fbpx

Yeni keşfettiğin ve çok hoşuna giden bir müzik oldu mu hiç? Çoğumuzun olmuştur herhalde. O kadar güzel bir müziktir ki, her gün sık sık açmış, hatta döngüye alıp arka arkaya dinlemişsindir. Sonrasında ise sana eskisi kadar zevk vermediğini düşündüğün için dinlemeyi bırakmışsındır. Eğer yakın zamanda keşfetmediysen, o müziklerin isimlerini kolay kolay hatırlamayacağını söyleyebilirim. Ne oldu peki? Ulan(!) bu müzik ne kadar güzelmiş, tam benlik dedikten sadece birkaç gün, belki bir hafta sonra neden o müziği ilk dinlediğindeki kadar sevmiyorsun? Neden şimdi arkadaşın açınca “kapat o müziği, dinlemekten bıktım!” diyorsun? Buna cevap vermeden önce, bir de diğer taraftan bakalım. Mesela dostlarının olduğu sıcak bir masada, hiçbir zaman dinlenmesi unutulmayan müzikler de olmuştur. Peki onları bu kadar değerli kılan ne ki?


Özel olmak. ”Her şeyin bir yeri ve zamanı vardır.” derler. Müzik örneğinde bahsettiğimiz gibi, birden hayatımıza giren ve merkeze yerleşen şeyler genelde kısa zamanda etkisini kaybediyor. Zannımca bunu sadece müzikler için değil, her şey için söyleyebiliriz. İnsanlar, duygular, düşünceler, sözler ve daha fazlası… Seni seviyorum, iyi ki varsın, aşkım, canım gibi karşımızdaki insana değerli olduğunu kelimelerle ifade ettiğimiz sözcüklerin ele düştüğü bir zamandayız sonuçta. Neden bu kadar sık kullanmak zorundayız ki? Yani demem o ki, çok sevdiğin bir şeyi sürekli yaparsan, o bir süre sonra senin için özel olmaktan çıkar.


Hayal Edelim

Beynimizle küçük bir dünya oluşturalım. İçerisinde küçük bir insancık olsun. Oraya yerleştirdiğimizde orta yaşlarına çoktan gelmiş, önceki hayatında edindiği tecrübelerin hepsini unutmuş olsun. Yaşamak için kendisinde olan içgüdüleri kullanarak kendisine bir barınak yapmış. Dünyanın onu koyduğumuz köşesinin hemen yanından geçen bir nehirden su ihtiyacını karşılıyor.Tek başına hayatta kalmaya çalışarak günlerini geçiriyor.

Yalnız, ama henüz, delirecek kadar değil. Birkaç ay sonra her gün tekrarlamak üzere, kurduğu barınağa o orada değilken çok seveceği bir akşam yemeği bırakalım. Her gün akşam yemeği o yemek olsun. İlk bıraktığımız günde kafası biraz karışık olacak tabi ki. Ama yedikten sonra çok mutlu olacaktır ve tekrar göndermemizi içten bir şekilde isteyecektir. İkinci akşam, üçüncü akşam çok mutlu. 1 ay kadar sonra ise akşam yemeği onun için bir rutin olmuş, kimin gönderdiği hala kafasını karıştırsa da, ilk günler kadar aklını kurcalayan bir şey olmaktan çıkar. 1. yılında ise artık kimin gönderdiği bile umurunda olmayacaktır. O akşam yemeği karnını doyurmasını sağlamasından daha fazla bir şey değildir. Ona sadece 1 gün yemek vermiş olsaydık, o günü küçük dünyasındaki en güzel gün olarak hatırlayacaktı. 1 gün değil, 1 yıl boyunca ona iyilik yaptığımızda ve sonrasında bıraktığımızda büyük ihtimalle küfür yerdik. O insana 1 gün yemek verdiğinizde mutlu olacaktır, ama sürekli bunu yaparsanız bu onun için bir anlam ifade etmemeye başlayacaktır. Ben sevdiğim birisine onun için özel olan bir şey yaptığımda mutlu olur, ama ne kadar sık olursa o kadar rutinleşir.


Senin için özel müzikler, sözcükler, insanlar olsun. Çok sevdiğin bir müzik mi var? Sadece gerçekten istediğin zamanlarda aç ki, sonrasında sıkılma. Çok sevdiğiniz bir insan mı var, onu çok sıkma ki senden kaçmasın. İlişkilerine hızlı başlama ki hızlı bitmesin. Bırakalım da tadında kalsın, ne dersin?

Özel olan her şeyin özel kalması dileğiyle..

Emre içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Emre içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]