İnsan evladının kendisi için oluşturduğu “yeterli kalıp” nedir? Bu herkesin karşı çıktığı ama bir o kadar da kabullendiği bir kavram. Erkek cinsiyetinde kalıplaşmış olan 1.90 boy, yapılı ama yağlı olmayan bir vücut dış görünümü var… Kadın cinsiyeti içinse kalıplaşmış dış görünüş 1.50’den fazla 1.70’den az bir boy, kaslı bir vücuttan ziyade ince bir bel şeklinde… Bu tür bir zevk, kişiden kişiye değişecek bir şey olarak kalmalıydı. Esmer erkekleri çekici bulmak ya da sarışın erkeklerden hoşlanmak… Kısa boylu, tatlı yüzlü kızları beğenmek veyahut uzun boylu iddialı kızlardan hoşlanmak. Bu tür şeyler daha çok gençler için gündem olan bir konu da olsa herkesin dikkat çekmesi gereken bir durum. Çünkü bu kişisel zevklerin dünya nüfusunun tamamını etkileyen ortak bir hale dönüşmesi akıl alır bir şey değil.

Öncelikle benim de dahil olduğumdan daha iyi bildiğim kadın cinsiyeti için oluşturulan kalıpları konuşmak istiyorum. Eğer bir kız çocuğuysanız ve boyunuz uzamayı erken yaşta bıraktıysa her zaman kalorisiz kolayı tercih etmeli, hamburger değil salata yemelisiniz. Çünkü boy ve kilonun bir oranı var ki bunu estetik açıdan değil sağlık açısından kabul ediyorum yalnızca… Ve o oranı korumak için 50 kilo idealdir. Peki ne için bu böyle? İnsanlar kısa boylu, aynı zamanda kilosuna dikkat etmemiş birini görünce ne diyorlar? Ya da neden konuşuyorlar, bu insanlar hep farklı olanı yargılıyor… Yani biz, bizler yargılıyoruz. Eğer göze kilolu gelen birini görürseniz aklınızdan geçen ilk şeyin “yemiş yemiş s…çmamış” olmadığına inanmam için halen lise okumadığınızı kanıtlamalısınız… Çünkü lisenin güzel yılları, gençliğin acizliği ve cehaletiyle bir olduğunda her insan için güzel geçmiyor. Ve böyle bir ortamda eğer kilonuz boyunuzu aşıyorsa insanlar sizin için türlü türlü kötü konuşmalar yapar ve bu gayet normaldir…

Bir de boyu ortalamadan uzun olan kızları düşünelim. Aman ha eğer iyi bir sporla harmanlamazsanız, kalori hesaplamazsanız çıtkırıldımsınız. Çünkü bu boylarda kızlar için kalıplaştırılmış “manken gibi” sözcüğü var. Ancak bazen de ideal kilonun altında olan bazı insanlar olmuyor değil. Böyle durumda yine çağımızın berbat ortamlarında uzun ve ince “çılımsız” bir kız olarak resmediliyorsunuz. Boyun uzunluğu ve kısalığı, kilonun çoğu veya azı insan sağlığına tehdit oluşturacak bir evreye gelmediği sürece konuşulması lüzum olmayan bir konuyken çoğunluktan farklı olanı dışlayan toplumumuz bunu hiçbir zaman kabullenemiyor.

