Platon ve İdeal Devlet Anlayışı

GİRİŞ
Platon MÖ 300’lü yıllarda Antik Yunan diye adlandırılan dönemde yaşamış bilim ve felsefe alanında öncü çalışmalar yapmış bir düşünce insanıdır. Sokrates’in öğrencisi olduğu bilinen Platon doğu coğrafyasında Eflatun olarak anılır. Platon birçok düşünce ve fikir akımı ortaya atmış devletin ortaya çıkışından felsefeye siyasal iktidardan siyaset felsefesine kadar birçok konuda öncü çalışmalar yapmıştır. Hocası Sokrates’ten etkilenen Platon onun tarzında felsefe yapmaya başlamış ve hocasının öğrettiği biçimde düşünce yoluyla felsefe yaparak kendi sistemini ve tarzını oluşturmuştur. Bunun sonucunda kendisinin devlet ve felsefe hakkındaki görüşlerini daha net bir şekilde anlama imkanına sahip olduğumuz söylenebilir.

Platon’un Genel Felsefesi Hakkında

Platon’un genel felsefesi hakkında söyleyebileceklerimiz kısıtlı olmakla birlikte siyaset felsefesinden bahsetmemiz gerekirse Platon, devlet yönetiminin aristokrasi tarafından yürütülmesi gerektiğini savunur. Tam demokratik yönetimin değil, bilim ve düşünce adamlarından oluşan bir zümrenin yönetimi içinde devletin ve yapısının şekillenmesi gerektiğini yani bu dönemde oligarşi dediğimiz yönetimin biçimine benzer bir yönetim şeklinin o dönem için en uygun yönetim biçimi olduğunu savunur. Platon bu düşüncesini kanıtlamak için ortaya bir fikir atar. Bu fikir, varlığı nesne ve idea olarak ikiye ayırmaktır. Bu düşünceyle nesnenin düşünce tarafından yönetildiğini benimseterek asıl amacını insanlara benimseteceği ikinci düşüncesini ortaya atar, bu da insanı nesne ve idea olarak ikiye ayırmaktır. Burada da bedeni düşüncenin yönlendirdiğini söyleyen Platon herkesin aynı akla ve bilgiye sahip olamayacağı için yönetimin sadece filozoflara ve düşünce adamlarına bırakılması gerektiğini savunmuştur. Bu düşüncesine kanıt olarak şunu söylemiştir: “Ya filozoflar kral ya da krallar filozof olsun.” Ancak bir şeyi unutmuş olacak ki ilk insanlardan beri düşüncesi iyi olan değil gücü fazla olan yönetim olmuştur. İnsanları yönetmekte fikirlerin ne kadar önemi varsa paranın ve siyasal gücün de önemi o kadardır ama MÖ 300’lü yıllarda insanların karınlarını doyuran mı yoksa onlara fikir ve vicdan özgürlüğü sağlayan birinin mi yönetiminde olmak istediği sorulduğunda bence oyunu karnını doyurandan yana kullanacağını düşünmek çok da abes kaçmasa gerek. Ancak Platon toplumu yönetenlerin evren, dünya, felsefe ve bilim gibi alanlarda bilgiye sahip olmalarını ve bu bilgiler ışığında yeni düşünceler geliştirerek topluma en faydalı biçimde hizmet etmeleri gerektiğini söyler. Bunun gibi alanlarda bilgi sahibi olmayan, düşünmekle alakası olmamış hayatını sadece çalışarak ya da yönetilerek geçirmiş olan insanlar için aynı şekilde devam etmelerini yönetici olmalarını değil yönetilen olmalarını da onlar açısından faydalı bulmuştu. Bu düşünceyle Platon toplum yapısını yöneten-yönetilen olmak üzere iki sınıfa ayırmıştır. Yöneten-yönetilen sınıfı arasındaki çatışma ve anlaşmazlıkları da önlemek için kapalı, kurumları sabit bir toplum tasarısı çizer.

Platon’un Devlet ve Siyaset Anlayışı

Platon toplumun yeniden yaratılabileceğini ve değiştirilebileceğini savunmaktadır. Toplumun altyapısını oluşturan ve onu inşa edecek en temel kaynak da bilgidir (Sunar, 1986: 49-50). Bu bilginin siyaset alanında kullanılması gerektiğini savunan Platon, düşüncelerini de bu yönde geliştirmiştir. Bu düşünce bilgiye dayalı yeni bir devlet ve toplum yapısı oluşturmaktır.

