“Doğurup doğurup bir köşeye fırlattığın şeylerin çocuğun olduğunu görmüyor musun?” Hayatımda bir kez olsun bütün cesaretimi toplamış ve bunu da anneme başkaldırabilmek için harcamıştım. Ancak yüzümde ateşten çıkan bıçağın acısı gibi hissettiğim bir acıyla savrulmam alabileceğim en iyi cevap olmuştu. “Sizi bir babanız dahi olmadan, ellerimle ben, yalnız ben büyütmedim mi? Bir de ablaları olacaksın, bu nasıl bencillik?” Evet efendim, 11 kardeştik ve ben en büyükleriydim. Annem için gurur, benim içinse çok ağır bir yük olan bu özellik beni bitiren şey olmuştu. Bugün halen toprağın üzerinde değilsem annemin gururla bahsettiği bu ağır yükten sebepti.

Biz 8 kız, 3 erkek kardeş bir evin içinde anama hizmet edip günlerimizi geçirmeye çalışıyorduk. Yaşım 25’e varmıştı, güzel bir genç kızdım. Sene 70’lerin başıydı ancak bizim evde hele bir baba da yokken kız çocuklarına daha çok önem verilmişti. Gerek annem, gerek kapının önünden geçen her insan için… Annem 2 gün önce beni karşısına alıp ”Yaptığım işi sen de yapacaksın, karın doyurmaya gücüm kalmadı.” dediğinde bağıra çağıra bütün ortalığı kaldırmış ama bunu sadece kafamın içinde yapabilmiştim. Annem, hayat kadınıydı. Baba denilen şeyin bu evin içerisinde hiçbir önemi yoktu. Arada bir de çocuk doğururdu böyle, büyütür. 12’ye geldikten sonra ”Eh kızım şunu yap karnını ben doyuruyorum. Oğlum git sanayiye, seni ben büyütüyorum…” Başlardı konuşmaya, biz de katılırdık malum, ne bileceksin işin gerçeğini. Çocuğuz henüz…

Şimdi böyle bir şeyi benden, kızından çok rahatça istemesi sanırım beni delirtecek son şey olmuştu. Ne kendi kardeşlerimin ileride bunlara malzeme olmasını istiyordum ne de kendim için böyle bir gelecek diliyordum. Kendimi bildim bileli yaptığım tek şey anamın ayak ucuna oturup, karnıma her tekme yediğimde kalkıp ona çay koymam olmuştu. Bir yerden sonra yaşıtlarımın okula gidişini izlediğim bir dönem de vardı. Sonra ise gizlice çalıştığım bir dönem. Şimdi o zamanlar düşüyor aklıma, belki biraz daha temkinli olsaymışım… Annem geceleri giderdi evden. Bu kadar kardeşin başında bir benim durmam, geceleyin, zifiri karanlıkta… Bu onun için normaldi. Ancak benim umurumda değildi, bu yükü de sırtlanmak istemiyordum. Tam bir sene çalıştım… Gece olunca, annemin kapıyı çarpmasını bekledim. Gidince peşine çıktım ben de, aklı bir karış havada insanlarla dolu mekanlarda şarkı söylüyordum…

Yaptığım anamın işinden çok farklı gibi gözükmese de çok farklıydı. Ben paramı kazanıp buradan defolmak istiyordum. Kendimi satmak istemiyordum. Doğuracağım çocuklara bahşedilecek olan ruhu heba etmek istemiyordum. Tanrı o ruhlara çok daha güzel sığınaklar, yuvalar verebilirdi… Biraz elime para geçmeye başlayınca kendime bir otobüs parası çıkarıp hayatıma başka bir yerde yeniden başlama hayallerim suya düşmüştü. Çünkü dayanamıyor, eve gelirken bir kitapçıya uğruyordum. Eskiden de yapardım bunu, evimize yakın yerde bir kitapçı vardı. Çöp atmaya, ekmeğe, market görmeye giderken işimi çabucak halledip dakikalarımı orada geçirirdim. Şimdi ise alabiliyorken almazsam kendime saygısızlık olacağını düşünür olmuştum, ve alıyordum…

Gel gelelim 1 hafta önceki hazin geceye… Mekana çıkmış şarkı söylüyorken boğazım derin bir acıyla kaplanmıştı, yutkunamıyordum. Annem bir masada oturmuş, elinde sigarası, öylece bakıyordu. 1 dakika sonra ise dışarıda bağırış çağırışlarımız baş göstermişti. “Sen buradan para kazanıyorsun da bana söylemiyorsun ha? Ben seni bunun için mi büyüttüm? Kardeşlerine böyle mi örnek olacaksın sen?” Başım yüksek sesten yeni çıkmışken ve havanın soğukluğu neredeyse çıplak bedenime hücum ederken deli gibi ağrıyordu. “Bana bu yükü hatırlatıp durmaya utanmıyor musun? Yıllarca bir bok çuvalı gibiydim. 25’ime geldim, hâlâ bana kardeşlerimden bahsediyorsun… Ben mi dedim sana doğur diye? Ben mi zevk için çocuk yapıp yapıp bu kadar hayatı karart diye? Çalışıyorum, bu iğrenç yerde çalışıyorum. Neden biliyor musun? Çünkü senin benim yerime istediğin hayatı ben tercih etmiyorum!”

