fbpx

Kendimi sorgulamaya başladığım an uzaklaşıyorum herkesten. Yetemiyorum, özgür olamıyorum kendi benliğime. Bir çıkmaz sokakta sıkışıp kalıyorum her seferinde. Görüp duyabildiğim tek şey kalp atışlarım, yalnızlığım. Sanki o an dünyanın en yalnız insanı benim. Kendi sesimi duymak bile rahatsız ediyor beni. Ruhumu da alıp kapatıyorum kafese, benliğimin yanına. Ruhum ve benliğim dertleşiyor o kafeste, ben kulaklarımı tıkıyorum, gerçekleri duymak istemiyor gibi. Aslında en çok ben öğrenmek istiyorum gerçekleri. Bedenimi kontrolüm güçleşiyor. Engel olamıyorum bedenime. Ne kadar çabalasam da ellerimi durduramıyorum, gidiyor kulaklarıma. Kulaklarım duymasa da kalbim hissediyor her şeyi. Gözlerimi kapatıyorum. Beynimde tiz bir ses, gitmiyor. Gözlerimi açıyorum. Burası da neresi? Neredeyim ben? Bir sahildeyim. Önümde uçsuz bucaksız bir deniz. Belki su yardım eder bana diyerek atlıyorum o uçsuz bucaksız denize. Aslında yüzmeyi bilmiyorum ben. Nereden geliyor bu cesaret? Çırpınmaya başlıyorum yüzebildiğimi bile bile. Güvenemiyorum kendime, yüzebildiğime. Suya güveniyorum, kaldırır beni diye. Geriye dönmek istiyorum. Kaybolmuş o koca sahil. Çırpınıyorum, benlik denizinde. Duyan gören yok. Bir tek su biliyor çırpınışlarımı, bir de ben. Sanki bir girdap çekiyor içine beni. Kalbimin karanlığına gömecek. Yine çırpınıyorum. Kurtaramıyorum kendimi. Yardım istiyorum, bağırıyorum. Bir tek su duyuyor beni, bir de ben. Sonra su diyor bana ”Seni ancak sen kurtarabilirsin.” Yapamıyorum, yine kurtaramıyorum kendimi. Sonra bir ses duyuyorum. Çok derinden gelen. Çırpınışlarım sönüyor. Ses daha çok yükseliyor. Gökyüzünden bir el uzanıyor bana. O an girdap daha çok içine çekiyor beni. Sonrası büyük sessizlik, bir tek ben bağırıyorum o ele. Su konuşmaya başlıyor “O kendi benliğini ve ruhunu bir kafese kapattı.”. Gökyüzünden uzanan el geri çekiliyor hızlıca. Masmavi olan gökyüzü simsiyah bulutlarla kaplanıyor. Büyük bir fırtına başlıyor, şiddetli bir yağmur karşılıyor denizi. Deniz yükseliyor, yutuyor bütün yağmur sularını. Ben daha çok çırpınıyorum. Bir kara beliriyor ileride. Tüm gücümle yüzmeye başlıyorum. Ben yaklaştıkça o uzaklaşıyor. Yaklaşıyorum, uzaklaşıyor… Birden o adayı, su yutuyor içine. Bütün umutlarım tükeniyor. Teslim olmak istemiyorum. Kendimi nasıl kurtaracağımı da bilmiyorum. Su diyor “Güven kendine!”. Daha öncesinde yapmadım ki bunu nasıl başaracağım? Onca yaşanmışlığa rağmen yine güvenemiyorum kendime. Su bile güveniyor bana, ben güvenemiyorum. Ağlamaya başlıyorum. Haykırıyorum. Kapatıyorum yine gözlerimi belki kurtulurum diye. Açıyorum yine denizin ortasındayım. Daha çok ağlıyorum. Yankılanıyor haykırışlarım kafamın içinde. Sakinleşiyorum. Güveneceğim kendime. Kurtaracağım kendimi. Yapabilirim. Büyük kulaçlar atmaya başlıyorum, kapatıyorum gözlerimi. O girdap çekemiyor içine beni, kurtuluyorum oradan. Fırtına kesiliyor yavaşça. Yağmur da kesiliyor. Tekrar başlıyorum büyük kulaçlar atmaya. Yine kapatıyorum gözlerimi. Ama bu seferki korkudan değil, sevinçten. Ne kadar yorulduğumun önemi yok. Artık güveniyorum kendime! Durduramayacak kimse beni. Açıyorum şimdi gözlerimi. Karşımda bir sahil! Büyük bir azimle kucaklayarak denizi, yaklaşıyorum. İşte sahildeyim. Gökyüzü yine masmavi. “Kurtulduk!” diyorum ruhuma ve benliğime. Onlar “Biz kurtulmadık ki daha, sadece sen özgürsün.” diyorlar. Ben yine başaramadım. Kapılıyorum ama bu sefer ümitsizlik denizine. Su yakalıyor ayak bileğimden beni, durduruyor “Gitme.”, “Kucakladın tüm denizi geldin sahile. Güvendin kendine. Yapabilirsin!”. Bir kafes çıkıyor denizin derinliğinden. İçinde ruhum ve benliğim. Korkarak açıyorum kafesin kapısını. Çıkıyorlar içinden yavaşça. “Özgürüz!” diyorlar büyük çığlıklarla. Beni benden daha iyi tanıyan arkadaşlarım onlar benim. Anlayamadım bu zamana kadar. Sarılıyoruz birbirimize. Ağlamaya başlıyorum yeniden, ama sevinçten. Gökyüzünden uzanan el tekrar uzanıyor bana. Avucuna alıyor beni, çıkarıyor bulutların üzerine. Görüyorum onları. Benliklerini ve ruhlarını kafeslere kapatanları. Ama onlar da benim gibi özgür bırakmışlar en yakın arkadaşlarını. Herkes mutlu. Aşağıya bakıyorum, denize. Deniz, selamlıyor beni. Teşekkür ediyorum denize. Asıl o kurtardı beni. Bana kendime güvenmeyi öğretti. Yalnız olmadığımı hissettirdi. Artık özgür her bir zerrem. Yüreğim daha sağlam haykırışlara. Güveniyorum kendime. Güvendikçe güçleniyorum.

Teşekkürler deniz, yine, yeniden. Artık yalnız değilim, sayende.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]
CEMAAT, İSTİKRAR, ÖZDEŞLİK Cesur Yeni Dünya, teknolojinin ve bilimsel teknik bilginin kontrolünde olan bir toplumda birey düşüncesinin ve özgürlüğün olmadığı ama bunun yerine sistemin istediği biçimde yaşayıp ve düşündüğünü sanan edilgen insanların olduğu bir dünyadır. Roman, Londra merkezli ve yöneticisinin Mustafa Mont olduğu Dünya Devleti’nde geçmektedir. Dünya Devleti de diğer birçok distopik romanda olduğu gibi […]
Bildiğimiz üzere II. Dünya Savaşı’nın sonunda Soğuk Savaş süreci başlıyor ve dünya, ABD ve Sovyet Rusya’dan oluşan iki kutuplu bir düzenin etrafında şekilleniyor. Bu kutuplar arasında her alanda olduğu gibi uzay ve havacılık alanlarında da rekabet yaşanıyor ve pek çok ülke bu alanlara yönelik ajanslar kurarak gerekli çalışmalara başlıyor. Günümüzde de devam eden bu çalışmalar, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.