21. yüzyıl dünyasında hepimizin bildiği bir terim vardır ki o da serbest piyasadır. Bunun sebebi günümüzde dünyanın Amerika Birleşik Devletleri’nin liderliğini yaptığı kapitalist düzenle yönetilmesidir. Eğer 1991 yılında Sovyetler Birliği yıkılmasaydı ve Soğuk Savaş’ın galibi olsaydı muhtemelen şu anda serbest piyasayı değil, kapalı piyasayı konuşuyor olacaktık, yine de kapalı piyasa hakkında ve Sovyetler’de nasıl bir sistem uygulandığı konusunda başka bir yazıda bahsedebiliriz.

Serbest Piyasa Nedir?

Serbest piyasa tanımsal olarak baktığınız zaman insanların özgürce istedikleri ürünleri, istedikleri kişilere, istedikleri fiyatlardan, hiçbir zorlama ve kısıtlama altında kalmadan sattıkları veya takasladıkları bir piyasa türüdür diyebiliriz. Serbest piyasa özellikle liberalizm yani özgürlükçü düşünce fikirleriyle beraber kurulmuştur. Liberalizm dediğimiz zaman da aklımıza gelecek olan ilk isim John Locke oluyor. John Locke’un “Her birey kendi kişiliğinin ve mülkiyetinin mutlak efendisidir.” sözü serbest piyasanın önemli etkenlerinden birisini vurguluyor. Bir şeyleri özgürce satmak veya takaslamamız için öncelikle o şeyin bize ait olması gerekir. Bu sebepten serbest piyasa, özel mülkiyete ihtiyaç duyar çünkü bize ait olmayan bir şeyi efendisinden izin almadan özgürce alıp satmamız söz konusu değildir.

Serbest piyasa için bilinen en meşhur anlayış Laissez Faire’dir. Bu anlayış ekonominin babası olarak nitelendirdiğimiz Adam Smith tarafından oluşturulmuştur. Anlayışın temelinde Adam Smith’e ait olan “Laissez-faire, laissez-passer.” yani “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” sözü yatar. Bu anlayış aslında serbest piyasanın da temelini oluşturan anlayıştır, buna göre piyasa herhangi bir otoriteyi kendi üstünde görmez, herhangi bir zorlama ve baskı altında kalmaz, herhangi bir kuralla kısıtlanmaz ve herkes özgürce ticaretini yapar. Bu anlayış ayrıca serbest piyasaya anarşizmi yani anarko-kapitalizm dediğimiz görüşün de temellerini oluşturur. Bu iki görüş daha da ileriye gider ve devletin piyasaya üzerinde hiçbir etkisi olmaması gerektiğini hatta devletin kendisine bile gerek olmadığını, piyasanın mevcut düzeni kendi kendine sağlayacağını düşünür.

Bazı görüşlere göreyse piyasa kendi kendisini yönetemez dolayısıyla piyasayı az da olsa düzenleyecek bir otoriteye yani devlete ihtiyaç vardır. Günümüzde uygulanan serbest ekonomi modeli de budur. ABD ve Avrupa’da devletler elinden geldiği kadar piyasaya müdahale etmemeye çalışırlar ancak bir sorun hissettiklerinde piyasayı yönlendirmekten de çekinmezler. Çin gibi ülkeler karma ekonomi modelini uygulamaktadırlar yani devlet ve piyasa iç içedir ve devlet piyasaya müdahale etmekten çekinmez. Karma ekonomi modelinin kurucularından birisi olarak da Mustafa Kemal Atatürk kabul edilir. Türkiye de 1929 ekonomik krizinden sonra devletçi bir politikaya geçmiş yani piyasayı ve devleti iç içe olacak hale getirmiştir, böylelikle karma bir ekonomik model ortaya koymuştur.

