fbpx

Sevginin hep sınırları olduğuna inanırdım. Belirli bir miktara gelince önüne set çeker, havuz hâline getirirdim. Sonra kimi seviyorsam havuzdan kova kova alıp giderdi sevgisini. Sonra tekrar severdim, tekrar havuz yapardım. Kısır döngü hep böyle devam etmişti. Ben havuz yapardım onlar da kovayla taşırlardı…

Sonra bir an oldu. O anı anlatmak gerekiyor burada. Gözlerinizi kapatıp hayal edin. Zifiri karanlıktasınız, iğne deliği kadar bile ışık yok. Yağmur yağıyor hissediyorsunuz. Alev alev yanan vücudunuza değiyor damlalar. Karanlıkta görünmese de cılız bir duman çıkıyor her damlada. Tam yağmuru hissetmeye odaklandığınız anda o, çok uzaktan da olsa adınızı söylüyor. “DENİZ”… Sesi en sevdiğiniz renk gibi, nefesiniz gibi sıcak, kesik kesik buğulu.

Yalnız olduğunuzdan emin olduğunuz karanlığın içinde sesin geldiği yönü bulmaya çalışıyorsunuz. Görme engeliniz varmış gibi ellerinizle yön arıyorsunuz. Etrafta herhangi bir nesne olmamasına rağmen düşüyorsunuz sürekli. Her düştüğünüzde aynı ses ama biraz daha sinirli gibi, “DENİZ” yine içinizi ısıtıyor. Daha fazla çabalıyorsunuz, dokunmak istiyorsunuz sesine.

Öyle bir andı işte. Kalabalıkların arasında sadece onun sesi vardı. Tek duyabildiğim onun sesiydi. Gerçekten gülmeyi çok bilmezdi ama güldüğü zaman da gülmediği tüm zamanları kıskandırmayı başarırdı. Gülerken başını hafif sola yatırırdı. Kalbinin derinliklerinden gelen bir ses çıkarırdı. Dudakları hafif aralanır, gözlerinin yanında üç kırışık belirirdi. Çizgi gibidir gözleri. Boş bir sayfaya iki çizgi çizersem onu çizmiş olacağımı söylemişti, hâlâ komik gelir bu söylemi. İki çizgilik bir andı işte.

Havuzumu yapmıştım yine ama sular akmaya devam etti. Durdurmaya da çalışmadım. O anı bir daha yaşayamazdım sonuçta. Ona kova falan da vermedim. Ona okyanusları verdim. Uçsuz bucaksız, fırtınalı, sakin, karanlık, aydınlık… Okyanusu olabilmeyi istedim.

Sahip olmadığımız bir şeyi verirsek eğer açıkta kalan, biraz daha eksilen sadece biz oluruz. Bu gerçeği hepimiz adım atmaya başlarken öğrendik. Ben sadece bir denizdim. Ama ona okyanusları verdim. Artık geriye bir deniz kaldı mı? Bilmiyorum… Çok bir şey kalmış gibi görünmüyor.

İşte sevebiliyormuş bir insan her hücresiyle. O sevmese de adını her mitokondrisine işleyebiliyormuş ona güç versin diye. Her rüzgârda savrulduğunda içini ısıtan sesi duyabiliyormuş. Yavaş yavaş ölüyormuş insan sevince böyle ama önemli gelmiyormuş ölmek bile. ..

Mermaid içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
6 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Mermaid içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.