İnsanoğlu olarak yüzyıllardır birçok sorunla mücadele ediyordu. Bu sorunlar başlıca kıtlık, salgın hastalıklar ve sonu gelmez savaşlardı. Avrupa’daki veba salgını, dünya üzerinde aynı anda farklı yerlerde yaşanan savaşlar ve 16-17. yüzyılda dahi açlıktan dolayı hayatını kaybeden milyonlarca insan. Ancak artık günümüzde  ne milyonlarca insan öldüren salgın hastalıklar ne savaşlar ne de kıtlık kalmadı. Artık dünya için felaket olabilecek diye nitelendirilen salgın hastalıkların, birkaç bin insanı öldüremeden Dünya Sağlık Örgütü tarafından yok olduğu açıklanıyor. Artık kıtlık nedeniyle ölen insan sayısı, obeziteden ölen insan sayısından 3 kat daha az. Ve artık günümüz dünyası büyük savaşlara şahit olmuyor. Peki insanoğlu artık ne için mücadele edecek ?

               Bizim fikrimize göre insanoğlunun kendine amaç olarak edinebileceği birkaç konu var. Bunlar başlıca “ölümsüzlük” ve “devamlı mutluluğa ulaşma” olacaktır. Bu iki amacı değerlendirelim.

               Ölümsüzlük insanoğlu için aslında son 1-2 yüzyılda gündeme gelmiştir. Daha öncesinden insanoğlu ölümü mutlak bir değer olarak görüyordu. Tabii ki bunda İslamiyet, Hristiyanlık gibi genel egemen dinlerin ölüm sonrası hayatı yüceleştirmesi büyük rol oynadı. Ancak bilim insanları artık ölümü teknik bir sorun olarak görüyor. Yani ecelimiz geldiği için değil, artık kalbimizin daha fazla kan pompalayamadığı veya damarlarımızın kan taşıyamaz hale geldiği gibi teknik sorunlar nedeniyle insanın öldüğü düşünüyorlar. Ölümsüzlüğü de bu teknik sorunlar aşılmasıyla birlikte elde edilebileceği düşünülüyor. Günümüzde yapay organların, damarların ve uzuvların üretilmesini göz önüne de alırsak ölümsüzlük pek tabii mümkün görünüyor. Ancak sorun şurada başlıyor; Ölümsüzlük sosyal hayatımızı nasıl etkileyecek ? İnsanlar sonsuza kadar yaşayacaklarını düşündüklerinde milli değerlerine, ailevi değerlerine aynı şekilde kendilerini adamaya devam edecekler mi ? Ayrıca günlük hayatımızda aldığımız tüm riskleri bir gün hayatımızı kaybedeceğimizi düşünerek alıyoruz. Ölümsüzken bu riskleri alabilir miyiz ? Ölümsüzlük yerine ortalama insan ömrünün 150 yıla çıkarılması gibi bir mütevazı hedefi elde ettiğimizi düşünelim. Ortalama olarak 30 yaşında evlendiğinizde, evliliğinizi 120 sene sürdürebilir misiniz? Patronunuza 120-130 yıl tahammül edebilir misiniz? Veya terfi almak için bu süre boyunca patronunuzun emekli olmasını bekleyebilir misiniz? Tabii bu konuda her soru yeni bir sorunun doğmasına sebep oluyor. Ancak emin olduğumuz şey şu ki insanlık bırakın ölümsüzlüğü, ömrünün uzamasına bile hazır değil.               

Devamlı mutluluğa ulaşmayı ele alalım. Devletler bir iki yüzyıldır sağlık, eğitim ve sosyal refaha mükemmel derecede yatırım yapıyorlar. Ancak aslında bu yatırımlar, insanların mutluluğunu arttırmak adına değil o ulusu güçlendirmek için yapılıyor. Yani şu anda devletlerin birinci önceliği kesinlikle vatandaşların mutluluğu değil. Aslında mutluluk dediğimiz kavram arzularımız ile alakalı. Arzularımızın tatmin edilmesi bizi mutlu ediyor, ama aynı zamanda arzularımız her tatmin olduğunda daha da yüksek arzularımız ortaya çıkıyor ve mutluluğumuz sona eriyor. İnsanoğlu arzularını kontrol edebilmeyi öğrenebilir mi dersiniz? Açıkçası günümüzde insanlık arzularını kontrol etmekten oldukça uzaklaşıyor ve doyumsuz hale geliyor. Biyoloji bilimi ise bu konuyu çok farklı bir biçimde ele alıyor. Biyolojiye göre insanlar günlük hayatta elde ettiği başarı ve ödüllerle mutlu olmuyor, insanların mutlu olmasını sağlayan hormonları. Yani hormonlarımız kadar mutluyuz. Bilim, günümüzde başarı merdivenlerini çok hızlı çıkmaya başladı, belki bir gün hormonlarımızı tam anlamıyla kontrol edebilir hale gelirsek belki de sonsuz mutluluğa ulaşabiliriz. Ancak günümüzde bunlar tamamıyla varsayımdan ibaret.

Kudret içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Kudret içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

-Şahsiyet dizisine dair spoiler mevcuttur. Tetikleyici unsurlar içermektedir.- 2018 yılına damgasını vuran ”Şahsiyet” dizisini birçoğumuz izledik. Başlarda ne olduğunu anlayamadık hiçbirimiz, sadece birkaç tahminimiz oldu. 11 bölüm boyunca hiçbir şeyden emin olamadık ancak 12. bölümünde izlediklerimiz her birimizi paramparça etti. Dizinin finalinde, 11 bölüm boyunca Agâh Beyoğlu’nun ne için onca cinayeti işlediğini tüm çıplaklığıyla izledik. […]
Dostoyevski’nin Prusya Savaşları’nda yaşadıklarını eserlerine nasıl aktardığı, Danzig cephesinde şahit olduğu dramı, Kresy cephesinde tanıştığı ilk aşkını romanlarında hangi karakterlerle betimlediği üzerine olan makalemi yetiştirmeye çalışırken arkadaşımdan gelen bir telefon akademik gündemimin alt üst olmasına yol açtı. Eski uygarlıkların dilleri üzerine uzman olan arkadaşım son iki senesini Latince üzerine bir lügat hazırlamakla geçirmekte fakat lügat […]
Elif İnci TUTKUN ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Latif BEYRELİ Kimdir? Latif Beyreli, Yükseköğrenimini, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü mezunu olarak 1986 yılında tamamladı. Yüksek lisans eğitimini 1988 yılında, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili Ana Bilim Dalında “Lehcetü’l-Lügat” adlı teziyle; doktora eğitimini 1994 yılında, MÜ Türkiyat Araştırmaları […]
Öykü ve romanlarıyla çağdaş yazarlar arasında ön plana çıkan Ayfer Tunç’un “Aziz Bey Hadisesi” isimli öykü kitabını Yapı Kredi Yayınları’ndan sonra 2006 yılında Can Yayınları basmıştır. Can Yayınları bu basımında Ayfer Tunç’un sadece Aziz Bey Hadisesi hikâyesine değil, beş hikâyesine daha yer vermiştir. Bu hikâyeler şunlardır: Kadın Hikâyeleri Yüzünden, Soğuk Geçen Bir Kış, Kar Yolcusu, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.