Yılbaşının yaklaşmasıyla beraber hindi olarak isimlendirdiğimiz kuş kendini yeniden akıllara getirdi. Hindinin İngilizce karşılığının neden “Turkey” olduğu hakkında eminim bu yazıyı okuyan kişiler önceden birtakım teoriler görmüşlerdir. Özellikle hindinin Kuzey Amerika orijinli bir kuş olmasına karşın “Turkey” ismini alması gerçekten enteresan bir durumdur. Ben bu yazıda en çok kabul gören 2 teoriden bahsedeceğim ve kaynakları da aşağıya bırakacağım isteyen kontrol edebilir.

Öncelikle en çok kabul gören teoriden bahsedeceğim. Sizlerin de bildiği üzere Osmanlı döneminde, Avrupa’da Osmanlı topraklarından “Türkiye” olarak yani “Turkey” olarak bahsedilirdi. Turkey İngilizcede tıpkı Türkçe karşılığında olduğu gibi “The land of Turks” yani “Türklerin toprağı.” anlamına gelir. Bu bilgi iki teori için de önem taşımaktadır.

İlk Teori

İlk teorimizin temeli enteresan bir yanlış anlaşılmaya dayanıyor. Afrika’da Beçtavuğu olarak adlandırılan bir kuş türü bulunmaktadır. Bu kuş coğrafi keşifler sırasında Portekizli denizciler tarafından Kuzey Afrika üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmıştır. Beçtavuğu Kuzey Afrika üzerinden ulaştırıldığı için (Kuzey Afrika o dönem Türk toprağıdır.) Avrupalılar tarafından “Turkish chicken” yani “Türk tavuğu” olarak isimlendirilmiştir.

Avrupalılar Kuzey Amerika’ya ulaştıklarında orada daha önce görmedikleri, Kuzey Amerika kökenli bir kuş türüyle karşı karşıya kalırlar. Bu kuşu daha önce görmemişlerdir ancak daha önce gördükleri bir kuş olan “Turkish chicken”a oldukça benzetmektedirler.

Daha önce sözlükler yazmış olan Orin Hargraves isimli leksikograf (Sözlükbilimci) olanları şu şekilde anlatır:

“Bazı Avrupalılar bir hindi görmüşlerdi ancak bunu bir Beçtavuğuna benzettiler. Beçtavuğu o dönem “Turkey cock” yani “Türk horozu” olarak isimlendiriliyordu. Dolayısıyla Avrupalılar bu iki kuşu aynı kuş zannettikleri için ikisi de aynı ismi almış oldu ve hindiye kısaca “turkey” ismi takıldı.”

Aradan yüzlerce yıl geçmiş olmasına rağmen bu kuşa İngilizcede hala “turkey” denilmektedir, her ne kadar Türkiye ya da Avrupa’yla hiçbir doğrudan bağlantısı olmasa da.

Bu sadece İngilizceye özgü bir durum değildir. Biz de Hindi yani “Hindistan’a ait” anlamına gelen bir isim koymuşuz. Bunun sebebinin de bizim o dönem “Yeni Dünya” olarak isimlendirilen yeri Hindistan zannediyor olmamızdan kaynaklanıyor.

Aynı şekilde Fransızcada hindinin karşılığı “dinde”dir ve yine Hindistan’a ait anlamına gelir.

Hintliler ise bu kuşa “Turki” ismini takmışlardır yani onlar da bu kuşun bize ait olduğunu ima etmektedirler.

Portekizliler ise belki de diğerlerine göre en iyi tahmini yaparak ayrıca bir Güney Amerika ülkesinin de adı olan “Peru” ismini takmışlardır.

İlk teorimiz bu yöndedir ve aslında oldukça da akla yatkındır. Karıştırılan iki kuş gerçekten birbirini andırmaktadır ve çoğu şeye geldikleri coğrafyaya göre isimler takıldığını biliyoruz. Şimdi ikinci teoriden bahsedelim ki o da yine aynı temellere dayanmaktadır.

Beçtavuğu örnek görsel
 Beçtavuğu örnek görsel

İkinci Teori

İkinci teoriye göreyse, Hindi Amerikalı tüccarlar tarafından Avrupa’ya Orta Doğu üzerinden yani yine o dönem Türklere ait olan bir toprak üzerinden getirilmiştir. Bu sebepten ithalatçılar da direkt olarak getirildiği yerin adını vermiş ve yine “Turkey cocks” yani “Türk horozu” adını vermişlerdir, zamanla da söylemin kolaylaşması için sadece “Turkey” denmeye başlanmıştır.

Bilimsel kaynaklara en çok dayanan teoriler bunlardır. Elbette bunlar dışında daha çok teori vardır ancak ben kaynakçada da göreceğiniz üzere en güvenilir kaynakları baz almaya çalıştım.

Neden Yılbaşında Hindi Yeriz?

Madem hindiden bahsediyoruz kısaca yılbaşında neden hindi yendiği konusunda da bir teoriden bahsedelim.

