İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Politika
  3. İdeal Dünya

İdeal Dünya

idealdunya_bublogta
1

İnsanlığın dünya sahnesine ilk çıktığı dönem M.Ö 12.000’li yıllara kadar tarihlendirilmektedir. Göbeklitepe kazılarında ortaya çıkarılan tapınak yapısı, “tarımla gelen yerleşik hayat“ tezini çürütmüş, “inançla gelen yerleşik hayat” fikrinin kanıtı olmuştur.

İnsanları bir araya getiren ve toplu hareket etme mekanizmasını ortaya çıkaran inanç, bundan sonraki dönemlerde de etkin bir rol almıştır. Toplumlar inançları doğrultusunda yaşamını düzenlemişler, bu doğrultuda da belli sistemler kurmuşlardır. Ancak ne var ki ideal bir sistemi kursalar bile, bu sistemi uzun vadede yürütememişlerdir.

Eski dünyada nüfusla bağlantılı olarak, şehir-devlet yapılarının olduğu bilinmektedir. Bu yapılardaki devletlerin muazzam medeniyetler kurduğunu arkeolojik kazılarda elde edilen veriler sayesinde görmekteyiz. Bununla birlikte bu medeniyetlerden günümüze gelen bazı inanışlar da mevcuttur. Hatta günümüz yaşantısının içinde de bulunan belli kurumsal yapılardan bile söz edilebilir. Yönetim, adalet vs. gibi… Bu eski dönemlerde yönetimlerde kralların, adalet kurumlarında ise din adamlarının ve kahinlerin bulunduğu bilinmektedir.

Krallıkların olduğu dönemlerde, bazı kralların tanrı, bazı kralların ise tanrı tarafından yeryüzünde görevlendirilmiş yönetici olduğu inancı toplumlarda mevcuttu. Aslında krallar toplumların bu durumu kabul etmeleri için din adamlarını ve kahinleri devreye sokarak olaya meşruiyet kazandırmışlardır. Böylece yönetimin başına geçip topluma hükmetme gücünü ele geçirmişlerdir. Ancak bu durum toplumlara özgürlük ve refah yerine sömürü ve zulüm getirmiştir. Bununla birlikte halkın inanç zaafını kullanan yönetimin başındakiler topluma özgürlük yerine kölelik getirmiştir.

Tevrat’ta Samuel 1’de (8: 4-18) geçen bölümde kral istemenin ne gibi belalar getireceği anlatılmaktadır. ”İsrail’in bütün ileri gelenleri toplanıp Rama’ya, Samuel’in yanına vardılar. Ona, ‘Bak, sen yaşlandın.’ dediler, “Oğulların da senin yolunda yürümüyor. Şimdi, öteki uluslarda olduğu gibi, bizi yönetecek bir kral ata. ”Ne var ki ‘Bizi yönetecek bir kral ata’ demeleri Samuel’in hoşuna gitmedi. Samuel  Rabb’e yakardı. Rab, Samuel’e şu karşılığı verdi: ”Halkın sana bütün söylediklerini dinle. Çünkü reddettikleri sen değilsin; kralları olarak beni reddettiler. Onları Mısır’dan çıkardığım günden bu yana bütün yaptıklarının aynısını sana da yapıyorlar. Beni bırakıp başka ilahlara kulluk ettiler. Şimdi onları dinle. Ancak onları açıkça uyar ve kendilerine krallık yapacak kişinin onları nasıl yöneteceğini söyle.” Samuel kendisinden kral isteyen halka Rabb’in bütün söylediklerini bildirdi: ”Size krallık yapacak kişinin yönetimi şöyle olacak: Oğullarınızı alıp savaş arabalarında ve atlı birliklerinde görevlendirecek. Onun savaş arabalarının önünde koşacaklar. Bazılarını biner bazılarını ellişer kişilik birliklere komutan atayacak. Kimisini toprağını sürüp ekinini biçmek kimisini de silahların ve savaş arabalarının donatımını yapmak için görevlendirecek. Kızlarınızı ıtriyatçı, aşçı, fırıncı olmak üzere alacak. Seçkin tarlalarınızı, bağlarınızı, zeytinliklerinizi alıp hizmetkârlarına verecek. Tahıllarınızın, üzümlerinizin ondalığını alıp saray görevlileriyle öbür hizmetkârlarına dağıtacak. Kadın erkek kölelerinizi, seçkin boğalarınızı, eşeklerinizi alıp kendi işinde çalıştıracak. Sürülerinizin de ondalığını alacak. Sizler ise onun köleleri olacaksınız. Bunlar gerçekleştiğinde, seçtiğiniz kral yüzünden feryat edeceksiniz. Ama RAB o gün size karşılık vermeyecek.”

