fbpx

Korkuyorum yalnızlığımdan, duygularımdan. Hiç bitmeyecek bu korku biliyorum. Ağlamaya korkuyorum, gülmeye, sevinmeye… Kimden korkuyorum? Bu sorunun cevabını yıllardır soruyorum kendime. Cevabını henüz bulamadım. Cevabını bulmayı amaçlamadığım içindir belki de.

Ana odaklanmak gerektiğine inanırım her zaman. Ancak hiçbir zaman uygulayamadım hayatımda. Ya geçmişe takıldım ya geleceğe. Anda kalamadım bir türlü. Aslında çabalamadım da. Öyle çabasız gitsin istedim, uğraş vermeden. “Ama emek olmadan yemek olmaz.” demeyi unuttum zamanla.

Kendi hayatıma odaklanamadım. Hep başkaları mutlu olsun diye yaşadım bu zamana kadar. Sağlıksız bir durum benimki. Hep içime attım aklımdan geçenleri, dışıma vuramadım hiçbir zaman. Hep susmayı seçtim yalnızca. Sesim yoktu benim. Benim sesim başkalarıydı. Ve ben de boyun eğdim bu adaletsizliğe. Adaletin kılıcı herkese keskin değil mi? Ama kendime veremedim o adalet kılıcını.

İçim buruk. Neden? Bilmiyorum. Kendimi buluyorumdur belki veya kendime yaşattıklarım yani gerçekler kanatıyordur kalbimi. Kalbime ben sapladım o hançeri, başkaları da çevirdi o hançeri. Ben mi? Sadece sustum. İçime içime ağladım. Belli edemedim kendimi. Buradayım diyemedim birine, daha doğrusu kendime. Kendime bile sustum ben. Ağlamak istedim, ağlayamadım. Ağlamaya bile korktum.

Başkaları benim için bir şeyler yapmazken ben onlar için çabaladım. Hayat bana onlardan yana çok kez tokat attı. Ama ben vazgeçemedim onlardan. Onların da gönlü olsun istedim. “Can çıkar huy çıkmaz.” demiş atalarımız, ne kadar da doğru değil mi? Huyum bu benim. İnsanlara boyun eğmek. Her gün yeni sayfa açıyorum kendime, hepsinin üstüne de mürekkep döküp kirletiyorum. Nasıl akıllanırım ben? Bu çıkmazdan çıkarsın beni biri. Kalbim kanıyor, yardım edin a dostlar! O çıkmazda kanımla boğulacağım.

Etrafım bu kadar kalabalıkken neden bu yalnızlığım? Kendi yolumu kendim çizemediğim içindir belki de. Ve şimdi kendi yolumu çiziyorum. Geç de olsa oldu sonunda. Yine yalnızım bu yolda ama mutluyum en azından.

Yalnızım bu yolda. Bir benliğim var yanımda. Benim hayatım diyemiyordum. Hayatımdaki bütün sınırları başkaları belirledi zaten. Bense yine susmayı seçtim. O kolay geldi belki, belki de susturuldum. Ama en sonunda kendimi buldum. Bu sondu. Artık susmayacaktım. Bundan sonra kendimi merkeze koyacaktım. Hayatıma yön verecek tek kişi bendim. Bundan sonra susmak yok, bundan sonra bağırmak vardı. Bu zamana kadar susturulan sesim hiç susmayacaktı. Yanlış mı yaptım? Benim yanlışım. Doğru mu yaptım? Benim doğrum. Bu artık benim hayatım. İkinci kişilerin müdahil olmadığı bir hayat. Kendi sınırlarımı belirlediğim bir hayat. Artık ben varım hayatımda. Hayatımın merkezinde ben varım. Artık her gece “ Sen değerlisin.” diyecektim. Ve evet artık ben benim için değerliyim.

Bir insan kendini değerli görmüyorsa isterse onu bütün dünya değerli kılsın yine değersizdir kendi için. Bizler kendimiz için değerli olalım o yeter. Bütün insanların kendine uyumadan önce verebileceği en güzel öğüt “SEN DEĞERLİSİN.” diyebilmek.

Ve ben de buradan sesleniyorum bu yazıyı okuyan herkese: Sen kendin için çok değerlisin 😉

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.