Korkular insanı yiyip bitirir. Gerçeği görmesini engeller, daha doğrusu insanın gerçeklikle arasına bir duvar gibi girer. Kişinin sahte gerçeklikler yaratmasına neden olur. Korkular sahtedir, yalandır ama var olmaya devam ederler. Benliğini yok etmeye yemin etmişçesine sabırla ruhunu kemirir dururlar. Ta ki geriye bir şey kalmayana dek.

Ve ben de sahte korkularının kurbanı olan biriyim. Kendi şeytanlarından kaçamayan, acınası, yarım bir ruhum. 

Kütüphaneyi kapatma vakti gelince tüm gün oturduğum sandalyeden kalktım. Bacaklarım uyuşmuştu ama bu rahatsız edici his bana hep komik gelir ve üstüne gitme isteği uyandırırdı. Bacaklarımdaki karıncalanmanın geçmesini beklemeden yürümeye başladım. Kütüphanenin içinde kimse kalmadığından emin olunca hırkamı ve çantamı elime alarak kapıya yürüdüm. Işığı kapattığım sırada aydınlığı düşman, karanlığı yoldaş belirlemiş şeytanlarım; karanlıktan güç alarak hayal gücümün derinliklerinden çıkıp karşıma geçmiş bana el sallıyorlardı. Hiçbir filmde görmediğim, hiçbir kitapta okumadığım, kesinlikle öncesinde hiçbir şekilde tanık olmadığım kadar korkunçlardı. İnsanların yüzyıllar önce ürettiği şeytanlardan daha farklı değillerdi. İğrenç, yapışkan solungaçları ya da tavana değen boynuzları yoktu. Onları gelmiş geçmiş en korkunç canavar yapan, onlara duyduğum korkudan başka bir şey değildi.

Kendimi kütüphaneden atarak korkuyla evin yolunu tuttum. Birkaç dakika sonraysa şeytanlarım beni terk etmiş, kendimi şehrin göbeğindeki görkemli insanların koşuşturmacaları arasında kaybetmiş bir şekilde bulmuştum. Kimisi pahalı arabalarından inip lüks restoranlarda birer asil gibi yemeklerini yerken etraftaki insanların kendi nadir kumaşlarla yapılmış kıyafetlerine sıraladıkları övgüleri dinleyip kendilerini memnun ediyorlardı; kimisi ise o seçkin insanların sahip olduklarına erişebilmek için tek bildikleri şeyi yapıp işten işe koşuyor, meşguliyetleriyle hayallerine yaklaşmayı ümit ediyorlardı.

Gökyüzünün karanlığı tepede kendisini belli etmese gece olduğunu anlamaya bin şahit isterdi. Her yer ışıl ışıldı. Her dükkanda, her binada, her adım başında çeşit çeşit ışıklandırmalar insanın gözün kamaştırıyordu. Böylesi aydınlık bir yerde şeytanlarıma yer yoktu. Korku, artık hissetmeme gerek olmayan bir duyguydu. Bir anlığına bu yolculuğumun sonu canlandı aklımda. Evime varmış olduğumda, tüm bu ışıklardan ve insanlardan uzaklaşıp kendi karanlık yalnızlığımla baş başa kaldığımda, oyuna katılmak için can atan şeytanlarımın sahnesine açılacaktı perde. Korku tekrar baş göstermek üzereyken şu an burada korkuya yer olmadığını hatırlatıp durdum kendime. Tabii bu dayanağım eve vardığımda beni terk etmişti. Ama hâlâ elektriğe sahiptim. Elektrik beni şeytanlarımla baş başa bırakmazdı.

Evin içinde ışıkları açarak ilerliyordum. Odaya attığım ilk adımımın ardından direkt ışığı açıyor ve rahat bir şekilde odaya giriyordum. Üzerimi değiştirdikten sonra televizyonu açtım, sesini iyice yükseltip mutfağa giderek bir makarna haşladım. Ardından televizyonun karşısındaki koltukta yerimi aldım, telefonu açtım ve sosyal medyada gezinmeye başladım. Televizyonun sesi yüzünden iyi duyamıyordum, ben de telefonun sesini daha da yükselttim. Böylesi gürültülü bir evin böylesi bir yalnızlığın yoldaşı olduğuna kim inanırdı ki? Ah keşke yalnız olsam! Benim de trajedim buydu işte. Dışarıdaki acınası yalnızlığım beni öldürürken içerdeki kalabalık bu ölümü işkenceli kılıyordu. Keşke bir güncüğüne yapayalnız olsam!

