İlginizi Çekebilir
Nasihatler-Telefon-Arkaplan-Hd-121
  1. Ana Sayfa
  2. Edebiyat
  3. Kanatlarımızı Yaratmak.

Kanatlarımızı Yaratmak.

Şüphesiz ki evrenin sanatçıları bizler , tuvali ise doğadır. İnsan bir daha sahip olamayacağı bu tuvali kendi gibi boyamalı , kendi gibi inşa etmelidir. Ancak rengarenk boyalarla dolu bir tuval güzel olabilir çünkü en iyi sanatçılar dünyaya kendi gözünden bakanlardır.

fa57d70e2645409ebe9ecef627f5c1811
1

“Başka bir biçimde yaşayabileceğini düşünmeye cesaret edemiyorsun: Koyun gibi güdülmek yerine özgür yaşamak, taktikler uygulamak yerine açık davranmak, bir hırsız gibi gecenin karanlığında sevmek yerine açık açık sevebilmek düşüncelerine yer vermiyorsun kafanda. Kendini küçümsüyorsun küçük adam.”
Herhangi bir şeyi hak ettiğimizi ya da değerli olduğumuzu bilme ihtiyacımız gittikçe artıyor. Kalıplarla dolu dünyanın önümüze koyduğu güzellik algılarıyla ve değerlilik hisleriyle uyuşmayan karakterler ve bedenler kendini yalnız ve eksik hissediyor. İş böyle olunca da eksikliğimizi kapatmaya çalışan yalan dolu kaçış yolları arıyor ve önümüze sunulan sahte mutluluklara sığınıyoruz. Yüzümüzde gülümseme oluşturacak şeylerin gerçekliği ile yüzleşince yaşadığımız hayal kırıklığı ile sahteliğin pembe yüzüne bağlı yaşıyoruz. Bağımlı bir hayat ile prangalı bir köle haline geliyoruz. İnsan yaşamının özgürlük arayışı ile uyuşmayan bu yaşam, modern insanı hayattan ve en çok da kendinden kopararak bilinçsiz ve zavallı hale getiriyor.
Peki sahte, eksitilmiş ve kirletilmiş duygularla kaplı insan ruhlarının birbirine değerek yazılan ve çoğu zaman trajik olan hayatı nasıl yaşanır? İnsan kötülüklere rağmen siyahın içindeki beyazda bulabilir mi kendini? İnsanın anlam arayışı neden başlar, nereden başlar, nereye gider?
Koyduğumuz anlamlar kadar keyfini sürdürdüğümüz hayatta anlamların anlamsızlığını fark edersek bizi ne ayakta tutar?
Beden, ruh ve akıl insanı hayatta tutmak için varoldu. Varolmanın verdiği yükümlülükler ile savaşabilmemiz için akıl, her şeyden önce hissedebilmek ve yaşamın metafiziğini anlamak üzere ise bir ruh verildi. Oysa insan savaşan tarafları içinde bulunduruyordu. Nasıl hem kan kaybederken hem de kazanırken bu karşıtlığın dayanılmaz ağırlığıyla yaşayabilirdi ki? Trajik olması bundandır ki siyahın içindeki beyaz, beyazın içindeki siyah, hayattır. Kimsenin kan kaybı bir olmadığı gibi kimsenin savaşı da bir değildir. Bundandır ki birbirimizi anlamak ve hissetmek çok zordur ancak imkansız değildir fakat insan başkasını tanımak istiyorsa önce kendini tanımalıdır. Kendi sesini duymalı, ruhuna bakmalıdır. Aklını ve bedenini istediği kalıba sokmalı, öncesinde neyi istediğini bilmelidir. Ona verilen bu üç savaşçıyla mücadelesine hangi yoldan ilerleyeceğine karar vermeli ve en önemlisi kendini yaralara, başarısızlıklara, aldanışlara rağmen sıkıca sarıp sarmalamalıdır. İşte bu insanın kendine yapacağı en büyük iyiliktir. Bu üç savaşçı sadece sizin için çalışır ve onlara ne verirseniz karşılığını aldırır. Kimsenin sizin için savaşmayacağı gibi hayal kırıklıklarından kaçınmanın en güzel yolu da sağlam ve olgun bir karakter inşa etmek, üzerine emeğinizle ve inancınızla tuğla dikmektir. Başkalarına bağlı olmayan, onlarsız da kendini gerçekleştirebilen insan zavallılığın çemberinden dışarı çıkar. Kendini sever çünkü kendisinin sevildikçe büyüyen ve gelişen, geliştikçe köklerini toprağa sağlam dokuyan bir bitki olduğunu bilir. Gündüz yüzünü güneşe çevirir karanlıkta ise kendine, çünkü en zor zamanında yanında yalnızca kendisinin olacağını bilir. İşte hayatın anlamı burada yatar ki sana verilen aklı, ruhu, bedeni tanımak ve onlarla kendini gerçekleştirmektir işin özü. Kendini bilme yolunda çektiğin acılar ve cefalarla belirlediğin her amaç seni gerçekleştirir ve amacın artık anlamın haline gelmiştir. Elbette dipsiz siyahlık içine çekecektir bir gün ancak yardım elin büyüttüğün yaprakların ve dalların olacaktır.
Öyledir ki bilgelerin en bilgesi kendini bilendir. İnsan ne zaman ki kendine dönüp dış dünyanın saçmalıklarına ve bilincine işlemiş yalanlara baş kaldırırsa işte o vakit sahip olduğu ruhu ve bedeni anlayabilir. Kendini bilme yolunda içine işlemiş kimyasalları fark edip onları içinden atar ve bastırılmışları açığa çıkarır, onlara bir sanatçı gibi şekil verir; işte o vakit kendini tanıyabilir. O vakit geldiğinde özüne döner ve kendini gerçekleştirmek üzere yeni bir yolculuğa çıkar.
Çivisi çıkmış olan dünyaysa bizler masum değiliz. Değiştirmek istediklerimiz varsa önce kendimizi değiştirmeli, değişmek içinse farkında olmalıyız. Süjeden ayrı bir obje anlamsız olacağına göre, şekillendirmek istediğimiz dünyayı yaşamak için kendimize anlam katmalı, anlamlarımız için yaşamalı, çevremizi bir sanatçı edası ile çizmeliyiz. Şüphesiz ki evrenin sanatçıları bizler, tuvali ise doğadır. İnsan bir daha sahip olamayacağı bu tuvali kendi gibi boyamalı, kendi gibi inşa etmelidir. Ancak rengarenk boyalarla dolu bir tuval güzel olabilir çünkü en iyi sanatçılar dünyaya kendi gözünden bakanlardır.
Kendine dön ki dünyan dönsün, kendini gerçekleştir ki yaşamın gerçekleşsin.

Yorum Yap

Yorum Yap

Yorumlar (3)

  1. 4 ay önce

    İnsana dokunan, ne demek istediğini hissettiren güzel bir yazı olmuş. Elinize sağlık.

  2. 4 ay önce

    teşekkürlerr<3

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir