fbpx

Savaşlar insan hayatını en derinden etkileyen büyük olaylardır. Tüm savaşlar her devletten ve milletten bir şeyler alıp yok etmiş ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuştur. “Unsere Mutter, Unsere Water” dizisinde üstüne basa basa söylenilen bir söz vardır ki düşünülmesi gereken nadide örneklerden birisidir: “Çoğu insan savaşın genellikle savaşarak geçtiğini sanır. Bu doğru değil. Savaş beklemektir. Sıradaki saldırıyı, sıradaki yemeği, sıradaki sabahı.” Evet hepimiz savaşı savaş olarak görüyoruz ama aslolan savaşta hayatta kalmak değil midir? Savaşın sebeplerini bile bilmeden savaşa sürüklenen milyonlarca insan belki de bir hiç uğruna yok olup gitmektedir.

Okuduğumuz kitaplarda, izlediğimiz filmlerde her zaman savaşın psikolojik hâli üzerinde durulur. Bir askerin içindeki büyük çıkmazı ve sonunun belli olmadığı uçurum anlatılır durur. Birkaç insanın ideolojilerinden dolayı başlayan dünya savaşlarının içindeki piyonların bu düşünceler uğruna yok olup gitmesi ve geride sadece eli boş, kalbi en derinlerine kadar yaralı ve parçalı hikâyeler kalır bizlere. Dünya tarihinde sayısız savaş ve sayısız insan kaybı bulunmakta. En basitinden kendi ülkemizde bastığımız her topraktan mücerret gibi fışkıran kanların sebeplerini düşünüp kafa yorarız bazen.

İkinci Dünya Savaşı kitaplarını ve filmlerini incelerken hep gözümüze çarpan şey faşizmin ve komünizmin savaşıdır. Bunlar birkaç insanın ideolojilerinden başka bir şey değildir. Bu kavganın içinde kendini bulan milyonlarca insan (askerinden normal halkına kadar) belki de savunup savunmadıklarını bile anlayamadıkları düşünceler uğruna hayatlarını feda ettiler.

Yeni dünyada süregelen savaşlar hâlâ da devam etmektedir. Belki alenen ülkeler cephelerde süngüleriyle karşılıklı vuruşmasalar bile, yolda yürürken veya bir yerde çayını yudumlarken üzerine bomba atılmasından korkmak da bir savaş değil midir? Teknoloji dünyayı siber savaşa ve uzaktan kumandalı füzelerle saniyeler içinde milyonlarca insanı öldürmeye kadar getirdi. Yine yakınımızda Suriye’de devam eden savaş değil midir? Bir sürü terör örgütünün savaşı ve bunları alenen veya saman altından destekleyen ülkelerin politik savaşı değil midir? Gücü eline alıp istediğini yapan, yeni söylemleriyle savaşmak istemiyoruz ama bunu yapmak zorundayız düşüncesini dünyaya yaymaya çalışmak ne kadar inandırıcı ve ne kadar doğrudur?

Bugünleri bundan 10 yıl, 20 yıl sonra kitaplardan, filmlerden anlamak yerine şimdi düşünmek ve kafa yormak en doğru yoldur. Orada yaşayan masum bir insanın içinde olduğu psikolojiyi yorumlamak, empati kurmak ve o korkuyu içinde hissetmek bize neler kazandırır?

Güç ve iktidar için arkasına halk kitlesini toplamaya çalışan liderler bu savaşlara hep çanak tutmuştur. George Orwell diyor ya hani: “Parti’nin dünya görüşü onu hiç anlamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı. Çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarında geriye bir şey kalmıyordu.” İşte bu sebeplerden dolayı çıkıyor ya savaşlar, işte bu sebeplerden dolayı milyonlarca insanın ölümüne sebep oluyor savaşlar. Nedenini dahi bilmediği savaşta bir piyon olarak ölüp gidiyor ya insanlar.

Sonra bize bu savaşlardan psikoloji kitapları, filmler ve en önemlisi adını dahi bilmediğimiz yarım dünya nüfusu kadar ölü beden kalıyor. Okuyalım, anlayalım, bilelim. Savaşı değil barışı düşünelim, bize suç işletip ceza çektirmesinler.

Yaşar Gülveren içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Yaşar Gülveren içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]