fbpx

“Elveda Asya’m, elveda bitmemiş türküm benim.”

Filmin sonuna geldiğimde tutamadığım gözyaşlarımın aslında uzun zamandır içime çöreklendiğini fark ettim. Sadece gözyaşları da değildi üstelik içime yuvalanan, sustuğum sükûneti onlara görev addettiğim hislerimdi.

Sahi insan neden içinin sesini kısar?

Bir an için bu sorunun yarattığı cevaplarla dolu boşlukta buldum kendimi. Fakat artık kaçacak yerim kalmamıştı. Kendinden kaçan insanın kendine sığınması ne büyük bir çaresizlik. Bütün bu biçareliği önüme alıp ayna karşısına geçtim. Hesap günü gelmiş, tüm korkularla yüzleşecek zaman kapıya dayanmıştı. Yüzümde yıllarca anıların birikmiş olduğu her çizgide bir isyan çığlığı duyuyordum, şimdi sıra onlarındı. Tutsaklığa karşı direnişin tam zamanıydı. Yirmi sekiz yıldır kendimde sürdüğüm hükümdarlığın, diktatörlüğümün sonu gelmişti. İkiye ayrılmış benliğimin savaşı bugün sonlanacak ve bir taraf içimin mezarlığına gömülüp kayıplara karışacaktı. Eveet, başlıyorduk işte.

Yanağımdan süzülüp giden ve çenemde birleşip yere damlayan yaşlarımla birlikte kendimi savunmaya başladım.

“Yoruldum, duydunuz işte beni yoruldum! Büyümesi için emek verdiğim sevginin solmasından, o düşmesin diye yolundaki taşları toplayıp o taşların her seferinde sineme oturmasından, yetmeyenle yetinmeye çalışmaktan, koşmaktan ve yolun sonunda kendime varmaktan, içimdeki vefanın beni tutsak kılmasından, merhametin yarattığı acizlikten, tek kişilik sevdadan iki kişilik yalnızlığın doğmasından yoruldum!”

Bir anda senelerdir yalnız yaşadığım evde ilk kez sessizlik oldu. Beynimde konuşan tüm sesler dilimden çıkacaklara kulak kesildi adeta. Çünkü neler yaşadığımı, nelere katlandığımı, umut ve inançla nelerin üstesinden gelmeye çalıştığımı en iyi onlar biliyordu, biliyorlardı ama yine de eski beni istiyorlardı. İsteklerini dile getirmeden sözlerime devam ettim.

“Şiirlerin içinde yıllardır aradığım şeyi, kendimde bulduğum anda kavuşmaya çalıştığım, elde etmek için uğraştığım, dünya üzerindeki en büyük nimet diye öpüp başıma koyduğum sevginin sadece benim için anlamlı olmasından yoruldum. Bir yolu iki kişi yürüdüğümü sanırken, yanımdakinin istediğim kişinin bendeki yansımasından ibaret oluşunu gördüğümde, yolun da varmanın da bir anlam ifade etmediğini görmekten yoruldum. Yalnızlık sesini duyan tek kişinin kendin olmasıdır, anlaşılmamak değil anlamak isteyenin çıkmamasıdır, yalnızlık Cemşid’in Asya’sının gidişini kabul edip başını öne eğdiği sıradaki yutkunuşudur, hissettiği çaresizliktir. Yalnızlık emeğin karşılıksız kalmasıdır. Yalnızlık, bilmektir, bilmemeyi istediğin her şeyi. İşte ben yalnızlıktan değil yalnızlıktan çıkardığım anlamlardan yoruldum. Yorulmamak için sustum ve sizi susturdum.”

Tek taraflı bir savunma oldu benimkisi, kendim kendimi savunuyordum fakat benden davacı olan yine bendim. Gözyaşım yanaklarımda kazınmışçasına iz bırakırken başımın ayna önünde eğildiğini fark ettim. Mahcuptum, kaçmaya çalıştığım hakikati kendimden gizliyordum, bana yapılan haksızlıklar kadar haksızlık yapmıştım belki de kendime. Sevginin ne olduğunu hatırlatacak içten bir yüreğe ihtiyacım vardı sadece. Buna inandırmıştım kendimi. Sevmekten korkuyordum, ondan delicesine korkuyordum hem de.

Peki ya bunca korkuya rağmen “yüreğim kaydıysa günah mı?”

Hesaplaşma bitti, duyulması gereken her kelime yankılandı vücudumun en kuytu köşelerinde. Sen sevgiye küsemezsin Asya çünkü sevmenin ne olduğunu en iyi sen bilirsin.

Havva Oğuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
4 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Havva Oğuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]