fbpx

Bir pencerem bile yok. Ahşap sandalyemde rahatsızca bir o yana bir bu yana kayarken seyredeceğim bir pencerem yok odamda. Her şeyim var; kitaplığım dolu, dolabım dolu, duvarlarım dolu… Ama bir pencerem yok. Ağır perdeyi bir kenara çekip duvardaki kişileri savuracak rüzgârı, içimi ısıtacak güneşi içeri alacağım küçücük dahi olsa bir pencerem yok. Bakamıyorum gökyüzüne, dört duvarda bir açıklık yok.

Bir pencerem olsa keşke saatlerce otursam önünde. Bulutlara, kuşlara, insanlara baksam. Manzarası olmasa da olur, kuru toprağa baksın isterse, yeter ki bir duvarımda bir pencerem olsun. Temiz, soğuk bir rüzgâr esse… Hiç almamış gibi nefes alsam, başıma ağrılar girse. Çerçeveler titrese rüzgârdan, hoş bir melodi duysam.

Melodi duysam doğadan, bana şarkı söylese kuşlar… Kafamdakiler sussa bi’ anlığına.

Pencerem olsa küçük bir tane, yatağımı yanına çeksem. Sırf seyretmek için diğerlerini. Diğer yaşamları görsem, kıskansam, sinirlensem ve imrensem.

Hapishanede, penceresiz bir hücredeyim. Kıskanıyorum özgürlüğü. Özeniyorum hür olanlara. Sinirleniyorum sonra, neden benim bu hücredeki mahkum diye. Soruyorum boşluğa, nerede benim avukatım? Hakkımı savunacak biri yok mu? Neydi benim suçum? Penceremi neden aldınız? Bana pencere verebilecek kimse yok mu? Penceremi istiyorum ben. Penceremi verin bana. Bir pencereyi hak etmiyor muyum ben? Özgürlüğümü atın çöpe, hayır gelmez ondan… Bana penceremi verin. Pencerem… Canım pencerem. Küçük pencerem, camsız pencerem.

Pencere hasreti çeker mi insan? Yalvarır mı pencere diye? Âşık olur mu pencereye her şeyden daha fazla? Ben oldum işte. Pencereye âşık düşürdü mahkumluğum. Pencere istiyorum yalnızca, pencere.

Küçük bir pencere istiyorum. Güneşi görmek, havayı koklamak istiyorum. İnsan değil, kuş sesleri istiyorum kafamın içinde. Sıkılıyorum, bunalıyorum, kafayı yiyorum dört duvar içinde. Yalnız kalmak istiyorum, penceremle yalnız kalmak istiyorum.

Kendi gözlerimle, kendi penceremden bakmak istiyorum yalnızca. Kendi manzaram olsun, kendi rüzgarım olsun. Penceremin kırıkları olsun, kendi kırıklarım olsun. Geceleri soğuk rüzgarlar sızsın penceremin kenarlarından. Yorganımı yüzüme kadar çekeyim, sıcak nefesim yüzüme çarpsın. Kendi penceremin olduğu aklıma gelsin, yarı uykulu mutlu olayım istiyorum.

Umutsuz bir mahkumum işte. Pencere adı altında sahte özgürlüğümü istiyorum. Süslü ama boş laflar ediyorum, sırf pencerem yok diye. Yüzsüzüm kimine göre, kimiyse değer bilmez der bana. Pencere istiyorum diye suçluyorsunuz beni. Haksızlık ediyorsunuz bana. Sizden özgürlüğümü istemiyorum ki, pencere verin bana diyorum, özgürmüş gibi davranırım diyorum. Dert olmam başınıza eğer pencere verirseniz bana.

Cahil sanmayın beni, pek akıllıyım. Pek zeki biriyim ben. Bu yüzden hastayım. Bildiğim şeyler yüzünden hastayım. Bu yüzden göremiyorsunuz suratımda tebessüm. Mutsuzum ben. Bildiklerim yüzünden mutsuzum. Pencere vermeyeceksiniz bana, biliyorum. Ne özgür iradem var ne özgürlüğüm. Bu yüzden mutsuzum. Ahmakça pencere istediğim için mutsuzum. Mutluluğu ve özgürlüğü pencereye bağladığım için mutsuzum.

Bırakın kandırayım kendimi, siz bana penceremi verin. Yeter ki pencerem olsun benim. Durmadan seyreder, sahte mutluluğumla kendimi kandırırım. Bir pencereyi çok görmezsiniz umarım.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]
CEMAAT, İSTİKRAR, ÖZDEŞLİK Cesur Yeni Dünya, teknolojinin ve bilimsel teknik bilginin kontrolünde olan bir toplumda birey düşüncesinin ve özgürlüğün olmadığı ama bunun yerine sistemin istediği biçimde yaşayıp ve düşündüğünü sanan edilgen insanların olduğu bir dünyadır. Roman, Londra merkezli ve yöneticisinin Mustafa Mont olduğu Dünya Devleti’nde geçmektedir. Dünya Devleti de diğer birçok distopik romanda olduğu gibi […]
Bildiğimiz üzere II. Dünya Savaşı’nın sonunda Soğuk Savaş süreci başlıyor ve dünya, ABD ve Sovyet Rusya’dan oluşan iki kutuplu bir düzenin etrafında şekilleniyor. Bu kutuplar arasında her alanda olduğu gibi uzay ve havacılık alanlarında da rekabet yaşanıyor ve pek çok ülke bu alanlara yönelik ajanslar kurarak gerekli çalışmalara başlıyor. Günümüzde de devam eden bu çalışmalar, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.