Seni serçenin gözyaşı kadar seviyorum! ”O kadar az mı?” diyeceksin ama bilmen gereken bir şey var:  Serçeler ağlayınca ölürler.

Yaşıyorsunuz, hayattasınız ve nefes alıyorsunuz. Bu aldığınız her nefese şükretme gereksinimi duymadan bir ömür yaşıyorsunuz. Sonra bir gün karşınıza biri çıkıyor. Hayatınız ondan öncesi ve sonrası olarak bir anda değişiyor. Öyle bir kapılıyorsunuz ki ona onsuz bir şey düşünemeyecek kadar, nefes alamayacak kadar… Aldığınız nefeslere şükretmezken her gün her saniye onun varlığına şükrediyorsunuz.

Kalbiniz onu görmeden, onu tanımadan, onu sevmeden önce de atıyorken, siz ona kapılmadan önce bir kez kendi kalbinizi var saymamışken ona kapılınca anında kalbinizin varlığını hissediyorsunuz. Gözleriniz ondan başkasını görmüyor, içiniz mutlulukla doluyor ve bu his hiçbir zaman kaybolmayacak sanıyorsunuz.

Onu ölümüne sevdiğinizi düşünüyorsunuz. O olmazsa yaşam durur, kalbiniz atmaz olur, akciğerlerinize oksijen gitmez. Hatta bir gün sizi terk etmesi olanaksız gibi gelir.

Peki biz neden böyle düşünüyoruz? Bir fikriniz var mı? 

Çünkü her insan kendi gibi görür karşısındakini. Çok seviyorsa, ölümüne aşıksa karşısındaki de öyledir onun için. Ama değildir işte. Hep bir taraf daha çok sever sonunda da daha çok acı çeker.

Bir insanı seviyorsan ölçülü sev. Altı üstü bir insan. Ne kadar mükemmel olabilir ki? Ömürlük bir aşkla sevip kendine bir ömür acı çektirmene değer mi?

Değmez deyip de yine de sevenlerden misin? Acı çekmek zevk vermez bir insana. Sevdin ama terk mi edildin? Öyleyse bir daha sevmemeye ant içme, yine seveceksin! Düştüğün yerden tekrar kalkacaksın. Ama aldığın yaraları asla unutmayacaksın. Tekrar aynı yerde düşmeyeceksin. Terk ettiyse seni, onu unutmayacaksın düşünce aldığın yara gibi. Acı şeyler yaşattıysa aldığın yaranın kabuğunu çıkarırcasına bir daha kanatmayacaksın o yaraları. Neden mi? Çünkü o yaralar kanadığı yerde tekrar tekrar filizlendirir bazı hislerini. Unutma, seni bir kez terk ettiyse hiçbir zaman bir daha terk etmeyeceğinin garantisini veremezsin.

Serçenin gözyaşı kadar mı seviyorsun onu? Ayrıca o seni işe yaramaz bir kağıt gibi buruşturup çöpe atmışken. Senin ona dediğin ”serçenin göz yaşı kadar” lafından onun anladığı bir damla yaştan başka bir şey değil. Bunu unutma! Sen ona böyle güzel anlatırsın kendini. O kendince şekillendirir dediklerini. Sonra seni bırakır. Terk edilmişliğinle kalakalırsın ortada. ”NEDEN?” dersin de bir ömür cevap bulamazsın. Bak! Eğer ki bu durumdaysan, UMURSAMA demek de uygulamak da çok zor biliyorum ama öyle olması gerek. O seni durağı bildi. Zamanı gelince başkasına koştu. Şu an zerre umurunda değilsin. Böylesi bir durumun içindeyken onu umursamak, uğruna gözyaşı dökmek de ne? Bu kadar mı safsın?Hayallerin mi vardı? Merak etme bir gün karşına gerçekten seni senin gibi seven biri çıkacak ve onunla hem bu hayalleri hem de çok daha güzellerini yeniden birlikte inşa edeceksin.

Diyorlar ya, bu haline bir gün oturup güleceksin, diye. Gerçekçi gelmiyor o durumun tam da ortasındayken. Sanki yıllar da geçse bu acı içinden sökülüp atılmaz sanıyorsun. Ama emin ol ki içinde o adeta kaya gibi oturan acı, toz kadar kalıyor. E sana düşen de o tozu üfleyip yoluna bakmak.