Yukarıdaki bölümde kral olarak İsrailoğulları’nın başında Tanrı’nın kral olduğu ve dolayısı ile ondan başka bir kralın toplumdan vergi alacağı ve onları köle gibi kullanacağı, başına beladan başka bir şey getirmeyeceğinden bahsedilmektedir. Zaten Samuel 1 bölümünün içerisinde İsrailoğulları’nın pişmanlığı da anlatılmaktadır.

Aslında bütün semavi kabul edilen dinlerde tanrı kraldır. İslam’a bakacak olursak Allah El-Melik’tir. Melik kelimesi Arapça kral anlamına gelir. Mülk kelimesi devlet veya krallık demektir.

Yine Kur’an-ı Kerim’de İsra Suresi 111. ayete bakacak olursak; ”Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zillet ve acizliğin gerektirdiği bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah’a mahsustur.” de ve O’nu tekbir ile yücelt.” Denilmekte ve Allah’ın krallığında yani mülkünde ortağı olmadığına dikkat çekilmektedir.

Kral olmak ve başa geçmek toplumu yönetmek gibi konular dinlerde aslında yoktur. Mevcut sistemlerde başa geçen kişilerin toplumu yönetmek gibi bir görevleri de yoktur. Toplumu yöneten tanrıdır. Sistemin başına geçen kişilerin asıl görevi topluma hizmet etmekle yükümlü kurumları yönetmektir.

Bakara suresi 104. ayette  “Ey iman edenler, ‘Râinâ’ demeyin, ‘Unzurnâ’ deyin ve dinleyin. Kâfirler için çok acıklı bir azap vardır.” denilir. Reina “Bizi güt.”, unzurna ise “Bize nezaret et.” anlamına gelir. Nezaret etmek denetlemek demektir. Düzende tutma manasında kullanılmıştır.

Burada ayırt etmemiz gereken durum, yöneticilerin “toplumun yöneticisi mi, yoksa topluma hizmet etmek ile yükümlü kurumların yöneticileri mi” sorularının sorularak durum tespitinin yapılması gerekmektedir. Bizler güdülen koyunlar değiliz. Toplumun güdülmeye değil onun yaşamının düzenlenmesi için var olan kurumların denetlenmesine ihtiyacı vardır.

1789 yılında Fransız İhtilali’nde ortaya çıkan demokrasi kavramı halkın kendi kendini yönetme şekli olarak ortaya atıldı.  Ancak bu sistem eski sistemin bir başka versiyonu olarak karşımıza çıkıyor.

Eskiden krallar kölelerini seçerdi, şimdi ise köleler krallarını seçiyor.

Kralımızı seçme hakkı bize özgürlük verir mi sizce?

Hatta 1945 yılında dünyada kurulan küresel yapılar, krallıkların da üzerine çıkarak küresel sömürü ve zulüm uygulamaktadır. Kralları yöneten kralların varlığından bahsediyorum. Siyasi, ekonomik, askeri, kültürel ve sağlık alanlarında tüm insanlığı sömürü çarkının dişlilerinde öğüten sistemin kralları…

Dünyada zulüm ve sömürü düzeni daha da hoyratlaşarak devam etmekte ve insanlığın bununla ilgili yaptığı bir çalışma ise bulunmamakta… Hatta küresel yapılar (IMF, Dünya Bankası, BM vs.) tüm dünya insanlarını köleleştiriyor. Bu tip küresel yapılar ülkeleri borçlandırarak o ülkenin halkının bütün gelirlerini sömürmektedir. Bir uluslararası bankanın mevcut servetinin, 129 ülkenin milli servetinden daha fazla olduğunu bazı raporlar bize gösteriyor. Buradan da anlaşılacağı gibi dünyaya hizmet etmekle yükümlü kurumların üzerinden insanlık yönetilmeye çalışılmaktadır. Bu şekilde dünya artık yaşanılmaz bir gezegen haline gelmiştir. Her dört saniyede bir çocuğun, tamamen iyileştirilebilir hastalıklardan (grip vs.) dolayı öldüğü; 10 milyon çocuğun mülteci durumuna düştüğü dünyadaki bu sisteme, doğru bir sistem denilemez. Her gün 13 milyar insana yetecek yiyeceğin üretildiği ancak her gece 1 milyara yakın insanın yatağına aç girdiği bu dünyadaki sistem, elbette zalim bir sistemdir. Bir tarafta açlıktan bir tarafta obeziteden çocukların öldüğü dünyada yeni bir sisteme ihtiyaç vardır.

Son olarak mazlumlar ayağa kalkmadıkça zalimler diz çökmez….

Not: Yazının devamı niteliğinde olan “İdeal Sistem Ne Zaman – (Tedavi)”  bölümünde görüşmek üzere…

Yorum Yap

Yorum Yap

Yorumlar (1)

  1. 1 ay önce

    Gayet başarılı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir