fbpx

Son dersin bitiş ziliyle dağılan kalabalığın arasında telefonu açmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Sonunda okulun bahçesinden dışarı adım attığımda arayanın annem olduğunu görmüştüm. Okulum eve yakındı, bir yandan yürürken anneme telefon açtım. Gelirken almamı istediği şeyler vardı, nedir hiç hatırlayamıyorum… Eve yakın bir mesafede bir markete girip isteklerini alıp çıktığımda kapıda arkadaşımın beklediğini gördüm. Adı Efe idi bu arkadaşımın. Ben henüz orta sonken benden bir yaş büyük olduğu için ayrı düştüğüm arkadaşımı uzun süredir ilk defa görüyordum. 4 yaşlarında taşındığımız yeni mahallede tanışmıştım bu arkadaşımla. Her gün buradaydı, arkadaşları da buradaydı. Kendisi burada oturmuyordu ancak benim okuduğum ortaokul da okumuştu o da. O yüzden hem daha yakın diye hem de arkadaşları burada diye her gün okul bittiğinde buraya gelirdi. Anneannesi burada yaşıyordu, çantasını bırakıp dışarı çıkardı. Tek tek isimlerimizi haykırırdı. Biz böyle mahallenin bir çıkmaz sokağında yaklaşık 7-8 arkadaş senelerimizi geçirmiştik. Orada oturup mahalle maçı yaptığımız da olmuştu, kar topu oynadığımız da. İp atlarken yere de düşmüştük, ilk bisiklet heyecanını da yaşamıştık. Mahallede ilk bisiklet alan olduğunda hepimiz tek tek sürmeye çalışmıştık.

Zaman geçmiş, artık herkesin bisikleti olmuştu. Biri düştüğünde bizim ağladığımız olmuştu. Hatta ilk kez bir sprey boya almıştık kırtasiyeden. Çıkmaz sokağın en son duvarına baş harflerimizi yazdığımızı hatırlıyorum. Zor kaçmıştık. Sonra Efe ile yakınlığımızın bozulmadığı uzun yıllar geçirdik. Çocukluk arkadaşlarının en güzel yanı, hep rahat davranabilmenizdir. Çünkü bu insan sizi her şeyinizle biliyordur. İlk düştüğünüzde de yanınızda olmuştur, dondurmadan bedava yazan çubuk çıktığında da mutluluğunuza ortak olmuştur. Gelgelelim böyle uzun yıllar geçirdikten sonra artık eğitimin baş gösterdiği dönemlere. Kendisi liseye geçmişti, ben orta sondaydım. Çok görüşemiyorduk, diğer arkadaşlarla hep bozulmuştuk. Herkes bir yana dağılmıştı. Ancak bizim güzel bir arkadaşlığımız vardı, daha da önemlisi sağlamdı arkadaşlığımız. Ancak görüşememeye başlamıştık.

O gün markete girerken beni görmüş, beklemiş kapıda. ”Sen bu yoldan en son ne zaman benimle beraber yürümüştün ya?” gibi bir şey dediğimi hatırlıyorum. Komik ve bize özel bir tokalaşma şeklimiz vardı, o şekil bir tokalaşmıştık. O anki gülmemizi hala duyabiliyorum. ”Markete girdiğini gördüm, bekleyeyim dedim. Ne yapıyorsun görüşmeyeli?” Böyle bir yandan konuşup eve yürüyorduk. Çok iyi hatırlıyorum, hafiften bir burukluk vardı gözünde. Bir insanı çok iyi tanımak bazen sıkıntı bile olabiliyordu. Kahkaha atarken bile gözünün içine baktığınızda ne hissettiğini anlarsınız; birini gerçekten tanıdığınızda. Ben o gün morali bozuk arkadaşımla 5 dakikalık yolu 20 dakikada yürümüştüm. Güle güle yürüdüğümüz dakikalar çok çabuk geçmişti. Evin önüne geldiğimizde, neden moralin bozuk diye sormayı düşünmemiştim. O an bunu neden düşündüm bilmiyorum, belki de sadece dertlerden konuşmak istemedim. Sonra şu garip tokalaşma işini yapmaya çalıştık, hiçbir zaman tam beceremiyorduk bunu. Güldük, sarıldık. Zile basıp annemin kapıyı açmasını beklerken gidişini izledim. ”Görüşürüz.” demiştik birbirimize. Biz bir daha hiç görüşemedik.

>> (opens in a new tab)” rel=”noreferrer noopener” class=”rank-math-link”>Ölüm, Tek Gerçek – II’yi okumak için>>>

Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.