Mucizelerle dolu olan bir dünyada yaşıyoruz. Öyle güzel bir dünya ki yaratılan varlıkların eşi benzeri yok. Düşünün, mesela bir çiçek. Zihnimizde canlanan çiçek, normal büyüklükte ve mis kokuludur değil mi. Fakat yaşadığımız dünyada öyle büyük bir çiçek var ki…

Belki benim gibi ansiklopedi tutkunlarındansanız geçmiş yıllarda tanışmışsınızdır bu muhteşem çiçekle.

Hemen anlatmaya geçmek istiyorum..

Öncelikle bu çiçek yani Rafflesia yaşadığımız dünyadaki en büyük çiçek. Endonezya’nın Sumatra adasında bulundu. Genellikle Endonezya’nın Sumatra ve Borneo adaları ile Tayland’daki Khao Sok Milli Parkı’nda görülüyor.

Taç yaprakları yani bizim her çiçekte gördüğümüz çiçeğin renkli kısmı, Rafflesia’da o kadar geniş ki yaklaşık bir metre civarında…

Yaklaşık olarak her bitki her çiçek güzel kokar değil mi? Fakat bu çiçek zaten kötü kokusuyla biliniyor. Öyle kötü bir kokuya sahip ki adeta leş kaktüsü gibi. Çürümüş et gibi kokuyor. Neden mi? Çünkü bu kokusuyla polen taşıyan sinekleri çekiyor. Yani avlamak için o kokuyu salmak zorunda.

Rafflesia normal çiçeklere göre devasa bir büyüklükte. Çapı 111 santimetre.

Sizce böylesi bir büyüklüğe sahip olan Rafflesia nasıl besleniyor?

Normal çiçeklerin aksine fotosentez yapmıyor. Yaprakları, dalları, tohumu ve bilinen anlamda kökleri yok.

İhtiyacı olan su ve besini mantar hücrelerine benzeyen ince uzun bağları olan bir daldan alıyor.

Sizce bu devasa çiçek tüm yıl boyunca açmış bir şekilde mi duruyor?

Tabii ki hayır. Kaktüs çiçeklerini hatta benzerliği açısından leş kaktüsünü düşünün.

Aynı kokuya, aynı tipe sahipler ve her ikisinin de açmış olarak kalma süreleri benzer yani 1 hafta.

Solmadan ve çürümeden 1 hafta dayanabiliyorlar.

Peki nasıl oluşuyorlar ve nasıl çiçek açıyorlar?

Çiçek açmadan önce birkaç yıl boyunca besleniyor. Beslenme kısmına az önce değinmiştik. 

Uzun ince bir daldan besleniyordu. Açmasına birkaç ay kala şişiyor.

Sonunda o dev gibi bir metrelik kulaklarıyla (taç yaprağıyla) parlak kırmızı bir kovaya benzeyen bir çiçek görünümüne kavuşuyor.

Tohumu olmadığı için ağaçların kökleri üzerine parazit olarak yeterli derecede ısı ve suyu bulunca oluşuyor.

DNA’sının bir kısmını üzerinde yaşadığı daldan alıyor ve henüz bilinmeyen bir nedenle bunları kendi genetik kodu için kullanıyor.

Yaşadığı ormanlar yavaş yavaş kayboluyor. Bunun sonucunda da Rafflesiaların nesli tükenmeyle karşı karşıya. Bunu fark eden İngiltere, Guardion gazetesinde bu konuyla ilgili haberde ”Rafflesia çiçek değil de fil ya da mavi balina gibi dev bir hayvan olsaydı korunması için daha fazla çaba gösterilecekti. Ama bu çiçekler büyük ölçüde ihmal ediliyor.” dedi.  İşte Rafflesialarımızın özellikleri burada son buluyor :))

Yorumlar Rafflesia

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Resim ekle - Yalnızca PNG, JPG, JPEG ve GIF uzantıları desteklenir.

