fbpx

… Neyi unutmadım ki? Düşünüyorum da acaba şu hayatım boyunca ne kadar çok şeyi yapmayı ya da düşünmeyi unutmuşumdur. Ne kadar çok cümlem ağzımdan dökülmeden unutulmuştur. Çok şeyi unuttum. Bir dakika önceki cümlemi, neşemi, bahçemi ne çabuk unuttum. Şimdi yine kurak bir arazi hakim. Bir dakika önceki yaşama sevincime ne oldu peki? O da mı unutuldu? Neyi unutmamıştım ki?..  Ah tenimi okşadığın şu esintinin sonsuz cildimin üstünde bir yeri olduğunu bilseydim bu kadar köpeği olur muydum? Ama korkuyorum. Ya bir dakika sonra bu esintiyi de unutursam… Ne anlamı kalırdı o zaman cildimde bıraktığın o izlerin, hafif kaşıntının ve serinliğin. Karşımda duran o masum gül, beyaz yapraklarını esintiye bırakıp bana temas ettiği an bir böcek olsam. Fesleğenin kokusu eşliğinde o eklem bacaklarımı beyaz yaprağının üstünde gezdirip seyahat etsem. Ya da küçülüp en yüksekteki beyaz gülü cennet zannederek dikenlerinin her birine tırmana tırmana, basa basa çıksam. Sonra aslında beyaz bir gül olduğunu anlayıp hayal kırıklığıyla o beyaz yapraklarından dikenlerine doğru intihar etsem. O beyaz yapraklar artık kana bulansa ve hayatının geri kalanını sevgililer gününde sevgiliye büyük bir aşkla verilen o kırmızı güllerden biri olarak devam etsen. Ama senin beyaz yapraklarının kırmızı değil sadece kana bulandığını kimse bilmese. Ah güvenme o rüzgarın esintisine. O senin üstündeki kanı alıp uçurmaya değil kurutmaya geldi. Sen de artık unutursun beyaz bir gül olduğunu. Aynı bir dakika sonraki ben gibi. Ama ya dikenlerin alışırsa kana ve kanın getirdiği sıcaklığa. Ne olacak o zaman?.. Sen artık beyaz bir gül olur musun ki hala? Ya da beyazdan kırmızıya dönmüş bir gül mü olursun? Yoksa sen artık kırmızı bir gül müsün? Ya hep kırmızı bir gül olarak kalırsan… Sonradan beyaz bir güle dönme şansın var mıdır acaba?  Ah o masum beyaz gül… Ah o dikenleri cennete birer basamak olan beyaz gül… Ah o beyaz yaprakları cennet sanılan gül… Ne kederin varmış. Yaprakların bile utancından terk ediverdi seni. Onlar bile kalmadı artık bu diyarda seninle. Dikenlerin teker teker kuruyup toprağına karıştı. Kurudun mu sen yoksa eskiden beyaz olan gül? Sanmam. Senin yaprakların bu sonbahardan sonra geri gelmeyecek, bir sonbahar sonra da… Dikenlerinin kurumuş olması seni rahatlatmasın. Toprağın altında köklerini kemirmeye başladılar bile. Seni de almaz ki kimse şu topraktan. Üstüne basmazlar ki rahatça şu dünyayı terk edesin. Ne çilen varmış be eskiden beyaz ve gül olan şey. Şimdi görseler seni, adını ne koyarlardı? Ben de bilmem ki. Yaşadığını bile bilmem. Ama görüyorum ki yeşil yapraklarının seni terk edişi o kadife gibi yumuşak kan ile bulanmış yapraklarına yansımamış. Onlar daha bir tutunmuş tek kuru kalmış gövdene. Gidecek gibi de durmazlar. Artık kokun da değişmiş senin. Gül kokarken ölü kokar olmuşsun. Artık güzelliğin de değişmiş senin. Gül gibi sevinç saçarken mezar gibi ölüm saçar olmuşsun. Üzülme. Bir dakika sonra unuturum, unutursun, unutulursun…

İnsanın doğumundan itibaren yaşadığı varoluşsal sancıları somut bir şekilde karşınıza sunmak istedim. İnsanın tarih boyunca değişmeden fıtratında verilen iyi ve kötünün yaşamı boyunca çatışmasının kaçınılmaz sonu unutmaktı. İnsan, iyi ile kötü arasında el değiştirerek yaşadığı hayatı sonunda özünü unutarak yitirirdi.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]