Tarih boyunca insan beyninin işleyiş mekanizmasına dair birçok bilgi; çeşitli beyin bölgelerine zarar veren ve kurbanların kazadan sonra bir süre hayatta kalarak kazanın değerlendirilmesine, sonuçlarının gözlenmesine imkan veren çeşitli kazalar ve yaralanmalar sonucunda elde edilmiştir.

Bu kazaların aralarında belki de en ünlüsü ve dehşete düşüreni 1800’lerin sonunda ABD’de yaşayan Phineas Gage’in yaşadığı feci kazadır. O dönemlerde Phineas Gage bir demiryolu işçisi olarak çalışıyor. Arkadaşları tarafından çok sevilen, saygı duyulan, işinde usta, ahlaklı ve saygın birisidir. Evine ve ailesine bağlı, iyi bir baba, sorumluluk sahibi bir bireydir.

Gage, demiryolu inşaatlarında ustabaşı olarak görev yapıyordu ve özellikle patlayıcı maddeyi sıkıştırıp sonra da patlatarak yolları açmak Gage’in temel işlerinden birisiydi. Sinirbilim tarihinin en önemli kazası, sıradan bir iş gününde gerçekleşiyor. Arkadaşlarının şakalaşması nedeniyle dikkati dağılan Gage’in sıkıştırdığı patlayıcı erken patlıyor ve elinde tuttuğu 1,5 metre uzunluğunda ve 30 cm kalınlığındaki demir kazık o anda önce sol elmacık kemiğinin altından kafatasına giriyor, sol gözünün sinirlerini koparıyor, ardından beyninin ön kısmını parçalayıp beyin parçaları ile birlikte kafatasının tepe kısmından çıkıyor. Gage kanlar içinde yere yığılıyor.

Kazadan dakikalar sonra ayağa kalkan ve etrafına ne oldu dercesine bakan Gage, arkadaşlarında büyük şaşkınlığa sebep oluyor. Kafatasının üzerindeki koca deliğe ve sağa sola saçılan beyin parçalarına rağmen, görmeyen sol gözü dışında Gage’de pek bir sorun gözükmüyordu. Bir ara öğürüp kustuğunda beyninin bir kısmı daha kafatasındaki delikten dışarı boşalmıştı. Fakat Gage’de halen belirgin bir hareket bozukluğu görülmüyordu.

Şaşırtıcı bir şekilde Gage birkaç dakika içinde konuşmaya başladı, çok az yardımla veya yardım almadan yürüyebiliyordu ve 1.25 kilometre uzaklıktaki dairesine gidene kadar bir römorkta dik bir biçimde oturabildi. Yanına gelen ilk doktor, Edward H. Williams oldu. Doktora ulaşma aşamasında bazı kaynaklar, kimsenin yardımı olmadan bir at arabasına binip 1.2 km uzaklıktaki doktora gittiğini hem de at arabasında dik oturur vaziyette bunu yaptığını ve kasabaya ulaştığında Dr. Edward Williams’ı kendisinin bulduğunu yazıyor.

Dr. Williams o anı notlarında şöyle anlatıyor:

“Beynin kasılmaları o kadar belirgindi ki daha aracımdan inmeden, kafasındaki yarayı fark ettim. Ben yarasını incelerken Bay Gage nasıl yaralandığını çevresindeki bekleyenlere anlatıyordu. O sırada Bay Gage’in söylediklerine inanmadım, ona öyle gelmiş olabileceğini düşündüm. Bay Gage ise borunun kafasının içinden geçtiği konusunda ısrar ediyordu. Bay Gage ayağa kalktı ve kustu. Kusarken harcadığı güç, yarım fincan miktarında beyni kafatasından dışarı itti. Bu parça yere düştü. “

Tedavi sürecine daha sonra Dr. John Martyn de dahil oluyor. Bir saat sonra vakayla ilgilenmeye başlıyor ve şu yorumda bulunuyor:

“Burada bunu belirteceğim için kusura bakmayın ama o anda karşılaştığım görüntü, askerî ameliyatlara alışkın olmayan biri için alabildiğine korkunçtu; ne var ki hasta acısını kahramanvari bir güçle içine gömdü. Beni görür görmez tanıdı ve canının çok yanmayacağını umduğunu söyledi. Bilinci tamamen yerinde ama kanama yüzünden bitkin düşüyor gibiydi. Bedeni de yattığı yatakta, tam anlamıyla bir kan gölünün ortasında kalmıştı.”