Serbest piyasa için en önemli faktörlerden birisi arz ve taleptir. Piyasa her ne kadar hiçbir otorite tarafından kısıtlanmasa bile kendi kendine bir şeylerin değerini belirlemesi gerekir, bu da arz ve talep sayesinde gerçekleşir. Bir şeye talep ne kadar fazla olursa, o şeyin fiyatı da o kadar yükselecektir.  Bir şeyin arzı, talep olmadığı halde arttırılırsa o şeyin fiyatı düşecektir.

Burada küçük bir parantez açarak bir bilgi daha vermek istiyorum, hepimizin bildiği gibi ülkeler kafalarına göre para basamamaktadır. Bunun sebebi de tam olarak arz-talep dengesidir. Bir para birimine talep olmadığı halde onu basarsanız yani arzını arttırırsanız, o para birimi değer kaybı yaşayacaktır yani bir anlamda fiyatı düşecektir. Piyasadaki hemen hemen her şey de arz-talep dengesine göre şekillenir. Aldığınız her ürün, yatırım yaptınız döviz kuru, yatırım yaptığınız altın, yatırım yaptığınız borsa… Hepsi arz ve talebe göre şekillenmektedir dolayısıyla serbest piyasanın en önemli faktörlerinden birisi arz ve taleptir.

Serbest piyasa her ne kadar arz ve talebe dayandığı için oldukça dengeli gözükse de zaman zaman oldukça dengesiz bir hale de girebilir. Sürü psikolojisi ve manipülatif hareketlerden dolayı zaman zaman fiyatlarda dengesizlik yaşanır ve fiyatlarda çok sert dalgalanmalar yaşanarak ya çok sert bir yükseliş olur ya da çok ciddi bir düşük yaşanabilir. Örnek vermek gerekirse, Türkiye için baktığımızda son dönemde 2. el araba fiyatlarının ne şekilde arttığı ortadır. Borsadaysa sürü psikolojisi ve manipülasyon zaten sık sık görülen bir olaydır.

Serbest piyasa ne derece uygulanabilir?

Aslında yazının başından beri bundan defalarca bahsettik. Piyasanın gerçekten serbest olması için hiçbir etki altında kalmaması gerekiyor ancak bu pek de mümkün görünmüyor. Öncelikle her ülkede devlet az ya da çok bir şekilde piyasaya müdahil olur, olmak da zorundadır çünkü insanların mülkiyet haklarının güvence altına alınması gerekir. Eğer insanların mülkiyetini koruyacak, dolandırıcılığı vb. suçları engelleyecek bir otorite olmazsa piyasa belki serbest olabilir ancak kendini büyük bir kaosun da içinde bulacağına şüphe yoktur.

Bununla beraber tek otoriteyi devlet olarak görmemek gerekir. Piyasa kendi içinde de otoriteler yaratır. Bu otoriteler genellikle büyük şirketler olurlar ve bu şirketler piyasayı yönlendirmeye başlayabilirler, eğer bu yaşanırsa piyasa yine serbestliğini kaybeder. Burada iki kavram önümüze çıkıyor: oligopol ve monopol piyasa.

Monopoly oyununu bilmeyeniniz yoktur. Monopoly oyununda bildiğiniz üzere amaç bir emlak devi olmak ve rakibiniz olan diğer emlak şirketlerini iflas ettirmektir yani emlak piyasasındaki tek mutlak güç olmaktır. Monopol piyasa da tam olarak böyledir, piyasanın tek bir şirketin kontrolünde yönetilmesidir yani piyasanın tek bir elden yönetilmesi yani tekelleşmesidir. Mesela Türkiye’de bunun örneklerinden birisi Türk Hava Yolları’dır. Türkiye’nin Güneydoğu’sunda ve Doğu’sunda hava taşımacılığının %95’ini THY gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla THY bu bölgedeki bilet fiyatlarını istediği gibi yönlendirebilmektedir çünkü kendisinden daha düşük fiyat verecek bir rakibi yok, dolayısıyla rekabet yoktur.