Ben şeytanlarımı anınca elektrik ihanete uğradığını hissetmiş gibi gidip geldi. Ben korkuyla ayağa kalkarken birkaç saniyeliğine gelen elektrik tekrar gitti. Korku, şeytanlarım daha kendini göstermemişken tüm bedenimi sarmıştı. Hızlıca telefonun fenerini açtım. Şarjının bitmek üzere olduğunu görünce mum bulma umuduyla mutfağa gittim. Panik yapmamaya çalışarak bir kibrit çakıp mumu tutuşturdum. Telefonun fenerini söndürmüş, bir süre mum ışığında kitap okumaya çalışmış ama kendimi veremeyip okuduklarımdan bir şey anlamayınca uyumaya karar vermiştim. Keşke yapmak da söylemek kadar kolay olsa, bir huzurlu gecem olsa! Gözlerimi on saniyeden fazla kapalı tutamıyordum. Mum da yansa gözlerimi kapattığım an benliğim karanlığa hapsoluyordu ve sinsi şeytanlarımın kolları vücudumu sarmak için bir saniye bile beklemiyordu. Gözümü her kapattığımda ensemdeki nefesini hissediyordum. Zihnimden taşıp vücut bulmuş ve içine girdiğim her karanlıkta baş gösteren şeytanlarımın beni ele geçirmesini bekliyordum. Bedenimi ele geçirmek istiyorlardı açıkça çünkü ruhumu çoktan fethetmişlerdi.

Korkumun en yakın arkadaşı öfke de sahnedeydi artık. Bu ikili beni delirtmek için yeterliydi. Korktukça öfkeleniyor, öfkelendikçe kafayı yeme raddesine geliyordum. Gözyaşlarım pes edişimi gösteren çekilmiş bir beyaz bayraktı.

Sabah uyandığımda rahatlamışlıkla nefes aldım. Tüm karanlık artık arkamda kalmıştı, evet saatler geçecek ve tekrar kendisini gösterecekti ama bunu düşünmekle gündüzümü de karanlıkta bırakamazdım. Kısa bir kahvaltının ardından bir tişört, bir kot giyerek kütüphanenin yolunu tuttum. Yüzümdeki gülümsemeyi saklayamıyordum. Hayat yaşanmak için beni bekliyordu. Mutluluğum korkumun altında ezilmekten sıkılmış, korkuya yer bırakmamaya çalışırcasına beni kendisine boğuyordu. Kütüphaneye varınca ilk iş telefonumu şarja taktım. Hava sıcak olduğu için üstüme bir şey almamıştım, oturup okuduğum kitapta kaldığım yerden devam ettim. Birkaç saat sonra içerisi insan dolmuştu.

Gözümü kırparken, bir saniyeden daha kısa bir sürede, o kısacık karanlıkta gözümün önünde bir yüz belirmişti. Beni boğan yüzlerden biriydi. Kabuslarımı gerçeğime taşıyan şeytanım… Bir sonraki göz kırpışımda tekrar belirince kırpmamaya çalıştım, sınırıma dayanınca daha hızlı kırpmaya çalıştım sonrasında da gözlerimi tamamen kapatıp yok olmasını bekledim. İşe yarayınca rahatlamışlıkla ciğerlerime acı vermeye başlayan havayı dışarı üfledim. Kitaba konsantre olamadığımı fark edince bıraktım ve ödünç alma isteğiyle elinde kitaplarla gelenlerle ilgilenirken aynı zamanda hayal kurmaya başladım. ”Bu hayatta tekrar doğsam ama tüm yaşanılacakları bilsem nasıl olurdu?” diye düşünüyordum. Pişmanlıklarım yaşanmamış, istediğim her şeyi yapmış, mutlu bir hayat geçiriyor olurdum ama öyle bir hayatta ben nasıl biri olurdum acaba? Kulaklık takmış şarkı da dinliyordum aynı zamanda. Oldukça sıradan bir gündü. Benim için hep böyle geçerdi zaten günler. Kitap okuyarak, hayal kurarak, kitapları düzenleyerek, gelen insanlarla ilgilenerek geçiriyordu gündüzler ve kendime uyguladığım işkencelerle geçiyordu geceler. Kendi ızdırabımı yaratmıştım ve cehennem ölmemi beklememiş, yaşarken gelmişti bana. Ne kadar onlar gerçek değil desem de, buna inanmaya çalışsam da her yerdeydiler. Saldırmak için bir açığımı kolluyorlardı.