Dış görünüş önemsiz ve lisenin hızlı yılları için olan bir konu değil yalnızca. Bunu sağlık problemleri adı altında yaşayan insanların bir de yaşıtları tarafından kendisiyle alay edilmesinin yükünü taşımasını nasıl bekleyebiliriz? İnsanları yargılarken kendimizin dışarıdan ne kadar aciz göründüğünü bilmiyoruz. Ve gerçekten şunu biliyorum ki dış görünüş gibi basit bir konuyu insan ağzına sakız eden insanların birçoğu tamamen sevginin meyvesinden yoksun kalmış, akşam evinde yatağına huzursuz giren insanlar oluyor. Bir insana “şişko” demeye, “sıska” demeye, “sırık”, “tıfıl” demeye hiç hakkımız yok. Çünkü karşınızdaki insana baktığınızda sadece dış görünüşünü görüyorsanız yanılıyorsunuz. İnsan herhangi bir döneminde bir an durup ”Geldiğim noktaya nasıl geldim?” diye kendine soracak olursa verebileceği tek cevap geçmişi olacaktır. Ve bir insan için kendinizi tutamayıp içinizden bir an olsun dış görünüşüyle alay edecek olsanız dahi bunu en azından ona yansıtmayın. Çünkü bir gün açlıktan kıvranan bir insan ”Ben nasıl bu hale geldim?” diye düşündüğünde sizin ona ettiğiniz herhangi bir hakareti hatırlayıp özgüvenini ve kendine olan saygısını parça parça nasıl yitirdiğini hatırlayabilir. Bir insana baktığınızda ileride olabileceği insanı düşünün, annelik edeceği ve bizim neslimiz toprak olurken yine bizlerin eğitim verdiği çocukları dünyaya emanet edeceğimiz dönem geldiğinde bırakacağı çocukları düşünün. Bazen bir söz bir hayat karartabildiği gibi bazen kurtarabilir…

Erkekler içinse durumu yine kendi tarafımdan gördüğüm haliyle söyleyeyim. Gerçekten boy önemli, çünkü nedense karşı cins iki insan yan yana yürürken yüksekte görünen kişinin erkek olması hep daha makul görülmüştür. Daha çok ikili bir ilişkide baskın ve korumacı tarafın erkek olduğu akla gelen seçenek olduğu için buna uygun bir dış görünüş de yapılmış elbet. En azından karşı cinsinden uzun olmalı, sporu eksik etmemeli kesinlikle. Kadınlarda olduğu gibi boyu ve kiloyu bir oranda tutmalı. Kalorisini de fazla fazla almalı ama sporunu da eksik etmemeli. Çünkü erkek dediğin biraz yapılı olacak efendim… Bir de ikili ilişkilerden ziyade arkadaşlık konusu ve erkeklerin de kendi arasında kadınlardaki kıskançlık duygusu gibi boğuştuğu duygular vardır elbet. Mesela erkek dediğin katiyen bir edebi eser okuyabilecek kadar boş vakit bulduğunda hemen oyuna girmeli. Futbol dedin mi akar sular durmalı, bir erkek için voleybol, basketbol, bilardo gibi zevkler her zaman geri planda olmalıdır çünkü erkeksin senin olayın bu. Bir insanı yöneldiği tercihlerden ötürü kınamak çok acı ve tesiri çabuk geçmeyen bir durumdur.

Aynı şekilde hemcinsleri gözünde “yeterli kalıp” olarak tercih edilen insandan farklı olarak dışlanmamak sebebiyle yapılan yanlış tercihler ve doğurduğu yanlış olaylar zinciri diye de bir durum var. Mesela bir erkek olarak dansa çok ilgi duyuyor olmak bazen utanılır bir durum olabiliyor. Dans etmek katı bir baba için söz konusu olacak bir durum bile olmuyor. Yaşıtlar için gülünecek soğuk bir espri olarak görülüyor. Madem senin spora ilgin var hoop futbola. Sonra sürün efendim amatör takımlarda. İstediğin insan olmanın kazandığın parayla ölçülmediğini de anlatamazsın bir türlü. İnsan bulunduğu mevki kadar mı yoksa göz koyduğu yer kadar mıdır? Önemli olan bu ve bunun kazanılan parayla hiç alakası yok.