Platon’a Göre İdeal Devlet

Platona göre devlet, insanın ihtiyaçları doğrultusunda oluşmuş ve onun ihtiyaçlarını karşılamak için kullanması gerektiği bir oluşumdur ve zorunludur. Bunun için de devlet düzeninin rasyonel bir biçimde kurulması ve adalet, hak, düzen gibi kavramların tam anlamıyla oturmuş bir yapı içerisinde bulunması gerektiğini söyler. İnsan ve devlet yapısı birbirinden soyutlanamaz, ikisi de birbirini tamamlamak için var olması gereken yapılardır. Daha doğrusu devlet bir yapıdır, insan da bireysel özellikler taşıyan bir konumdadır. Kurumsal düzen ve özel yaşam iç içe gitmese bile uyum içerisinde olmalıdır ki hem insan yaşamı düzenli olsun hem de devlet düzeni bozulmadan faaliyetlerine devam edebilsin. İkisinden herhangi biri yozlaşır ya da bozulursa düzen de bozulur. Devlet bozulduğu zaman insan gelişip yapmak istediklerine ulaşamaz, insan yozlaşırsa da devlet faaliyetlerini yürütüp halk için gerekli olan yaşamsal hizmetlerini devam ettiremez. İkisi birlikte işleyip düzen içerisinde yürütülmelidir ki mutlu insan ve devlet ideasına ulaşılsın. Platona toplum doğal bir kurumdur ve devlet, insanların tek başlarına kendilerine yetecek kurumsal bilgi ve yetkinliğe sahip olamamaları sonucu birlikte hareket etmeye başlamalarıyla oluşmuştur. Platon iş bölümü hakkında insanların doğduklarından beri yaptıkları işleri yapmaları yani yeterli oldukları iş bölümlerinde çalışmaları gerektiğini söylemektedir. Bu düzen bu şekilde olursa insan mutlu olacaktır. Dolayısıyla da mutlu olduğu işte en yüksek verimle çalışıp ortaya çıkan iş ve ürünün maksimum kalitede olacaktır. Mantık çerçevesinde bakıldığında o dönemdeki teknoloji ve çalışma alanlarındaki bilginin yeterli düzeyde olmadığını düşünürsek insanların yetkin olduğu işlerde mutlu bir şekilde çalışmaları ve maksimum verim ortaya çıkması hem devlet hem toplum için kazan-kazan durumunu ortaya çıkarmaktadır. Bu durum her iki tarafın da birbiri için gerekli olduğunu bize gösterir. Birbiri için gerekli olan devlet ve toplum arasındaki düzen böylelikle dengeli biçimde ilerler ve devletin devamlılığı ve hizmeti açısından olumlu bir artı değer oluşturur. İdeal devletle kötülüklerden arınmış bir yapı kurmak isteyen Platon bu düzenin idealar alemindeki gibi güzel ve düzenli bir yapı olduğunu söylemektedir. Platona göre ideal devlet herkese mutluluk sağlayan, adaleti eşit dağıtan, herkesi yeteneklerine göre sınıflandırıp onlara bu yetenekler doğrultusunda iş alanları açan devlettir. Halkın da bu devlet için yapacağı en büyük iyiliğin dağılmadan birlikte ilerlemek, çalışmak olduğunu söyleyen Platon, en büyük kötülüğün de parçalanmak olduğunu belirtir. Demokrasiye tam anlamıyla karşı çıkan Platon “Alabildiğine zengin olmak isteğinin, doymak bilmez bir mal açlığı” olarak tanımlar.

SONUÇ

Amacı tüm halka adaletli, eşit ve mutluluk getiren bir devlet anlayışı içinde bulunan platon insanları ikna etmekte kullandığı düşüncelerinde felsefenin yol göstericiliğinden hiç ayrılmamıştır. Genel olarak yaptığı devlet-toplum, iş bölümü ve ideal yönetim biçimi konularında o dönem göz önünde bulundurulduğunda kabul edilebilir olup şu an göz önünde bulundurularak bakıldığında ise bazı sorunların göze çarptığı görülmektedir. Dünyanın nüfusunun giderek artması, teknolojinin gelişimi ve insanın bilgiye ulaşmaktaki kolaylığı aynı zamanda devletlerin ve halkların bin yıllardır süregelen alışkanlıkları Platon’un ideal devlet anlayışının tam olarak bu dönemde uygulanamayacağını gözler önüne serer. Yoğun nüfusuyla birçok devlet ve yönetim biçimine sahip olan bugünkü dünyada her devletin her vatandaşını mutlu etmek, onu istediği ve yatkın olduğu işlere yönlendirip bu işlerden maksimum verim almasını beklemek yanlış ve ütopik bir düşünce olmaktan ileri gidemez. Toplumu inşa edecek ve yönlendirecek olan şeyin bilgi olduğunu söyleyen Platon, bu bilginin de politikada kullanılması gerektiğini söyler. Platon’a göre politika bilgisi insanın kendini keşfedebileceği ve yeni bir ruh haliyle yeniden bulacağı bir bilgidir. Bunları söyleyen Platon herkesin yönetimde olamayacağı çelişkisini de söyleyen kişidir. Eğer toplum politika bilgisiyle inşa edilecek ve yeniden keşfedilecek ise bunu herkesin öğrenebileceğini düşünebiliriz. Herkesin öğrendiği ve yeniden kurulan bu düzende herkes siyasetin içinde olmak isteyebilir ve devlet yönetiminde görev alabilme yeterliliğini kendinde bulabilir. Bu durum devlet-insan ilişkisinin düzenini bozacağından düzgün bir toplum ve devlet yapısı kurmak imkansızlaşmaya başlayacaktır.

