fbpx

İki gün önce, Spotify kullanmaya başladığım 6 Temmuz 2017 tarihinden bu yana en çok hangi şarkıyı dinlediğime baktım. Çıkan sonuç sürpriz değildi. Losing My Religion…

1990 yılının Eylül ve Ekim ayları arasında kaydedilen ve 1991 yılında yayınlanan Losing My Religion, R.E.M grubunun Out of Time albümünün ilk teklisidir. Albümü başarıya ulaştırmış ve grup için önemli bir adım olmuştur.

Müzik dünyası için mihenk taşı, bir kült ve lütuf… Bu övgülerin birleştiği bir şarkı Losing My Religion. Adeta zamanın ötesinde… Tüm dünyada bilinen ve sevilen şarkı, adını klasikler arasına altın harflerle yazdırmıştır. Mandolin, ilk notalarıyla birlikte sizi içine çeker ve Michael Stipe içsel bir yolculuğa çıkarır. Şarkının ses ve enstrümantal özellikleri kadar arkasındaki hikâye de ilginçtir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin güney bölgesinde “losing my religion” tanımı, “bir zamanlar değer verilen birine veya bir şeye karşı bir inanç krizi yaşamak” anlamına gelir. Grup üyeleriyle yapılan bir röportajda Michael Stipe şarkının ne hakkında olduğu sorusuna, “Yazım süreci ile alakalı bir şey hatırlamıyorum.” cevabını vermiş ve “trans meditasyon” durumda yazdığını söylemiştir. Genel olarak önce melodi ortaya çıktıktan sonra sözleri yazarmış. Michael Stipe’ın şarkı sözlerinde amaçladığı şeylerin, özlem ve kederle birlikte içsel bir savaş olduğu söylenir. Sözler hakkında “Karşılıksız aşk hakkında yazma fikrini sevdim.” demiştir.

1987 yılı, New York’ta ılık bir akşamüstü R.E.M grubunun gitaristi Peter Buck, Manhattan’da alışveriş yapmaktadır. Peter aldığı kitapları kasadan geçirirken kasiyer, “Boston’dan mısınız? Boston’da tanıdığınız müzisyen var mı?” diye ısrarla sorar. Buck kibarca kendisinin de müzisyen olduğunu ve Bostan’da birkaç müzisyeni tanıdığını söyler. Oysaki kasiyer kız, kasanın altındaki dergilere baksa kapakta Peter Buck ve arkadaşlarının fotoğraflarını görecektir. Buck, R.E.M grubunun gitaristi olduğunu söylememeyi tercih eder ve oradan ayrılır.

Central Park’ın karşısında birkaç blok yürümüştür ki iki genç kız Buck’ı tanır ve “Peter! Peter!” diye bağırarak aradaki trafiğe rağmen seslerini duyurmaya çalışırlar. Buck sadece gülümser. İçinden “Evet, sahip olduğum iş oldukça iyi.” diye geçirir ve omuz silkerek “Kabul edilemez şeylerin kabul edilebilir kenarıyız der.”

Buck New York’ta ilerlerken yanında kendisine ödül olarak aldığı bir eşyayı da taşıyordur. O öğleden sonra tuhaf şekilli bir İtalyan mandolininin fiyatı 500$’a düşer. Şeklinden hoşlanmış ve er ya da geç çalmayı öğreneceğini düşünerek mandolini satın alır. Kısa süre geçmeden mandolinle duygusal bir bağ kurmuştur.

mandolin bublogta

Bundan dört yıl sonra Losing My Religion’ın temellerini atan ve şarkıya hayat veren enstrüman o mandolindir. Buck, mandolin çalmayı öğrendiği sıralar aldığı kayıtları dinlerken Losing My Religion’da geçecek “riff’i” duyar ve “evreka” der. O an Losing My Religion’ın ilk adımları atılmıştır.

Şarkıya çekilen klip ise gelmiş geçmiş en iyi yapımlardan biridir. Her sahnesi bir Rönesans tablosundan fırlamış gibidir.

losing my religion klip bublogta

losing my religion klip2 bublogta

Müzik videosunun yönetmenliğini yapan Tarsem Singh, videonun Gabriel Garcia Marquez’in bir meleğin, bir şehre düştüğü ve insanların ona verdiği tepkiyi anlattığı kısa öyküsüne göre tasarlandığını söylemiştir. Video açık bir pencereden damlayan su sahnesiyle başlar. Bu sahne Tarkovsky’nin filmi The Sacrifice’a göndermedir.

losing my religion klip3 bublogta

Şarkı ve Klibin Kazandığı Ödüller

  • 1992 Grammy En iyi Kısa Müzik Videosu
  • 1992 Grammy İkili veya Grupla Yapılmış En İyi Pop Vokal Performansı
  • 1991 MTV En İyi Müzik Klibi
  • 1991 MTV Yılın Müzik Klibi
  • 1991 MTV En İyi Yönetmenlik
  • 1991 MTV En İyi Sanat Yönetimi
  • 1991 MTV En İyi Çıkış Yapan Müzik Klibi

Şarkı Bize Ne Anlatıyor?

Şarkıyı kafanız oldukça boş olduğunda dinleyin ve şarkının ne anlatmaya çalıştığını düşünün. Eminim, Michael Stipe gibi şarkının karşılıksız aşk ile ilgili olduğunu düşünmeyeceksiniz. Hele ki klipteki cennetten düşen melek ve onu küçümseyen insanların Katoliklik’e gönderme olduğu bu kadar açıkken… Şarkı çıktıktan sonra Katolikler tarafından çok sayıda protesto yapıldı. Bundan dolayı Michael Stipe’ın şarkının dinle ilgili olduğunu inkâr ettiğini düşünüyorum. Sanat eseri olarak gördüğüm bu şarkı, bana kalırsa tamamen insanın “tanrı” olgusu ile ilgili içsel yüzleşmesini anlatıyor.

Genel İnceleme

Bence şarkının en iyi kısmı, gitar, mandolin ve arkadan çok hafif gelen basın birleştiği bölümler. Mükemmel uyum! Şarkı akılda kalıcı mandolin riff’i ile başlıyor. Etkileyici! Vokal 00:14’te başlıyor. İlk nakaratı 00:46’da duyuyoruz ve ritim monoton bir şekilde devam ediyor. Bu durum şarkıya tempo kazandırmış. Gayet sürükleyici! İkinci dörtlük 02:31’de bitiyor ve şarkının dönüm noktası geliyor. 02:49’da şarkı duruyor, ritim yavaşlıyor. Sadece mandolin ve gitar tıngırdaması duyuluyor. Vokal ve enstrümanlar yükselmeye başlıyor ve şarkı yeniden akıyor. Sonlara doğru şarkı “Try”, “Cry” ve “That Was Just a Dream” döngüsüne giriyor ve vurucu mandolin riff’i ile bitiyor.

Sonuç

Melodisi, derin anlamı ve vokaliyle tam anlamıyla harika! Mandolinin en iyi kullanıldığı şarkı diyebilirim. Puanlamak gerekirse, 10/10.

Gelecek yazıda hangi şarkıdan bahsetmem gerektiği hakkında önerilerinizi bana profilimdeki sosyal medya hesaplarımdan iletebilirsiniz.

Berkan İnan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Berkan İnan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.