Akşam olup da kütüphaneden çıkarken sınırıma dayandığımı düşünüyordum. Çıldırmak üzereydim artık. Öfkem dışarı taşmaya başlıyor ve etrafımdaki insanlara agresif davranıyordum. Sebepsiz patlamalarım bana uzak olan insanları daha da uzaklaştırıyordu. İnsanlar uzaklaştıkça şeytanlarım yaklaşıyordu. Bir psikoloğa görünmeliydim, biriyle konuşmak bana iyi gelebilirdi. Bende bir sorun vardı, ne kadar zaman geçerse geçsin onu kabullenememiştim ve tek başıma da baş edemiyordum artık. Gerçek birine ihtiyacım vardı. Kendi kendime karar verdim, yarın ilk iş kendime bir psikolog bulacaktım. Eve, içimden taşan heyecanı dizginlemekle uğraşmadan girdim; aksine bu heyecanın daha da coşmasını istiyordum. Kıyafetlerimi değiştirip kısa bir duş aldım ve önceki gün yaptığım makarnadan kalanlar ne hâlde görmek için mutfağa gittim. Çok susadığımı fark edip ilk iş bir bardak su içtim. Bardağı tezgaha koymamla elektriklerin kesilmesi bir oldu. İki gün üst üste aynı şey olması yüreğimde korku rüzgârları esmesine neden olurken ağır basan heyecanım, o rüzgârları görmezden gelmemi sağladı. Sakince yakmak için bir mum ararken üzerime çullanan şeytanla çığlık atıp hızla mutfaktan çıktım. Çantamın içinden telefonumu almak istiyordum ama çantamı bulamıyordum. Yatağımın üstüne bıraktım sandığım için yatak odasına gitmiştim ama burada yoktu. Korkuyla yatağımın yanında cenin pozisyonu alarak bekledim. Psikoloğa gitme kararımı biliyorlardı! Onlardan kurtulmak istediğimi biliyorlardı!

Duyduğum adım sesleri nefesimi tutmama neden oldu. Sanki geldiğini bilmemi istermişçesine her bir adımını gürültülü ve yavaş bir şekilde atıyordu. Dakikalar geçmesine rağmen bir şey olmamıştı, adım seslerini hâlâ duyabiliyordum ve öfkeyle ayağa kalkarak karşımda gördüğüm şeytanıma saldırmaya başladım. Sanırım artık gerçekten çıldırmıştım. Çığlıklar atıyor, yumruklar ardından tekmelerimi sıralıyor, yapabildiğim her şekilde öfkemi kusmaya çalışıyordum. Ama bu yaptıklarım şeytanımı sinirlendirmişti ve üstüme doğru gelmeye başlamıştı. Onun harekete geçişi sinir krizimin sonunu getirmişti. Ondan kaçmaya çalışırken bir başka şeytanım bana çelme takmış ve hemen arkamda duran camdan aşağı düşmeme neden olmuştu. Saniyeler süren düşüş bana yıllar gibi gelmiş ve bedenimi sarıp sarmalayan şeytanlarımın zafer nidalarını duymamı imkansızlaştırmıştı. Karanlık her tarafımı sararak beni bir parçası hâline getirdiğinde gözlerim çoktan kapanmıştı.

Kiracılarının çığlıklarını duyan genç çift merakla onun kapısında belirdiler. Çığlıklar çoktan dinmişti ama kapıyı ne kadar tıklatsalar da açan yoktu. Genç kadın dedesinden ona kalan binanın sahibiydi ve bu binanın sınırları içerisinde onun yüzüne kapatılabilecek bir kapı yoktu. Eve dönerek kiracının kapısını açan anahtarı aldı, eşinin yanına geri döndü ve hızla kapıyı açtı. İçerisi kapkaranlıktı, ışıkları açtılar, ardından bir ses duydular. Tap! Tap! Tap! Sesi takip ettiklerinde mutfaktaki musluğun tam kapatılmamış olduğunu gördüler. Esen güçlü bir rüzgârla genç adam suratına çarpan perdeyi ittirerek camı kapattı. Az önceki gürültüye inat şu an evde sadece genç çiftin nefes alış verişi duyuluyordu. Oturma odasında bir şey olmadığını görünce yatak odasına gittiler, kapıdan geçerken kadının ayağına yere düşmüş, yarısı yatağın altında duran çanta çarptı. Genç kadının ayağının darbesiyle çanta tamamen yatağın altına girmişti. Kafasını kaldırdığında eşinin yere düşmüş uzun, dar bir gardıroba baktığını gördü. Birlikte kaldırdıklarında gardırobun kapaklarının zarar görmüş olduğunu fark ettiler. Sanki birisi hayatı buna bağlı gibi bu kapaklara vurmuş, diye geçirdi içinden genç adam. Dışarıdaki gürültüyü duyunca cama doğru gitmek istediler. Adamın ayağı yerdeki kabloya takılmış ve sendelemişken eşi kolundan tutarak ona yardım etti. Kablo hemen camın önünde genç adamın ayağına dolanmıştı, eğer adam düşmüş olsaydı sonuçları onun için büyük olabilirdi. Camdan aşağı baktıklarında komşularının cansız bedeninin yerde yattığını gördüler.

Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Bugünkü konumuz aşk konulu filmler. Birçoğumuz ki özellikle kadınların tercih ettiği bir konu olan aşk filmleri hakkında ufak bir liste yaptım. Konuya ilgili olan kişiler bu listedeki filmleri çoğu kez izlemiş ve repliklerine kadar ezberlemişlerdir diye düşünüyorum. Ben yine de bu konu hakkında fikir sahibi olmak isteyenler veya arada duygusal çöküşüşe giren herkesin izleyebileceği filmleri […]
Kitle iletişim araçlarının toplumsal bilinci şekillendirdiği aşikâr. Bu bağlamda, bir kitle iletişim aracı olan sinema da toplumsal ve kültürel yapıyla ilgili gerçekleri kullanıyor ve aynı zamanda bu yapıları yeniden şekillendiriyor. Haz ve gerçeklik arasındaki ilişkiye dayanan sinemada, görülen her objenin temsil ettiği bir duygu ya da anlam bulunuyor. Bunun yanında sinema ve toplum arasında, sinema […]
Birçok kişinin ”Kadınların savaşta yeri yoktur.” söylemlerine kaşlarımı çattığımı, tarihte birçok kadın kahramanın yer aldığını ve bu isimlerin bilinmesi gerektiğini savunarak, kendi gücümüzün farkına vardığımızda, sınırlarımızı korumanın cinsiyet gözetmeksizin vatana karşı yapılan bir görev bilinci olduğunu ayrıca belirtmekten çekinmediğimi söylemeliyim. Sizlere, II. Dünya Savaşı’nın şiddetli olduğu yıllarda cephede ağır kayıplar yaşanırken tam da bu sebeple […]
Lumiere Kardeşler’in on dokuzuncu yüzyılda temelini atmaya başladığı ve günümüzdeki “bir eğlence aracı” , “bir kaçış ortamı”, “bir düş fabrikası” olarak nitelendirdikleri yeni “dil”; aynı zamanlarda Freud Breuer’in “Histeri Üzerine Çalışmaları” eserinin ortaya çıkmasıyla yeni bir başlangıcın ilk sayfalarını oluşturmuştur. İki farklı üslup ve yansıtma yöntemlerine rağmen, “düşünen ve sorgulayan, ilkel olmayan, canlının kendi hakkındaki […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.