fbpx

Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsan ceketimi al
Günün en güzel saatleri bunlar
Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim
Gene de sen bilirsin
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim
İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim
Ama gitme Lavinia
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme Lavinia…

Özdemir Asaf

Sevenlerin ortak derdidir sevdiği tarafından terk edilmek. Ama çoğu zaman da bu durumu istemeye istemeye yaşamak zorunda kalırız. Sevmenin her zaman yaklaşmakla olmadığını bazen uzaktan, çok uzaktan sevmek gerektiğini öğretemedik onlara. Zor geliyor tabii onlara. Uzaktan sevmelere alışık değiller. Aşkı tenle temas olmadan yaşayamıyorlar. Masum değiller. Bunu umursamadan bir de sevenlerini kirletiyorlar…

”O olsa yeterdi bana” diyoruz ama resmen kaçarcasına uzaklaşıyorlar. Özgürlüklerine düşkün olduklarını söyleyip sadık kalamayacaklarını belirtiyorlar fakat bu seven kalpler bir türlü görmüyor, anlamıyor. Her fırsatta aşkı da bizi de küçümsüyorlar. Fakat biz yine de ”Olsun.” diyor her dediklerini görmezden geliyoruz. ”Böyle bir hayat nasıl yaşanır ki?” diye bir kez olsun kendimize sorsak onca olay onca kırgınlık yaşanmayacak aslında. Bunu biliyoruz ama aşıkken kaybetme korkusuyla aklımızı susturuyoruz, kullanmıyoruz adeta.

Onlara sevgi gösterdiğimiz halde her fırsatta bizleri küçümsemekten vazgeçmiyorlar. Onları asla terk etmeyeceğimizi biliyorlar. Buna eminler. Bizlerin tek suçu hak etmediği halde bu tip insanlara fazla sevgi göstermek. Yapmamız gereken şey düşünce yapımızı Namık Kemal’in, Akif bey adlı eserindeki Dilruba karakterinin, bir erkek olmazsa başka erkek olur veya bunu, bir kız olmazsa başka olur, türünde değiştirmek. Aslında çok doğru değil ama bir insana körü körüne bağlanıp onu ölürcesine sevip üstüne bir de o insan tarafından terk edilmektense bu yol çok daha mantıklı. Karşınızdaki sizi ne kadar seviyorsa siz de o kadar sevin ki acı çekmeyin…

Size hayal kurmayı öğretenin en büyük hayal kırıklığınız olduğu bir dünyadaysanız ne kadar iyimser bakabilirsiniz ki yaşamınıza. Hiç gitmeyecekmiş gibi hissettirip yok oluyor bir anda. Ne zannediyorlar ki kendilerini. Paramparça, yıkık ve hiç yaşayamadıkları hayatlarının acısını en çok sevenlerinden çıkarıyorlar.

Biz umursamıyoruz işte. Tüm bu yaptıkları acımasızlıkları, sevmeyişlerini.

Bir gün yok olma sebebimizin olacağını, gülen gözlerimizin kanlı yaşlarla dolacağını bilmeden onları her şeye rağmen kalbimizde yaşatıyoruz ve onlar ruhumuzu da yanlarına alıp gidiyorlar..

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]
CEMAAT, İSTİKRAR, ÖZDEŞLİK Cesur Yeni Dünya, teknolojinin ve bilimsel teknik bilginin kontrolünde olan bir toplumda birey düşüncesinin ve özgürlüğün olmadığı ama bunun yerine sistemin istediği biçimde yaşayıp ve düşündüğünü sanan edilgen insanların olduğu bir dünyadır. Roman, Londra merkezli ve yöneticisinin Mustafa Mont olduğu Dünya Devleti’nde geçmektedir. Dünya Devleti de diğer birçok distopik romanda olduğu gibi […]
Bildiğimiz üzere II. Dünya Savaşı’nın sonunda Soğuk Savaş süreci başlıyor ve dünya, ABD ve Sovyet Rusya’dan oluşan iki kutuplu bir düzenin etrafında şekilleniyor. Bu kutuplar arasında her alanda olduğu gibi uzay ve havacılık alanlarında da rekabet yaşanıyor ve pek çok ülke bu alanlara yönelik ajanslar kurarak gerekli çalışmalara başlıyor. Günümüzde de devam eden bu çalışmalar, […]
Bugünkü konumuz aşk konulu filmler. Birçoğumuz ki özellikle kadınların tercih ettiği bir konu olan aşk filmleri hakkında ufak bir liste yaptım. Konuya ilgili olan kişiler bu listedeki filmleri çoğu kez izlemiş ve repliklerine kadar ezberlemişlerdir diye düşünüyorum. Ben yine de bu konu hakkında fikir sahibi olmak isteyenler veya arada duygusal çöküşüşe giren herkesin izleyebileceği filmleri […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.