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]
”Anne, ben çıkıyorum. Ne zaman gelirim, bilmem. Geç kalırsam bekleme, uyu tamam mı?”Kapının ağzından seslenmiştim anneme. Neye, nereye, kime gittiğimi ben bile bilmiyordum o an. Sadece gitmek, kaçmak, uzaklaşmak istiyordum. Neyden, kimden? Var olan herkesten, her şeyden… Kendimden bile… Nereye gittiğimi bilmeden çıkmıştım ancak karar vermem uzun sürmemişti. İşin aslı, gittiğim yer hiç değişmemişti. Güneşi […]
”Yine mi altını ıslattın? Bıktım senden. Nedir bu çektiğim çile? Bitmek bilmiyor!” 11 yaşımdayken en sık duyduğum cümleleri okudunuz az önce. ”11 yaşında altını mı ıslatıyordun?” demeyin hemen. Büyümemiştim ki ben. Büyüyememiştim. Korkumdan, endişemden, hissettiğim suçluluk duygusundan uyuyamazdım çoğu gece. Bazen minik bedenim yorgunluğuma dayanamazdı da sızar kalırdım çekyatta. O zaman da altımı ıslatırdım işte. […]
Zeynep KUŞ ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Mustafa S. Kaçalin, 1957 İstanbul doğumludur. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çayırdüzü köyünden göç etmişlerdir. 1972 yılında girdiği Hasköy Lisesi’nden 1975 yılında mezun oldu. 1976 yılında başladığı lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde 1980 yılında tamamladı. Doktorasını aynı bölümde Prof. Dr. Muharrem ERGİN’in […]

İlgini Çekebilir

Düştüm… Tam ilerlerken en son noktaya ulaşmışken evet, ben en dibe düştüm, dibe çakıldım. Yılmadım kalktım, tökezledim, yürüdüm tekrar düştüm. Nefes nefese kaldım ve evet tekrar düştüm, tekrar kalktım, ”Olmaz” dediğim an koşmaya başladım. Ben, işte şimdi gerçek ben oldum. Ben düşe kalka büyüdüm ve kendimi tanıdım. Hiç ummadığımız bir anda gelir hayatın tokadı ve […]
Zaman kavramını ele aldığımızda birçok farklı alanda tanım ve yorum ile karşılaşırız. Zaman; bir oluşun geçtiği, geçeceği ve geçmekte olduğu belirli bir sürenin parçası olarak tanımlanır. Herkese eşit olarak verilmesi nesnel bir görüş olduğu gibi, söz konusu insanlar olduğunda tamamen öznel bir durum oluşmaktadır. Bireylerin, etkili ve verimli bir şekilde zamanı değerlendirebilmesi için zaman yönetimi […]
Çalışmaya katkılarından dolayı Hüseyin Recep DEMİRCİ‘ye teşekkür ederim. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Ben, Elif Köse, 1992 yılında KTÜ’yü bitirip mimar olmuş biriyim. Safranbolu’da yaptığım ilk iş mimarlıktı. Ailemle birlikte 1992 yılında Safranbolu’ya taşınmıştık. Annem Safranbolu’nun Akçasu Mahallesi’nde büyümüş. Babam Trabzonlu. Ondan önce burada değildik. ‘92 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra buraya geldik. Direkt serbest piyasada […]
Son dersin bitiş ziliyle dağılan kalabalığın arasında telefonu açmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Sonunda okulun bahçesinden dışarı adım attığımda arayanın annem olduğunu görmüştüm. Okulum eve yakındı, bir yandan yürürken anneme telefon açtım. Gelirken almamı istediği şeyler vardı, nedir hiç hatırlayamıyorum… Eve yakın bir mesafede bir markete girip isteklerini alıp çıktığımda kapıda arkadaşımın beklediğini gördüm. Adı Efe idi […]
Şüphesiz Türkiye’de sinema sektörü pek çeşitli değildir, bunun en büyük nedeni arz-talep dengesidir. Günümüzün Türk sinemasına baktığımızda filmlerin çok büyük bölümü komedi ya da romantik-komedi olmaktadır. Bu kadar çok bu konuya odaklanmamızın en büyük sebebi hiç şüphesiz izleyicinin bu yönden rağbet göstermesidir ve rakamlarla sabittir. Recep İvedik 5 – 7 milyon 437 bin 50 seyirci […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.