fbpx

Yıllar önce taşlara, duvarlara yazı yazan insanlar, bugün yazıların incecik sayfalara yazıldığını, bir insanın o sayfalardan binlercesini yazdığını, okuduğunu görse ne tepki verirlerdi acaba? Kitap okurken genellikle sadece kitaba odaklanmaya çalışsak da aslında ihmal edilmemesi gereken bunun gibi bir sürü konu var bence. Kitapların bugünkü hâlini almadan önceki geçmişi, sayfaların kalınlığı, rengi, kokusu, kapağın üzerindeki çoğu zaman dikkat etmediğimiz fakat aslında kitabın ruhunu barındıran tasarımı, yazarın hayatı ve fotoğrafı… Ben bir kitaba başlamadan önce -bazen heyecandan unutsam da- bunlara dikkat etmeye çalışırım. Hepsi ayrı bir emek ürünü, hepsi ayrı bir ifade biçimidir çünkü. Kitap okuyanlar bilir, okuyan insan kendisi istemedikçe asla yalnız kalmaz içinde. Bence her insan çıkmaza girdiğinde Doğan Cüceloğlu’na, biraz tarih kokladığında İlber Ortaylı’ya, aşkı hissettiği her an Sabahattin Ali’ye, kaybolmuş hissettiğinde Dostoyevski’ye, düşüncelerin içinden çıkamadığında Montaigne’in Denemeleri’ne, sevgiye tutunmak istediğinde Orhan Pamuk’a, yaptığı yanlışlar için Tolstoy’a danışabilecek, muhabbet edebilecek hâle gelmeli içinde. İnsanlığı, duyguları bu kadar iyi çözümleyebilen dostları olmasını kim istemez ki? İnsan hayatın her anında, her istediğinde hangi dostuna bu kadar hızlı ulaşabilir? Ulaşabildiği dostu onu ne kadar dinler ve anlar? Teknik olarak yazarlar da okurlarını dinlemezler ama duyarlar. Çığlıklarını, mutluluklarını, haykırışlarını duyarlar. Okurlar da yazarları okuyarak benimserler ve bence karşılıklı oturarak birbirlerinin lafını bitirmesini bekleyip sadece kendi anlattıklarının değerli olduğunu düşünenlerden çok daha sağlıklı ve göz temasının hiç kesilmediği bir iletişimdir kitap okumak. İnsan hem kendini çözümler hem de yazarı anlar okurken. Karakterlere bağlanmak, onları hayatımızın içinde görmek için çabalarken buluruz kendimizi. Hatta karakterlere benzemeye çalıştığımız da olur. Onların hislerini, yaşamlarını ve tek bir romanda yaşayan birçok kişinin birbirinden ne kadar farklı olduğunu analiz ettiğimizde yazarların içinde taşıdığı onlarca farklı dünyaya hayret ederiz. İnsanların okurken kafa karıştırıcı bulduğu, anlamadığı kitapları, karakterleri yaratanlar da bir insandır, içinde tek bir insan taşımasa da. Bir kitap bittiğinde insan uzaklara dalar, dudakları bükülür ve bazen de gözlerinden birkaç damla yaş süzülür. Muazzam bir duygudur o, tarif edilemez. Kitabın sonunu merak eder, aynı zamanda da kitap hiç bitmesin isteriz. Tıpkı kendi hayatımız gibi.

Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.