fbpx
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya resimlerin çok açık ve terbiyesiz olduğunu söylemiş ve bunun üzerine de Michelangelo, Papa’ya “Siz önce dünyadaki terbiyesizlikleri düzeltin, temizleyin benim resimlerimde kendiliğinden temizlenir, düzgün hâle gelir.” cevabını vermiştir. Bu resimler hâlâ orijinalliğini koruyor ve bu da büyük bir ustanın elinden çıktığını ve hâlâ dünyadaki terbiyesizliklerin düzelmediğini ve temizlenmediğini bize apaçık bir şekilde sunuyor.
Bu resimlerden öncelikle Tanrı’nın Adem’e hayat verişinin anlatılması resmi herkes içinde ayrı bir yerdedir. Bu resimde önemli detay parmakların birbirine olabildiğince yakın olmasıdır. Eserde Hz. Adem bu cana uzanan Tanrı ise canı verendir. Yine bu resimlerin içinde Adem ve Havva’nın yasaklanmış elmayı şeytandan alıp yemeleri ve cennet bahçesinden kovuluşları da canlandırılmıştır Michelangelo tarafından. Yine bu resimlerde Nuh’un canlandırılması da vardır.
Geleyim en önemli konuya ki Michelangelo’nun asıl mesleği olan heykeltıraşlık, ben de bu konuda asıl araştırmamı yaptım ve en önemli iki heykeli anlatmak, yazmak istedim. Bunlardan birisi Pieta heykeli, diğeri ise Davud’un canlandırıldığı heykel. Bunlar Michelangelo’nun en önemli eserleri olarak geçiyor tarih kitaplarında da. Ben önce Pieta’dan başlamak istedim.
Pieta, kucağında İsa’nın cesedini tutan Meryem heykelidir. Heykelin en dikkat çekici yönü ise bence Meryem’in yüzünün genç gözükmesi. Michelangelo bunun için Meryem’in saflığı ve bakireliği yüzünden gençliğini muhafaza ettiğini söylediği aktarılıyor kaynaklarda. Heykelde tam olarak anlatılmak istenen ise İsa’nın çarmıhtan indirildiği andır ve artık İsa’nın cansız bedeni annesi Meryem’in kollarında yatmaktadır. Burada da dikkat çekici noktalardan birisi de Meryem’in İsa’nın bedenini sağ eliyle kavrarken sol eliyle de bedeni izleyiciye sunmasıdır ve yine bence en güzel nokta Meryem bunu yaparken yüzü yere dönüktür ve bu da inananların yüzüne doğrudan bakmak istememesi yüzündendir diye söyleniyor. Heykeli etkili kılan ve biricik olmasını sağlayan ise Michelangelo’nun imzasını taşıyan tek heykel olmasıdır. Michelangelo imzasını Meryem’in kıyafetini bir arada tutan kuşağın üzerine yontmuştur. Şimdi bu heykel San Pietro Katedrali’nde özel bir yerde korunuyormuş, bence de gidip görülmesi gereken bir başyapıt.
Diğer ve son esere geçeceğim yazımda. Bu eserde yine Michelangelo’nun en önemli eserlerinden biri sayılan Davud heykeli. Bu başyapıtta ise Davud’un Golyat’a saldırmaya karar verdiği anı simgelemektedir. Yaklaşık 5 metre boyunda olan heykel Floransa şehrinin en önemli sembolü olmuştur. Heykelin en önemli yanı ise insan oranlarının hemen hemen aynı olması ve bunun heykele âdeta gerçek gibi yansıtılması olarak düşünüyorum ben. Yine ilginç olanı da Davud’un Kudüs’ü fethinin 3000. yılına özel olarak bir kopyası Floransa’dan armağan olarak Kudüs’e gönderilmiştir. Kudüslüler de heykel şehre gelince büyük bir fırtına kopmuş ve çıplak figürün kabul edilmemesi gerektiği söylenmiştir. Uzlaşma sağlanıp giyinik heykel olarak kopyası şehre gönderilmiştir. Bu ilginç tarihi de anlatmak istedim. Asıl gerçek heykel ise şu anda Floransa’da Akademi Galerisi’ndedir.
Michelangelo’yu ve eserlerini kısaca anlattığımıza göre asıl konumuz olan “Sanat kimin içindir?” sorusuna geliyoruz. Dikkat ettiyseniz eğer Michelangelo’nun eserlerinin çoğu dinî figürlerden oluşmakta. Şimdi Michelangelo sanatını din için mi yaptı sizce? Yani toplum için? Topluma dini anlatmak ve yansıtmak için mi? Sistine’den Davud ve Pieta heykeline kadar dinî içerikli eserleri sanatçı için bir mesaj verme düşüncesi mi?
Sanatın kimin için olduğundan çok sanatı sadece sanat olarak görmek önemli değil midir? “Yazar veya ressam burada şunu anlatmak istemiş.” gibi yorumlara gerek var mı sizce?
Sanat sanattır, için değildir bana göre.
Yaşar Gülveren içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Yaşar Gülveren içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]
CEMAAT, İSTİKRAR, ÖZDEŞLİK Cesur Yeni Dünya, teknolojinin ve bilimsel teknik bilginin kontrolünde olan bir toplumda birey düşüncesinin ve özgürlüğün olmadığı ama bunun yerine sistemin istediği biçimde yaşayıp ve düşündüğünü sanan edilgen insanların olduğu bir dünyadır. Roman, Londra merkezli ve yöneticisinin Mustafa Mont olduğu Dünya Devleti’nde geçmektedir. Dünya Devleti de diğer birçok distopik romanda olduğu gibi […]
Bildiğimiz üzere II. Dünya Savaşı’nın sonunda Soğuk Savaş süreci başlıyor ve dünya, ABD ve Sovyet Rusya’dan oluşan iki kutuplu bir düzenin etrafında şekilleniyor. Bu kutuplar arasında her alanda olduğu gibi uzay ve havacılık alanlarında da rekabet yaşanıyor ve pek çok ülke bu alanlara yönelik ajanslar kurarak gerekli çalışmalara başlıyor. Günümüzde de devam eden bu çalışmalar, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.