fbpx

Eski zamanlardan beri insanlar haberleşmek için farklı yollar kullanmışlardır. Geçmişten günümüze kullanılan duman, hayvanlar, mektup, telgraf bunlara birer örnektir.

Mektup yazma geleneği çok kısa bir zaman önce oldukça popülerdi. İnsanlar sevdiklerine, eşe, dosta; düğünlerde, bayramlarda, yılbaşında mektup ve kartpostal göndererek sevgilerini hissettiriyor, onlara değer verdiğini gösteriyordu. Mektup gönderebilmek için uzun yollar yürüyenler, pul satın alabilmek için bozuk para biriktirenler vardı. Her yaştan, her kesimden insan bu olaylardan ayrı bir tat alır, bazen bir mektubu gönderememek bile sevimli bir anı olarak kalırdı.
Ülkemizin ulaşımı zor olan yerlerinde mektup ve kartpostalların ayrı bir günü bile vardı. Bu mektup gününde insanlar heyecanla, umutla kendilerine gelecek mektupları beklerler; kimi hayal kırıklığına uğrarken kimi sevinçten havalara uçardı. Mektup beklemenin bile tatlı bir mutluluğu vardı. Bir mektubun gelmeyişiyle aranan teselliler, bir mektubun gelişiyle paylaşılan mutluluklar birbirine karışırdı. Heyecandan elleri titreyerek mektubu zarftan çıkarmaya çalışan insanlar, okuduğu satırlarla gözleri dolanlar, aldığı mektubu defalarca okuyanlar ve sevdiğinin dokunduğu kağıtta parmaklarını uzun uzun gezdirenler yalnızca filmlerde, kitaplarda canlı kaldı.

Kartpostallar ise günümüzde yurt dışında halen özel günlerde kullanılmasına rağmen, ne yazık ki ülkemizdeki değerini zamanla yitirdi. Bazı ülkelerde insanların evleri sevdiklerinden aldıkları kartpostallarla doludur. Hatta bu kartpostalları bizdeki vitrin geleneği gibi görünen bir yerde sergilerler. Aslında mektup geleneği de yurt dışında bizdeki kadar yabana atılmış değildir. Ne yazık ki ülkemiz teknolojiyle birlikte mektuplaşmanın, o bambaşka bir his olan umutlu bekleyişlerin tadını unuttu. İnsanlar birbirleriyle arayarak veya mesaj atarak iletişim kurmayı alışkanlık haline getirdi. Daha kolay ve hızlı bir yoldu fakat mektuplaşmanın yerinin tamamını doldurması, mektuplaşmayı sevenler ve bu geleneğin yok olmasını istemeyenler için üzücü oldu.

Bununla birlikte ülkemizde eski zamanlarda ve hatta günümüzde de yazılan, tamamı mektuplardan oluşan bolca eser ortaya kondu. Sait Faik’in ”Karganı Bağışla”sı, Sabahattin Ali’nin ”Hep Genç Kalacağım”ı, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ”Biz Mektup Yazardık” adlı eseri bunların en anlamlı, en dokunaklı örneklerindendir. Bu eserlerle mektup, tarihimize kalın harflerle kazındı. Böylece insanlar birebir mektuplaşamasa da bu alışkanlığı, bu zevk duyduğu geleneği hatırlamış ve gelecek nesillere de aktarmış oldu.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.