NOT: Bu yazı bilimsel bilgi içermeyen bir deneme yazısıdır.

Yorumlar Platon’a Göre İdeal Devlet

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Resim ekle - Yalnızca PNG, JPG, JPEG ve GIF uzantıları desteklenir.

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]
”Yine mi altını ıslattın? Bıktım senden. Nedir bu çektiğim çile? Bitmek bilmiyor!” 11 yaşımdayken en sık duyduğum cümleleri okudunuz az önce. ”11 yaşında altını mı ıslatıyordun?” demeyin hemen. Büyümemiştim ki ben. Büyüyememiştim. Korkumdan, endişemden, hissettiğim suçluluk duygusundan uyuyamazdım çoğu gece. Bazen minik bedenim yorgunluğuma dayanamazdı da sızar kalırdım çekyatta. O zaman da altımı ıslatırdım işte. […]
Babamın hayatını bir okuyun! 90’larda gençlik nedir bir de bu ağızdan bir dinleyin… 7 kardeş, bir yer yatağında geçirilen yıllara kulak verin… Bahçeli bir 3 odalı evin içinde geçirilen ve herkesi ayrı yola sürükleyen bir hikayedir bu. Şimdi baksak her yerde birini görürsünüz bu evden. Kuytu köşede hastalıktan kıvranan bir kız kardeş, İstanbul’da hayat yaşayan […]

İlgini Çekebilir

Bizler yaşamımızı sürdürürken hiç bilmediğimiz yerlerde, hiç duymadığımız kadınlar öldürülüyor. Bazen din adı altında, bazen kıskançlık bahane edilerek, bazense istenmemeyi hazmedemeyerek cinayetler işleniyor. Maalesef, yeryüzü binlerce trajik ölüme şahitlik ediyor. Ben ise sizlere hiç duymadığınız kadınların çığlıklarını duyurmak istiyorum. Ne uğruna hayatlarının çalındığını, nasıl zorluklarla mücadele ettiklerini, nelerle başa çıkmak zorunda kaldıklarını anlatmak istiyorum. Duyun […]
Sabah uyanmak artık öyle başka geliyor ki bana… Dünyam tepetaklak olmuş, yer gök göğsümde buluşmuş sanki. Öyle ağır, öyle ağır ki içimdeki bu yük… Nedendir, neredendir bilmem, belki elimin kesik acısı yüreğime vuruyordur. Fiziksel acı beni üzmüyor ama yüreğime çarpan bu acı beni paramparça ediyor sanki… Gecenin karanlığında, çelimsiz bedenimle yürüyordum. Bir hiç olsaydım, bir […]
Özdeyiş, vecize, aforizma ya da özlü söz; düşünce, duygu ya da ilkeleri kısa ve öz bir biçimde anlatan sözlerdir. Kimi zaman motto, kelamıkibar ve ülger olarak da anılırlar. Özdeyişlerin söyleyeni genellikle bellidir ancak bazı sloganlaşmış özdeyişlerin kim tarafından yaratıldığı bilinmeyebilir. Aforizmalarda ileri sürülen fikirler, başkalarının kabulünü beklemeyen; yazarın subjektif kanaatleridir. Burada benim için çok önemli […]
Işık hüzmesi tadında bir hayat Gözlerim yarım bakışta Bağcıklarım hazır halde İçeri girmek gerekiyor Bozuk frekansta güzel bir müzik Kulaklarım sinirden kuduruyor Bütün olanlar önceden sonrasıymış Notaya anlam katan bir sonraki nota gibi Papatyanın son yaprağında kalmış söz Hayat zorlamaya gelmez Üfledikçe harlanır köz Hayatı anlatıyorum, dinleyin Hayatı bilmiyorum, dinlemeyin Hayatı yaşadım, görün Eleğe kum […]
Araba durdu, şoförümün kapıyı açmasını beklerken elimdeki gazeteyi katladım ve arka koltuğun üzerine koydum. Teknoloji sayesinde her şeye her an internetle erişebiliyor olsak da gazete okumak benim bırakamayacağım bir alışkanlıktı ve her fırsatta bunu değerlendirirdim. Şoför arabanın kapısını açtı, arabadan indim ve ceketin yakalarından tutup düzelttikten sonra söyle bir başımı kaldırıp kendimle gurur duymadan duramadım. […]
Alma Terzic, 11 Temmuz 1987 yılında Zenica, Yugoslavya’da dünyaya geldi. 4 yıl oyunculuk eğitimi alan güzel oyuncu sektöre 2008 yılında Kar (Snow) adlı filmle giriş yaptı. Ardından birçok film ve dizide yer aldı. Filmleri 2008 – Snow / Lejla 2008 – Mahala (kısa film) 2009 –Volim te… (kısa film) 2010 – Unutma Beni İstanbul 2011 – Kan ve Aşk (In […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.