fbpx

Hayatta her zaman bir şeylerden korkmuşumdur. Bazen böcekten, bazen yüksekten, bazen bir kamyondan, bazen bir düşten, bir düşünceden, bazen ölümden, bazen de düşmekten. Ama bu sene daha başka bir korku eklendi yüreğime. Sevmek. Âşık olmak mı denir ya da? Tüm korkularımı geçirip tek bir korku olarak kaldı bedenimde. Bütün hücrelerimi sardı, sadece korkum vardı. Kalbimi hızlandırdı, aklımı karıştırdı. Sevmekten ve sevilmekten bu kadar korkar mıydım ki ben, şaşırdım. Hiçbir duygusunu gizlemeyen ben, saklandım. Köşe bucak hem de. Sevilmeyeyim diye. Belki de ilk defa hissettiğimden. Yabancı bir duygunun yabancı bir bedende ne işi vardı böyle? Kelebek etkisi bu muydu? Kalbim böyle atar mıydı? Düşünmemek için sürekli dans eder miydim? Belki de kendimi durduramadığımdan bu dans edişlerim.

“Sevgi neydi?” sorusu geliyor aklıma bu zamanlarda. Sahi sevgi neydi? Sevgi emekti. Emek ne isterdi? Merhamet isterdi. Merhamet için ne gerekirdi? Yürek gerekirdi. Cesaret gerekirdi. Böyle bir zamanda, özellikle de böyle bir devirde bu imkânsız gibi. Gerçi hangi dönemde imkânsızlık yoktu ki? Hangi dönem mükemmeldi? Her dönemin farklı mevzusu, sorunu vardı fakat yaşadığım için galiba bu yılda farklı mevzular var. Hissettiğim ve sorun ettiğim sorunlar. Bundan önceki senelerde ne yapıyordum hatırlamıyorum. Galiba sürekli okuyordum. Şimdi ise sürekli koşuşturuyorum. Bir yerden bir yere, bir insandan bir insana, bir düşünceden bir düşünceye. Ne için koşuşturduğumu bilsem de doğru yolda mı koşuyorum emin olamıyorum. Biraz yavaşlasam hallolacakmış gibi ama biraz yavaşlasam kaybolacakmışım gibi. Yelkovan akrebi takip ederken takip edemiyorum hislerimi. Kontrollü bir şekilde geçen zamanı kontrolsüz bir şekilde yaşıyorum. Kocaman bir yüreğimin olduğunu düşünüyorum. Merhamet ediyorum, emek ediyorum ama karşılığında sevgiyi bulamıyorum. “Onca sevgiye rağmen kalbi filizlenmemişse, toprağı sen değilsindir.” demiş Cahit Zarifoğlu. Belki ben yanlış toprağım, belki de yanlış toprağı suluyorum. Sebebi hangisi olursa olsun yanlış toprağa ekilen çiçek elbet bir gün solar. Gözlerimin önünde soluşunu izliyorum. Soldukça araya giren mesafeye hayretle bakıyorum. Belki de solmuyor, uzaklaştıkça öyle zannediyorum.

Bir kâğıt kalem alıp yazıyorum. Bazen bir resmini çiziyorum. Saatlerce onun için uğraşıyorum. Onunla ilgili herhangi bir şey yapınca yaşıyor hissediyorum. Düşünüyorum. Düşünmekten ölüyor beyin hücrelerim. Kalan üç beş nöronumla yaşamaya çalışıyorum. Yanlış bir şeyler yapmaktan korkuyorum. Umut vermekten, ümit etmekten korkuyorum. Kırmaktan ve kırılmaktan korkuyorum. Uzaklaşıyorum herkesten ve her şeyden. Hayatımın kenarından çevremi izliyorum. Bazen pişmanlık bahçelerinde bir gezgin oluyor, bazen de düşler diyarında bir peri oluyorum. Bazen hiç beklemediğim şeyler en büyük dayanağım oluyor. Bu kadar güçsüz olduğuma şaşırıyorum. Bir düşün, bir düşüncenin duygusu güçsüz yapar mıymış insanı?

Bu zamana kadar sevmeyi bana kimse öğretmemiş ama sevmenin kıymetini çok iyi öğrendim. Sevmek cesaret istermiş. Her şarta, her koşula göğüs germek. Bir de sevmek için inanmak gerekirmiş. İnanmak için güvenmek, güvenmek için de tanımak. Söyle bana seni tanımadan nasıl güvenebilirim sana? Ama bir de şöyle bir şey var: Bazen sadece seversin. O yeterli gelir. Koşulsuz, şartsız, tasasız sadece seversin. Ve bu aslında en güzel duygudur içindeki.

Sevmek cesaret istiyor da acaba hazır mıyız buna?

Gülten Rana içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
9 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Gülten Rana içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.