Tedavinin ilk aşamasının ardından vaka ile ilgili hekimlerin notlarında şu sözler yer alıyor:

“Harlow’un yetenekli ellerine rağmen, Gage’in sağlığına kavuşması uzun ve zor bir süreç gerektiriyordu. Beynindeki basınç, Gage’i 23 Eylül’den 3 Ekim’e kadar yarı bilinçli olduğu bir duruma soktu. Kendisine bir şey söylenmezse seyrek olarak konuşuyor, yanıt verdiğinde de ya bir sözcük ya bir hece söyleyebiliyordu. Arkadaşları ve refakatçileri birkaç saat içinde gelecek bir ölüm bekliyordu; tabutunu, cenaze giysilerini bile hazırlamışlardı.”

Lakin bekledikleri olmadı. Gage iyileşmeye başladı ancak sergilediği garip davranışlar, onun artık eskisi gibi bir adam olamayacağının ilk işaretlerini veriyordu. Sağlığına kavuştuğunda insanlar tarafından takdir toplayan bütün üstün meziyetleri adeta uçup gitmişti. Gage birkaç hafta içinde, terbiye kurallarına riayet etmeyen, gelecek endişesi kırıntısı taşımayan, ahlak yoksunu, utanma duygusunu yitirmiş bir adama dönüşmüştü. Akabinde doğal olarak işsiz ve parasız kalınca, sirklerde boy göstererek kazığıyla birlikte yarasını sergilemekte bir sorun görmedi. Kısacası Phineas Gage, kendisini olduğu kişi yapan neredeyse bütün insani özellikleri bir kaza ile kaybetmişti. Phineas Gage, ön beyin hasarları konusundaki tarihteki tek örnek değildir; ondan sonra sayısız benzer vaka rapor edilmiştir. Fakat onların en ünlülerinden biri olan Gage vakası, bizi diğerleriyle aynı sonuca götürüyor:

Beyin ön bölgesi, bizi insan yapan ve diğer canlılardan farklı kılan irade, kontrol, ahlaki değerler, dürtü kontrolü gibi özelliklerimizin yönetim yeridir. Bu bölgenin hasar alması veya doğuştan zayıf olması durumunda, insani kurallara uygum gösterme anlamında ciddi sorunlar ortaya çıkar.

Kazadan 13 yıl sonra Phineas Gage çok genç bir yaşta, 38 yaşında hayatını kaybetti. Gage’in kafatası ve demir çubuk Harvard Üniversitesi Tıp Müzesi’nde sergilenmektedir.

SSDFN ae8b9c50

Mahinur Rabia KARAKILIÇ içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Mahinur Rabia KARAKILIÇ içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

-Şahsiyet dizisine dair spoiler mevcuttur. Tetikleyici unsurlar içermektedir.- 2018 yılına damgasını vuran ”Şahsiyet” dizisini birçoğumuz izledik. Başlarda ne olduğunu anlayamadık hiçbirimiz, sadece birkaç tahminimiz oldu. 11 bölüm boyunca hiçbir şeyden emin olamadık ancak 12. bölümünde izlediklerimiz her birimizi paramparça etti. Dizinin finalinde, 11 bölüm boyunca Agâh Beyoğlu’nun ne için onca cinayeti işlediğini tüm çıplaklığıyla izledik. […]
Dostoyevski’nin Prusya Savaşları’nda yaşadıklarını eserlerine nasıl aktardığı, Danzig cephesinde şahit olduğu dramı, Kresy cephesinde tanıştığı ilk aşkını romanlarında hangi karakterlerle betimlediği üzerine olan makalemi yetiştirmeye çalışırken arkadaşımdan gelen bir telefon akademik gündemimin alt üst olmasına yol açtı. Eski uygarlıkların dilleri üzerine uzman olan arkadaşım son iki senesini Latince üzerine bir lügat hazırlamakla geçirmekte fakat lügat […]
Elif İnci TUTKUN ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Latif BEYRELİ Kimdir? Latif Beyreli, Yükseköğrenimini, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü mezunu olarak 1986 yılında tamamladı. Yüksek lisans eğitimini 1988 yılında, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili Ana Bilim Dalında “Lehcetü’l-Lügat” adlı teziyle; doktora eğitimini 1994 yılında, MÜ Türkiyat Araştırmaları […]
Öykü ve romanlarıyla çağdaş yazarlar arasında ön plana çıkan Ayfer Tunç’un “Aziz Bey Hadisesi” isimli öykü kitabını Yapı Kredi Yayınları’ndan sonra 2006 yılında Can Yayınları basmıştır. Can Yayınları bu basımında Ayfer Tunç’un sadece Aziz Bey Hadisesi hikâyesine değil, beş hikâyesine daha yer vermiştir. Bu hikâyeler şunlardır: Kadın Hikâyeleri Yüzünden, Soğuk Geçen Bir Kış, Kar Yolcusu, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.