Bu sözlerin peşine koşarak eve gitmiştim. Çünkü bilirsiniz, o an orada 1 dakika daha duracak olsam beni paramparça edecekti… Ve günlerce hiç konuşulmayan bu konu 2 gün önce yeniden kendini göstermişti. Bütün kardeşlerim dışarıdayken yatağın altına sinmiş, aldığım kitaplardan birini okuyordum. Dışarı diye haykıran sesi duyunca hemen korkuyla çıktım. Annem yanıma gelmişti! Bir an için geçen acı dolu 25 seneyi unutmuş, bu berbat insana bakarken her şeyin farklı olacağını ümit etmiştim. Ancak o benden kazandığım parayı istemişti… Yine bana çocuklardan, karın doyurmaktan, saçmalıklardan bahsedince, bu sefer gerçek anlamda, bütün benliğimle oradayken ben de yükselmiştim. Ve yüzüme bir tokat yemiştim.

“Sakın kendine ‘Anneyim ben.’ deme. Sen anne falan değilsin, sen yıllardır yaptığın p…çleri benim başıma atan bir insandan başka şey değilsin! Yazık sana, hayatını mahvettin ve şimdi beni, bizi de mahvediyorsun!” Ben artık dayanamıyordum, bana kızmayın. Ben bunları hak eder miydim? O kadar insanın yükünü taşımayı hak etmiş miydim ben? 2 saat sonra, hevesle aldığım kitapları üst üste koyduğumu görecekti annem. Tavanda kalın bir ip görecekti, yere dizdiğim kitaplara basarak kafamı oraya geçirişimi hayal edecekti. 2 saat kadar sonra, hayallerimin üzerinde sallanan cansız bedenimi bulacaktı.

Benim adım Mihran. Henüz 25 yaşında, hayatın acımasızlığıyla karşı karşıya kalmıştım. Aslında 25 senedir çekiyordum bu acıyı da, artık dayanamamıştım. Ben bu lanet yerden kaçtım. Ne oldu kardeşlerime, anama ne oldu hiç bilmem. Özür diliyorum, şimdi bir küçük kardeşime bıraktım bu yükü ve özür diliyorum… Ama ben yapamadım, benim ruhum bu bedene bu hayata layık olacak kadar güçlü değildi. Ben öldüm, hayallerim ve umutlarımla beraber bir mezar taşından ibaretim artık. Ben bu hayatı seçmemiştim ama benim için bu hayat seçilmişti. Bu yüzden, annemden nefret ediyorum. Tanrı’nın işine karışmasından da nefret ediyorum! O kadar çocuk yapmasından da! Yaptığı seçimler benim hayatımı bitirmiş ve kardeşlerimin de hayatını bitirecekti. Şimdi sadece ana sevgisini hayat belleyen bu çocuklar, ileride bir gün hayalleriyle gideceklerdi toprağa. İşte bu yüzden, hayalim olan o kitaplarla hayata veda ederken yüzüm gülüyordu…

Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Öykü ve romanlarıyla çağdaş yazarlar arasında ön plana çıkan Ayfer Tunç’un “Aziz Bey Hadisesi” isimli öykü kitabını Yapı Kredi Yayınları’ndan sonra 2006 yılında Can Yayınları basmıştır. Can Yayınları bu basımında Ayfer Tunç’un sadece Aziz Bey Hadisesi hikâyesine değil, beş hikâyesine daha yer vermiştir. Bu hikâyeler şunlardır: Kadın Hikâyeleri Yüzünden, Soğuk Geçen Bir Kış, Kar Yolcusu, […]
Jane Casey’nin kaleme aldığı Maeve Kerrigan serisinin 8. kitabı “Sessizliğin Peşinde” çok keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Polisiye kitaplarını okumayı çok seviyorum zaten ve yazarın kalemiyle tanışalı uzun bir zaman oldu. Yazarın kitaplarına seri olduğunu bilmeden başlamış ve çok sevmiştim. Ama şunu söyleyeyim ki bir yanlış anlaşılmaya mahal vermeyeyim. Serinin her kitabında farklı bir […]
Bitkilerin bizler için neler yaptıklarını biliyoruz. Bazılarımız ormanlardaki ağaçlardan yapılmış ahşap masasında oturuyor, fincanlarımızdaki Brezilya’da yetişen kahve çekirdeklerinden öğütülerek hazırlanmış kahveyi yudumluyoruz. Pamuktan yapılan giysiler giyiyor, milyonlarca yıl önce ölmüş bitkilerden elde edilen benzinle çalışan arabalarımıza biniyoruz. Ve hatta hastalandığımızda birçoğu bitkilerden elde edilen ilaçlar sayesinde ateşimizi düşürüyor, şifa buluyoruz. En basitinden sevdiğimiz biri elinde […]
Babamın hayatını bir okuyun! 90’larda gençlik nedir bir de bu ağızdan bir dinleyin… 7 kardeş, bir yer yatağında geçirilen yıllara kulak verin… Bahçeli bir 3 odalı evin içinde geçirilen ve herkesi ayrı yola sürükleyen bir hikayedir bu. Şimdi baksak her yerde birini görürsünüz bu evden. Kuytu köşede hastalıktan kıvranan bir kız kardeş, İstanbul’da hayat yaşayan […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.