilime mani oldu. Karşı çıkamadım. Tuhaf olan ise kiminin hayatında renkli bir yer edinmeyi başarmışken kimine siyah beyaz bir film kadar mesafeli ve gizemli durdum. Peki buna ben mi sebep oldum? Bilmiyorum. Zaman geçtikçe ve insanlar tarafından ağır üzüntülere gark olunca sanırım ben de insanlar konusunda seçici oldum.

Belki de hiçbiri. Tüm bunlar benim ruhumun gelgit akıntıları. Aslında ben ne insanların önyargısıyım ne de tüm benliğimin tek kelimeye sığdırılmasını kabul edebilirim. Yine de başa dönecek olursak konunun seçimlerimden kaynaklı olduğunu söylememiz gerek. Aradan zaman geçtikçe anladım ki ben bu süre zarfında kendimin kim olduğunu unutur oldum. Belki kimliğimin bir bölümü gönül yangınımda yandı ve ben o kısımları hatırlayamayacak kadar büyük bir tiyatroya kaptırdım kendimi. Sonra ne kendim olabildim ne de olmamı istedikleri kişi. Uzun zamandır kendimin arayışındaydım. İyi şeyler buldum içimde ve onlara sığındım. Sonra birden böyle biri olmadığımı hatırlayacağım olaylar oldu. Ben de bu durumların içinde yeniden kayboldum. Şimdi ben kimim? Bilmiyorum. Yazarak hafızamda açtığım yaralara merhem olmaya çalışıyorum. Beyhude bir çaba mı dersin? Olsun. En azından zaman karmaşık kelimelerimi dizginlemeye yarıyor. Daha yazacak çok şey var. Ama yazmaya devam etmek sonu gelmeyen bir metinin yarım kalmışlığını kabullenmekten öteye gitmez. O yüzden burada susmak başka yerde konuşmaya daha doğrusu yazmaya devam etmek gerek. İnsan ölmeden öyküsü bitmez neticede.

Rumeysa Güler içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Rumeysa Güler içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]