fbpx

“Sosyopat değilsen başarı merdiveninde en yukarı çıkamazsın. Çünkü merdiven insanlardan yapılmıştır.” repliği, geçen günlerde izlediğim bir dizide geçiyordu. Sahi kendimizi yüceltmeye, daha iyi bir konuma getirmeye çalışırken ne çok insan eziyor, ne çok kalp kırıyoruz. Biz insanlar sürekli bir şeylerin peşindeyiz, sürekli bir şeyde en iyi olabilmek için birilerini geride bırakmaya uğraşıyoruz. Sürekli bitmek bilmeyen bir yarış içerisindeyiz hayatın her alanında. Yoruluyoruz, tükenme noktasına geliyoruz. Bu noktada bizi tüketenler bir basamak atlayıp buna “başarı” diyorlar ya da bunu yapan kendimiz de olabiliyoruz. Sanki gerçek bir survivor’dayız fakat gerçekten kazanan var mı?

Merdivenin en üst basamaklarındakiler kuşkusuz en acımasız olanlar. Ne kadar zor yolları aşarsan o kadar aşılması zor bir insan olursun çünkü. Onlar o noktaya gelebilmek için çok çabaladılar ancak şu an mutlular mı? Alttakiler ise acı acı gülenler genelde. Onlar “başaramayanlar” fakat gülümseyebiliyorlar. Merdiven boyunca devamlı önemsiz konularda mücadele, ömürden ömür çalan bir didinme, inişler, çıkışlar, sarsıntılar, intiharlar… Yahu bunca şeyin içerisinde kendimize ve sevdiklerimize ne katıyoruz biz? Didinmek dışında mutlu olmak, huzurlu uyuyabilmek için ne yapıyoruz biz? Ölene kadar işte, eğitimde, parada, sosyal statüde merdivenin en yukarılarında olabilmek için tüketiyoruz kendimizi, sevdiklerimizi ve en sonda hayatımızı. Buna bir tık mecbur bırakıldık, inkar edemem. Bu merdiveni de kim neresinden hayata uyarladı bilmiyorum ama belli ki bize iki seçenek veriyor: Ya ezileceksin ya da ezerek buna ”başarı” diyeceksin.

Ben sürekli üzerine basılan bir basamağım, alt basamaklardayım dahaca. Arada bir arkadaşlarımın, ailemin, tanısam çok seveceğim insanların üzerine basarak birkaç basamak yukarı çıktığım oluyor. Ancak bununla ne kadar gurur duyabilirim ki; bu ne ölçüde vicdanın, zihnin rahat olabileceği bir başarı? “Siz hangi basamaktasınız?” diye sormam ama “Siz kimleri ezdiniz?” diyebilirim. Çünkü böyle yapıyoruz, farklı olduğumuzu sanıyoruz ama hepimiz bir noktada tamamıyla aynıyız. Benciliz, bundan daha kötü olan şey ise buna alışmış olmamız. Fark etmiyoruz, vakit ayırmıyoruz. Kendimizin farklı olduğunu, “diğerleri gibi” olmadığımızı, onlardan daha iyi olduğumuzu üst basamaklardakilere kanıtlamaya çalışıyoruz. Ama en çok da kendimize. Çünkü ancak böyle yaşamaya sebep ve heves buluyoruz. Sadece yaşamaya çalışıyoruz, ne olursa olsun sadece daha iyisi olmaya çalışıyoruz. Sadece. En acı olan da bu.

Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]
CEMAAT, İSTİKRAR, ÖZDEŞLİK Cesur Yeni Dünya, teknolojinin ve bilimsel teknik bilginin kontrolünde olan bir toplumda birey düşüncesinin ve özgürlüğün olmadığı ama bunun yerine sistemin istediği biçimde yaşayıp ve düşündüğünü sanan edilgen insanların olduğu bir dünyadır. Roman, Londra merkezli ve yöneticisinin Mustafa Mont olduğu Dünya Devleti’nde geçmektedir. Dünya Devleti de diğer birçok distopik romanda olduğu gibi […]
Bildiğimiz üzere II. Dünya Savaşı’nın sonunda Soğuk Savaş süreci başlıyor ve dünya, ABD ve Sovyet Rusya’dan oluşan iki kutuplu bir düzenin etrafında şekilleniyor. Bu kutuplar arasında her alanda olduğu gibi uzay ve havacılık alanlarında da rekabet yaşanıyor ve pek çok ülke bu alanlara yönelik ajanslar kurarak gerekli çalışmalara başlıyor. Günümüzde de devam eden bu çalışmalar, […]
Bugünkü konumuz aşk konulu filmler. Birçoğumuz ki özellikle kadınların tercih ettiği bir konu olan aşk filmleri hakkında ufak bir liste yaptım. Konuya ilgili olan kişiler bu listedeki filmleri çoğu kez izlemiş ve repliklerine kadar ezberlemişlerdir diye düşünüyorum. Ben yine de bu konu hakkında fikir sahibi olmak isteyenler veya arada duygusal çöküşüşe giren herkesin izleyebileceği filmleri […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.