Bu şekilde iki cins için ayrı ayrı ve tüm insanlık adı altında da yapıştırılmış birçok “yeterli”lik durumu var. Ve bu bazen ailenin yanlış yetiştirmesinden doğan bir sonuç olabiliyor. Eğer kilolu olan çocuğunuza aile içinde bile yeterli özgüveni vermezseniz hep hakaretler altında kaldığını ve kendini koruyamadığını görürsünüz. Eğer kemikleri sayılan çocuğunuza zorla yemek yedirmeye çalışırken bunun sağlık için olduğunu değil de bir deri bir kemik kaldığını hoş olmayan bir tavırla söyler durursanız itilip kakıldığında yerinden kalkamadığını görürsünüz. Eğer engelli çocuğunuza herkesin topraktan geldiğini ve kopan bir çiçekten ibaret olmadığımız düşüncesini aşılamaz ve hayat yolundaki engelini ona sürekli hatırlatırsanız… Bir gün bununla barışamayan ve hayata kızgınlığının çözümünü belki de kendini geldiği toprağa geri gitmekte bulan bir çocuk görürsünüz.

En başta çocuğunuza insan olmanın insanlık duygusuyla aynı şey olmadığını öğretin. Aile eğitimi çok önemli ve çocuklar ileriki yaşamlarında isteseler de istemeseler de gördüklerinden etkileniyor ve sizlere dönüşüyor. En başta nefes alan her canlıya ve doğacak her canlıya öğretilmesi, aşılanması gereken duygu şudur: Hepimiz aynı yerden geldik, İngiltere Kraliçesi ile akşamları çöpte ekmek arayan adamın hiçbir farkı yoktur. Evet insanı insandan ayıran şeyler vardır ancak bunlar yalnız başarıları ve emekleri olabilir. Bir katille bir hayırsever de aynı topraktan gelmiştir ama tabir böyle olduğunda bu iki insanın birbiriyle alakası yoktur. Baktığın açıya göre değişir. Yine de dış görünüş hiçbir zaman önemli değildir ve bunu kabullenmek… İşte o zaman insanlık duygusunu yüreğine koyduğun andır…

Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

-Şahsiyet dizisine dair spoiler mevcuttur. Tetikleyici unsurlar içermektedir.- 2018 yılına damgasını vuran ”Şahsiyet” dizisini birçoğumuz izledik. Başlarda ne olduğunu anlayamadık hiçbirimiz, sadece birkaç tahminimiz oldu. 11 bölüm boyunca hiçbir şeyden emin olamadık ancak 12. bölümünde izlediklerimiz her birimizi paramparça etti. Dizinin finalinde, 11 bölüm boyunca Agâh Beyoğlu’nun ne için onca cinayeti işlediğini tüm çıplaklığıyla izledik. […]
Dostoyevski’nin Prusya Savaşları’nda yaşadıklarını eserlerine nasıl aktardığı, Danzig cephesinde şahit olduğu dramı, Kresy cephesinde tanıştığı ilk aşkını romanlarında hangi karakterlerle betimlediği üzerine olan makalemi yetiştirmeye çalışırken arkadaşımdan gelen bir telefon akademik gündemimin alt üst olmasına yol açtı. Eski uygarlıkların dilleri üzerine uzman olan arkadaşım son iki senesini Latince üzerine bir lügat hazırlamakla geçirmekte fakat lügat […]
Elif İnci TUTKUN ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Latif BEYRELİ Kimdir? Latif Beyreli, Yükseköğrenimini, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü mezunu olarak 1986 yılında tamamladı. Yüksek lisans eğitimini 1988 yılında, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili Ana Bilim Dalında “Lehcetü’l-Lügat” adlı teziyle; doktora eğitimini 1994 yılında, MÜ Türkiyat Araştırmaları […]
Öykü ve romanlarıyla çağdaş yazarlar arasında ön plana çıkan Ayfer Tunç’un “Aziz Bey Hadisesi” isimli öykü kitabını Yapı Kredi Yayınları’ndan sonra 2006 yılında Can Yayınları basmıştır. Can Yayınları bu basımında Ayfer Tunç’un sadece Aziz Bey Hadisesi hikâyesine değil, beş hikâyesine daha yer vermiştir. Bu hikâyeler şunlardır: Kadın Hikâyeleri Yüzünden, Soğuk Geçen Bir Kış, Kar Yolcusu, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.