Kolay değil. Ama bil ki Allah seni senin kendini tanıdığından daha iyi tanıyor. Ve senin omuzlarına asla taşıyamayacağın kadar yük koymaz..

Mutlu Kalman Dileğiyle..

Yorumlar Kendine Gel

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Attach images - Only PNG, JPG, JPEG and GIF are supported.

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]
”Anne, ben çıkıyorum. Ne zaman gelirim, bilmem. Geç kalırsam bekleme, uyu tamam mı?”Kapının ağzından seslenmiştim anneme. Neye, nereye, kime gittiğimi ben bile bilmiyordum o an. Sadece gitmek, kaçmak, uzaklaşmak istiyordum. Neyden, kimden? Var olan herkesten, her şeyden… Kendimden bile… Nereye gittiğimi bilmeden çıkmıştım ancak karar vermem uzun sürmemişti. İşin aslı, gittiğim yer hiç değişmemişti. Güneşi […]
”Yine mi altını ıslattın? Bıktım senden. Nedir bu çektiğim çile? Bitmek bilmiyor!” 11 yaşımdayken en sık duyduğum cümleleri okudunuz az önce. ”11 yaşında altını mı ıslatıyordun?” demeyin hemen. Büyümemiştim ki ben. Büyüyememiştim. Korkumdan, endişemden, hissettiğim suçluluk duygusundan uyuyamazdım çoğu gece. Bazen minik bedenim yorgunluğuma dayanamazdı da sızar kalırdım çekyatta. O zaman da altımı ıslatırdım işte. […]
Zeynep KUŞ ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Mustafa S. Kaçalin, 1957 İstanbul doğumludur. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çayırdüzü köyünden göç etmişlerdir. 1972 yılında girdiği Hasköy Lisesi’nden 1975 yılında mezun oldu. 1976 yılında başladığı lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde 1980 yılında tamamladı. Doktorasını aynı bölümde Prof. Dr. Muharrem ERGİN’in […]

İlgini Çekebilir

SAÇ ÖRGÜSÜ Kitap Adı: Saç Örgüsü Orijinal Adı: La Tresse Yazar: Laetitia Colombani Çeviri: Gülşah Ercenk Yayınevi: Yan Pasaj Yayınevi Sayfa: 188 Baskı: 2020 Tür: Roman İtalya, Kanada ve Hindistan… Üç farklı ülke… Smita, Giulia ve Sarah… Üç farklı kadın… Bu üç kadın, üç farklı kıtada, üç farklı hayat yaşıyorlar. Birbirlerinin varlıklarından bile haberleri olmayan […]
“Doğurup doğurup bir köşeye fırlattığın şeylerin çocuğun olduğunu görmüyor musun?” Hayatımda bir kez olsun bütün cesaretimi toplamış ve bunu da anneme başkaldırabilmek için harcamıştım. Ancak yüzümde ateşten çıkan bıçağın acısı gibi hissettiğim bir acıyla savrulmam alabileceğim en iyi cevap olmuştu. “Sizi bir babanız dahi olmadan, ellerimle ben, yalnız ben büyütmedim mi? Bir de ablaları olacaksın, […]
Başka olur Anadolu’da kış… Yaşamlar da farklıdır tıpkı yüzler gibi. Havalar sert, soğuk ve yıkıcıdır. Ama yüzler, gönüller bir o kadar içten ve samimidir. Anadolu’da hayatın her anı engellerle doludur ama o engelleri aşmak için insanlar ellerini, tırnaklarını, kuvvetlerini kullanırlar. Aldıkları her soğuk hava ciğerleri yakar ama inandıkları yoldan dönmezler, işlerini asla yarım komazlar. Kar […]
Sağa sola koşturan insanlar, geçim derdine düşmüş, değerlerini kaybetmiş insanlarız bizler. Gün geçtikçe dini ve millî bütün değerlerimizi kaybediyoruz fark etmeden ya da yenilenen, değişen dünya döngüsü bizi bu yöne itiyor mu dersiniz. Evet evet! Bence de öyle, teknoloji geliştikçe yeni dünya düzeniyle biz insanlar da değişmeye başladık sanırım. Yerimizi robotların almasından korkarken sanki robotlara […]
 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.