Bu konudaki en meşhur teoriye göre insanlar önceleri yılbaşı kutlamalarında hindi değil; inek, tavuk ve kaz eti yemeyi tercih ediliyorlardı, zaten hindi, coğrafi keşiflerle bulunan bir kuş türü olduğu için tüketilmesi 16. yüzyıla kadar bilimsel olarak da mümkün gözükmüyor. Hindiyi yılbaşında ilk tüketen kişi İngiliz Kral 8. Henry’dir ve 16. yüzyılda tüketmiştir, bu olayla beraber üst zümre yılbaşında hindi yemeyi tercih etmiştir ancak halk bu konuda asillere katılamamıştır çünkü hindi henüz yeni keşfedilmiş, ithal ve oldukça da pahalı bir hayvandır. Yine de halk, ihtiyaçları olduğu için inek ve tavuk yemeyi kesmiş ve kaz yemeyi gelenek haline getirmiştir. Hindi geleneğinin halk arasında yaygınlaşmasıysa 1930’ları hatta bazı kaynaklara göre 1950’leri bulmuştur.

Alperen Özdemir içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Yorumlar Hindinin İngilizce Karşılığı Neden “Turkey”?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Attach images - Only PNG, JPG, JPEG and GIF are supported.

Alperen Özdemir içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]
”Anne, ben çıkıyorum. Ne zaman gelirim, bilmem. Geç kalırsam bekleme, uyu tamam mı?”Kapının ağzından seslenmiştim anneme. Neye, nereye, kime gittiğimi ben bile bilmiyordum o an. Sadece gitmek, kaçmak, uzaklaşmak istiyordum. Neyden, kimden? Var olan herkesten, her şeyden… Kendimden bile… Nereye gittiğimi bilmeden çıkmıştım ancak karar vermem uzun sürmemişti. İşin aslı, gittiğim yer hiç değişmemişti. Güneşi […]
”Yine mi altını ıslattın? Bıktım senden. Nedir bu çektiğim çile? Bitmek bilmiyor!” 11 yaşımdayken en sık duyduğum cümleleri okudunuz az önce. ”11 yaşında altını mı ıslatıyordun?” demeyin hemen. Büyümemiştim ki ben. Büyüyememiştim. Korkumdan, endişemden, hissettiğim suçluluk duygusundan uyuyamazdım çoğu gece. Bazen minik bedenim yorgunluğuma dayanamazdı da sızar kalırdım çekyatta. O zaman da altımı ıslatırdım işte. […]
Zeynep KUŞ ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Mustafa S. Kaçalin, 1957 İstanbul doğumludur. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çayırdüzü köyünden göç etmişlerdir. 1972 yılında girdiği Hasköy Lisesi’nden 1975 yılında mezun oldu. 1976 yılında başladığı lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde 1980 yılında tamamladı. Doktorasını aynı bölümde Prof. Dr. Muharrem ERGİN’in […]

İlgini Çekebilir

SAÇ ÖRGÜSÜ Kitap Adı: Saç Örgüsü Orijinal Adı: La Tresse Yazar: Laetitia Colombani Çeviri: Gülşah Ercenk Yayınevi: Yan Pasaj Yayınevi Sayfa: 188 Baskı: 2020 Tür: Roman İtalya, Kanada ve Hindistan… Üç farklı ülke… Smita, Giulia ve Sarah… Üç farklı kadın… Bu üç kadın, üç farklı kıtada, üç farklı hayat yaşıyorlar. Birbirlerinin varlıklarından bile haberleri olmayan […]
“Doğurup doğurup bir köşeye fırlattığın şeylerin çocuğun olduğunu görmüyor musun?” Hayatımda bir kez olsun bütün cesaretimi toplamış ve bunu da anneme başkaldırabilmek için harcamıştım. Ancak yüzümde ateşten çıkan bıçağın acısı gibi hissettiğim bir acıyla savrulmam alabileceğim en iyi cevap olmuştu. “Sizi bir babanız dahi olmadan, ellerimle ben, yalnız ben büyütmedim mi? Bir de ablaları olacaksın, […]
Başka olur Anadolu’da kış… Yaşamlar da farklıdır tıpkı yüzler gibi. Havalar sert, soğuk ve yıkıcıdır. Ama yüzler, gönüller bir o kadar içten ve samimidir. Anadolu’da hayatın her anı engellerle doludur ama o engelleri aşmak için insanlar ellerini, tırnaklarını, kuvvetlerini kullanırlar. Aldıkları her soğuk hava ciğerleri yakar ama inandıkları yoldan dönmezler, işlerini asla yarım komazlar. Kar […]
Sağa sola koşturan insanlar, geçim derdine düşmüş, değerlerini kaybetmiş insanlarız bizler. Gün geçtikçe dini ve millî bütün değerlerimizi kaybediyoruz fark etmeden ya da yenilenen, değişen dünya döngüsü bizi bu yöne itiyor mu dersiniz. Evet evet! Bence de öyle, teknoloji geliştikçe yeni dünya düzeniyle biz insanlar da değişmeye başladık sanırım. Yerimizi robotların almasından korkarken sanki robotlara […]
 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.