Oligopol piyasa ise piyasanın büyük birkaç şirket tarafından yönetilmesidir. Mesela Türkiye’de cep telefonu operatörleri oligopol bir piyasa oluşturmaktadır. Bildiğiniz üzere bu piyasada 3 büyük şirket vardır, bunlar Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone’dur. Dolayısıyla bu piyasayla alakalı her şeyi bunlar kontrol ederler ve bu piyasa üzerinde bir otorite oluştururlar.

Serbest piyasa olması içinse tam rekabetçi piyasanın olması gerekir yani piyasanın belli bir grup şirket ya da tek bir şirket tarafından yönetilmesi yerine kendi içinde rekabet halinde olan pek çok şirket ve işletme tarafından oluşturulması gerekir. Eğer rekabet olursa, rekabet içindeki şirketler kendilerinin tercih edilmesi için hem kaliteyi sürekli olarak yükseltme yoluna gideceklerdir hem de zaman zaman diğer şirketlere göre fiyatlarını daha düşük tutmaya çalışacaklardır. Aslına bakarsanız oyun piyasası bunun çok güzel örneklerinden birisidir. Elbette yine büyük şirketler vardır ancak bağımsız yapımcılar da zaman zaman bu şirketlere kafa tutacak derecede oyunlar çıkarabilmekte ve pazarda yer sahibi olabilmektedirler.

Dolayısıyla en azından günümüz için tam anlamıyla serbest bir piyasanın uygulandığını söylemek oldukça zor. Devlet piyasaya karışmasa bile her piyasa zaman zaman monopolleşebilir ya da oligopolleşebilir. Dolayısıyla piyasada sürekli birilerinin kısıtlaması söz konusudur. Bu sebepten tam anlamıyla serbest bir piyasadan söz etmek oldukça zor bir durumdur.

Alperen Özdemir içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Alperen Özdemir içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

-Şahsiyet dizisine dair spoiler mevcuttur. Tetikleyici unsurlar içermektedir.- 2018 yılına damgasını vuran ”Şahsiyet” dizisini birçoğumuz izledik. Başlarda ne olduğunu anlayamadık hiçbirimiz, sadece birkaç tahminimiz oldu. 11 bölüm boyunca hiçbir şeyden emin olamadık ancak 12. bölümünde izlediklerimiz her birimizi paramparça etti. Dizinin finalinde, 11 bölüm boyunca Agâh Beyoğlu’nun ne için onca cinayeti işlediğini tüm çıplaklığıyla izledik. […]
Dostoyevski’nin Prusya Savaşları’nda yaşadıklarını eserlerine nasıl aktardığı, Danzig cephesinde şahit olduğu dramı, Kresy cephesinde tanıştığı ilk aşkını romanlarında hangi karakterlerle betimlediği üzerine olan makalemi yetiştirmeye çalışırken arkadaşımdan gelen bir telefon akademik gündemimin alt üst olmasına yol açtı. Eski uygarlıkların dilleri üzerine uzman olan arkadaşım son iki senesini Latince üzerine bir lügat hazırlamakla geçirmekte fakat lügat […]
Elif İnci TUTKUN ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Latif BEYRELİ Kimdir? Latif Beyreli, Yükseköğrenimini, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü mezunu olarak 1986 yılında tamamladı. Yüksek lisans eğitimini 1988 yılında, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili Ana Bilim Dalında “Lehcetü’l-Lügat” adlı teziyle; doktora eğitimini 1994 yılında, MÜ Türkiyat Araştırmaları […]
Öykü ve romanlarıyla çağdaş yazarlar arasında ön plana çıkan Ayfer Tunç’un “Aziz Bey Hadisesi” isimli öykü kitabını Yapı Kredi Yayınları’ndan sonra 2006 yılında Can Yayınları basmıştır. Can Yayınları bu basımında Ayfer Tunç’un sadece Aziz Bey Hadisesi hikâyesine değil, beş hikâyesine daha yer vermiştir. Bu hikâyeler şunlardır: Kadın Hikâyeleri Yüzünden, Soğuk Geçen Bir Kış, Kar Yolcusu, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.