fbpx

Dostoyevski’nin Prusya Savaşları’nda yaşadıklarını eserlerine nasıl aktardığı, Danzig cephesinde şahit olduğu dramı, Kresy cephesinde tanıştığı ilk aşkını romanlarında hangi karakterlerle betimlediği üzerine olan makalemi yetiştirmeye çalışırken arkadaşımdan gelen bir telefon akademik gündemimin alt üst olmasına yol açtı.

Eski uygarlıkların dilleri üzerine uzman olan arkadaşım son iki senesini Latince üzerine bir lügat hazırlamakla geçirmekte fakat lügat ile beraber kelimelerin bugüne hangi dönüşümlerle geldiğini de içeren kapsamlı bir çalışma. Umarım layığıyla bitirir ve literatüre kazandırmış olur. Kelimelerin dönüşümünü incelerken noktalama işaretleri de dikkatini celp etmiş ve bana noktalama işaretlerinin çok garip olduğunu söyledi.

İçimden “sonunda doğru yere gelmeye başladığını” düşünerek tebessüm ettim. Zira insanlık günlük iletişimini umumiyetle konuşarak sağladığından dolayı harflerin, işaretlerin öneminin kelimeler ve tonlama kadar anlaşılabilmiş olmadığı kanaatindeyim. Belki başka bir yazımda bu konuya daha detaylı değinirim.

Konuşmamız epey uzun sürmesine rağmen tüm detayları aktarmam mümkün olmadığından arkadaşımın istifade ettiği ve belki de okuyucunun da istifade edebileceği bir iki noktayı yazıya dökmek istedim.

Yazının Sümerler tarafından bulunduğu herkes tarafından bilinmesine karşın noktalama işaretlerinin bulunuşu çoğu insan için meçhuldür. Bu durum belki de önem atfetmeyişimizden kaynaklanıyor. Fakat atalarımız bu işaretleri ilk olarak aslında sembolik anlamları ifade etmek için kullanmışlar.

Avcı – toplayıcı toplumken karşı karşıya olduğumuz gerçekler ile tarım toplumunda yaşadığımız gerçekler farklı olduğundan dolayı kimi ifadelerimizi hayvan sembolleriyle kimi ifadelerimizi de tarım sembolleriyle ifade etmişiz. Mesela gülün aşkı sembolize etmesi, yapılan kazılar sonucu, ilk defa Yukarı Mezopotamya’da M.Ö. 30 binli yıllara rastlarken güzelliğin ceylana benzetilmesi M.Ö. 85 binli yıllara rastlıyor.

Bu ifade ediş tarzı yazının bulunmasından sonra farklı bir boyuta taşınıyor. İnsanoğlu artık harflerle ve rakamlarla beraber noktalama işaretlerini de kullanmaya başlıyor. Fakat başlangıçtaki kullanım amacı bugünkü kullanımımızdan oldukça farklı. Mesela bugün not alırken kullandığımız “*” işaretine ilk defa İndus Vadisi yakınlarında rastlıyoruz ve sembolik anlamı tahmin edilenin aksine “kar” değil, dönemin en üst yöneticisini temsil ediyor. “&” işareti dönemin önde gelen mabedini temsil ederken “#” işareti, sayısı 100’den az olan ordu birliklerini anlatmak için kullanılıyor.

Arkadaşıma bu konuda en kapsamlı bilgiyi Peter Smith’in “Conversion of Punctuation Marks –  Throughout History” adlı çalışmasında bulabileceğini söyleyerek konuşmayı bitirip kendi çalışmama dönmeye çalışırken bana noktalı virgülün çok garip olduğunu söyledi. Esasının noktalı virgül değil; virgüllü nokta olduğunu, noktanın altta virgülün üstte kuzeyden doğuya doğru çeyrek çember biçiminde olduğunu fakat Roma döneminde anatomi bilmeyen biri tarafından galat olarak kullanımının meşhur olduğunu anlattım.

Daha da enteresanı iki noktanın üst üste olmasıdır ki kimin altta kimin üstte olduğunun o kadar da önemli olmadığını sembolize etmektedir.

Bugünden bakarak yazım anlamında nasıl evrimleştiğimiz her geçen gün daha da netlik kazanırken yüzyıllar sonrasına nasıl evrileceğimiz bizim için meçhul. Belki de bizim geçmiş atalarımızın sıradan kullanımlarını bugün garipseyişimiz gibi yüzyıllar sonra da insanlık bizi garipseyecek…

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]