Çalar saatin sesiyle uyandım. Üzerimde anlayamadığım bir ağırlık vardı. Perdeyi çekip ışığın etkisiyle kendime geleceğimi düşünmüştüm ama hava kapalı olmalıydı. Zira henüz hiçbir yer aydınlanmamıştı. Perdeyi çektim ve her yerin kapkaranlık olduğunu gördüm. Acaba yanlış bir saate mi kurmuştum alarmı diye bakındım fakat saat 08.30’u gösteriyordu. Bu saatte güneşin hala doğmamış olması mümkün değildi. Kapalı havadan ziyade kapkaranlık bir gökyüzünden bahsediyorum. Herhalde biri bana şaka yapıyor olmalıydı diye düşünürken yalnız yaşadığım aklıma geldi. Saatin pilinde mi bir sorun var derken telefonumu elime aldım ve bir yanlışlık olmadığını şaşkınlık içerisinde gördüm. İyi de her sabah doğan güneş bu sabah neden doğmamıştı? Şaşkınlığımın ardından kendime gelmeye başladım ve yeniden telefonu elime aldım. Hemen Feda’yı aramayı düşündüm. Bir de ne göreyim, sinyal yok. Haydaa! Biri bana şaka yapıyor olmalı, başka bir açıklaması olamaz. Yeniden pencereye koştum ve dışarıya bakıverdim. Sokakta hiç kimse yoktu. Caddeler bomboş… Ne oluyor yahu, dedim kendi kendime. Şakaysa hoş değil, gerçekse hiç hoş değildi.

Sakin olmalıyım diye uyardım kendimi. Mutfağa su içmeye gittim. Sular akmıyor. İyice sinirlenmeye başladım ve elimdeki bardağı yere düşürdüm. Cam kırıkları arasında neler olduğunu anlamadan önümü göremez halde olduğumu fark ettim. Lambayı açmak geldi aklıma. Elektrik yok! Her şeyin bu kadar üst üste gelmesi mümkün olabilir miydi? Dolabı açtım ve güç bela bulduğum mumu yaktım. Neyse ki bir nebze olsun ışık bulabilmiştim. Mumu çay tabağına yerleştirip elime aldım. Cam kırıklarını toplamakla uğraşmak yerine salonun yolunu tuttum. Şimdi oturup tüm bu olanları gözden geçirmeliydim. Güneş yok, haliyle ışık da yok. Su yok, elektrik yok, insan yok. Ne var peki? Olan şeyleri düşünüp pozitif olmaya çalıştım ama bunlar olmadıktan sonra onca eşya içerisinde ne yapabilirdim ki?

Birden karşımda duran kütüphaneyi gördüm. İçerisinden belli belirsiz seçtiğim bir kitabı aldım elime. Mum ışığı eşliğinde okumaya başladım. Şöyle yazıyordu; “Eğer sabah uyandığınızda bakacak bir gökyüzünüz yoksa, pencereyi açıp temiz havayı içinize çekerken kuş cıvıltılarını duyamıyorsanız ve balkona çıktığınızda koklayacak bir çiçeğiniz dahi yoksa karanlıktasınız. İsterseniz bir sahilin kıyısına oturmuş olun, denizin dalgalarından mahrum kalmışsınız demektir.”

Birden bunların hepsinden mahrum olduğumu fark ettim. Gözlerimi kapattım ve hayal etmek için zorladım kendimi. Onca zaman içinde bulunduğum bunca güzelliği şimdi hayal etmekte dahi zorlanıyordum. Meğer bakmakla görmek farklı şeylermiş. Her sabah uyanıp iş telaşı, hazırlanma, yolculuk vs. derken bunların hiçbirini önemsemeden geçirmişim günlerimi. Yazık! Geçmişin sayfaları içimi hüzünle doldururken geleceğin sayfaları beni uçsuz bucaksız bir korkuya sürüklüyor. Peki ne olacak şimdi? Nasıl olacak tüm bunlar?

Yerimden doğrulup yatak odama geri döndüm. Sessizce yatağa uzanıp tüm bunların bir rüya olması için dua ettim. Bir an evvel bu kâbustan uyanmalıydım. Gerekirse bugüne yeniden başlamalıydım. Her güne yeniden ve yenilenerek, umutla ve bitmek bilmez nimetlerin şükrüyle… Gözlerimi kapattım ve kopan kıyametimin haşrine bıraktım kendimi. Şimdi yeniden yüzleşebilirdim her şeyle. Gün doğumunu yeniden yaşamaya hazırdım. Peki ya gün doğacak mıydı? Ya da bu rüya sonsuza dek devam mı edecekti? Uyanabilecek miydim veya bunun son uykum olduğunu anlayana kadar devam mı edecekti her şey? Bitiyor muydu, başlıyor muydu?

Rumeysa Güler içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Rumeysa Güler içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

-Şahsiyet dizisine dair spoiler mevcuttur. Tetikleyici unsurlar içermektedir.- 2018 yılına damgasını vuran ”Şahsiyet” dizisini birçoğumuz izledik. Başlarda ne olduğunu anlayamadık hiçbirimiz, sadece birkaç tahminimiz oldu. 11 bölüm boyunca hiçbir şeyden emin olamadık ancak 12. bölümünde izlediklerimiz her birimizi paramparça etti. Dizinin finalinde, 11 bölüm boyunca Agâh Beyoğlu’nun ne için onca cinayeti işlediğini tüm çıplaklığıyla izledik. […]
Dostoyevski’nin Prusya Savaşları’nda yaşadıklarını eserlerine nasıl aktardığı, Danzig cephesinde şahit olduğu dramı, Kresy cephesinde tanıştığı ilk aşkını romanlarında hangi karakterlerle betimlediği üzerine olan makalemi yetiştirmeye çalışırken arkadaşımdan gelen bir telefon akademik gündemimin alt üst olmasına yol açtı. Eski uygarlıkların dilleri üzerine uzman olan arkadaşım son iki senesini Latince üzerine bir lügat hazırlamakla geçirmekte fakat lügat […]
Elif İnci TUTKUN ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Latif BEYRELİ Kimdir? Latif Beyreli, Yükseköğrenimini, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü mezunu olarak 1986 yılında tamamladı. Yüksek lisans eğitimini 1988 yılında, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili Ana Bilim Dalında “Lehcetü’l-Lügat” adlı teziyle; doktora eğitimini 1994 yılında, MÜ Türkiyat Araştırmaları […]
Öykü ve romanlarıyla çağdaş yazarlar arasında ön plana çıkan Ayfer Tunç’un “Aziz Bey Hadisesi” isimli öykü kitabını Yapı Kredi Yayınları’ndan sonra 2006 yılında Can Yayınları basmıştır. Can Yayınları bu basımında Ayfer Tunç’un sadece Aziz Bey Hadisesi hikâyesine değil, beş hikâyesine daha yer vermiştir. Bu hikâyeler şunlardır: Kadın Hikâyeleri Yüzünden, Soğuk Geçen Bir Kış, Kar Yolcusu, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.